Görsel

Görsel: The Straits Times

İnsanlığın tarih boyunca çektiği dertlerin çoğunun tek bir sebebi var: bozuk insan. Ekmeğin, yumurtanın, sütün nasıl bozulduğunu biliyoruz. Peki ya insan?

Simon-Thomas’dan dinleyelim:

"İnsan en çok karıncalara benziyor, kedilere ya da aslanlara değil. Kediler ve aslanlar yalnız ve rekabetçi bir doğaya sahipler. Oysa insan, karıncalar gibi, toplu yaşayan ve ancak iş birliği ile hayatta kalabilen bir canlı. Biz dinamik ve kompleks topluluklarda diğerleriyle ilişki kurup yardımlaşarak yaşayabiliyoruz. Doğduğumuzda çekip gidemiyoruz: başka bir insanın vereceği derin, sevgi ve şefkat dolu bakıma muhtacız. Hayat boyu başkalarıyla yardımlaşarak, kaynakları bölüşerek var oluyoruz. Tek başımıza kendimize yetmemiz mümkün değil. Beynimizdeki ödül merkezi bizdekini başkalarına verdiğimizde (cömert ve yardımsever davrandığımızda) aktive oluyor: vermek bizim için yaşamsal.

Ancak güç ve ayrıcalık, bu yardımlaşma ve toplu yaşam düzenini, ve en ahlaklı insanları bile bozabiliyor. İnsanlar ihtiyaçlarını karşılamak için başkalarına bağlılar ama, sosyal hiyerarşi sebebiyle çeşitli şekillerde güç ve ayrıcalığa sahip olan insanlarda durum farklı. Onların kaderleri başkalarına bağlı değil, istedikleri ve ihtiyaç duydukları her şeyi kendileri elde edebiliyorlar. Bu düşünce bozulmanın başladığı yer:

Yaşamımı devam ettirmek için başkalarına ihtiyacım olduğunda, yardım istediğimde, ödünç ya da borç aldığımda, destek istediğimde, insanlara bakışım empati ve özdeşlik içeriyor. Onların da benim gibi ihtiyaçları, eksikleri, zorlukları olduğunu görüyorum, düşünüyorum ve benden yardım istendiğinde el uzatıyorum.

Ama her şeyim varsa, istediğim her şey elimin uzandığı yerdeyse, diğer insanlara hiç ihtiyacım olmayacağını düşünüyorsam… İşte o zaman çevreme bakıp benim bu kadar fazla şeyim olup da diğer insanların olmamasındaki eşitsizlik ve haksızlığı görüyorum. Sahip olduğum ayrıcalığı kendi gözümde meşru kılıp temize çekmek için şöyle düşünüyorum: “Ben onlardan daha çok çalıştım, bunları hak ediyorum. Ben onlardan farklıyım, onlarla kıyasladığında özelim.”

Kendime anlattığım bu hikaye beni insanlardan uzaklaştırıyor. Onların acılarına, yaşadıkları sıkıntılara, yoksunluklara yabancılaşıyorum. Bunu şu düşünce takip ediyor: “Onlar benden o kadar farklılar ki, onlarla empati kurmama, onların refahı ya da iyiliği ile alakadar olmama hiç gerek yok.”

Görsel: Soberania

İşte güç ve ayrıcalık, böyle, sinsi bir kurt gibi insanı içten kemiriyor ve vicdanı yok ediyor.

Güç zehirlenmesi acımasızlığıyla daha da büyük güce sahip olan devler (canavarlar?) yaratıyor.

“Benden farklılar ve bu yüzden onları anlamama gerek yok” anlayışının sonucu: gaz odaları, toplama kampları, toplu katliamlar, çocuk işçiler, modern köleler, seks turizmi, sömürülen işçiler, yok edilen kaynaklar.

Hiçbir yazımızı karamsarlıkla bitirmemek adetimiz: bir sorunu anlamak onu çözmenin en büyük adımıysa, o adımı az önce attık 😊

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

JurnalJurnal

BÜLTEN SAYISI

Ne Var Ne Yok Hocam? 9: Güç İnsanı Nasıl Bozar ve Diğerleri...

Ne Var Ne Yok Hocam? 9. sayısıyla sizlerle

24 Haz 2021

Tush Magazine

İLGİLİ OKUMALAR