Tutorialists

Bağımsız oyun incelemeleri yapan , oyun mekaniklerine ve tasarımlarına dair yorumlarını e-posta kutunuza getiriyor.


Pillars of Eternity

Jason Schreier'ın ünlü kitabı "Kan, Ter ve Pikseller"i okuduğumdan beri aklımda olan yapımla daha yeni tanışabildim. Obsidian’ın yaptığı her işe büyük bir saygım olduğunu yazının başında hemen belirteyim. Belki oynanış olarak yeterince tatmin edici bir tecrübe sunmuyor ama oluşturdukları dünya ve diyalog sistemi açısından kesinlikle başarılı olduklarını belirtmeliyim.

Eora adlı fantastik bir evrende geçen hikayede, doğal bir afete maruz kaldıktan sonra yeni güçlerle uyanan bir karakteri canlandırıyoruz. Bu güç bizleri Watcher adı verilen bir efsane haline getiriyor. Hem kendimizin hem de çevremizdekilerin önceki hayatlarında yaşadığı şeyleri ruhları aracılığı ile görebiliyoruz. Hikayemiz "Hollowborn" adı verilen ve doğan tüm çocukların ruhsuz doğmasına sebep olan bir vebanın çözümünü aramak üzerine geçiyor.

Oyunda seçebileceğimiz 6 adet ırk ve 10 adet sınıf var. Ayrıca karakter oluştururken eklediğimiz geçmiş hikayeleri ile çok daha özgün bir karakter oluşturabiliyoruz. Bu konuda oyun, oyuncunun yaratıcılığına fazlasıyla güveniyor. Bu ırkların kendine has yetenekleri olduğu gibi dünya içindeki etkileşimleri de fazlasıyla değişken olabiliyor.

Kendi karakterimiz hariç 5 karakter daha yanımıza alarak ufak bir ordu misali maceradan maceraya koştuğumuz oyunda, savaş sırasında oyunu durdurarak karakterlerimize çeşitli komutlar verebiliyor ve savaşı tamamen kendimiz yönetebiliyoruz. Ayrıca AI modunu açarsak karakterler kendilerine göre uygun gördükleri skilleri kullanabiliyorlar.

Oyun keşif üzerine inşa edilmiş olduğu için bulunduğumuz haritaları arşın arşın dolaşıp en ufak gizemi bile çözmek çok keyifli oluyor. Ancak aynı şekilde karşılaşacağımız düşman sayısı ve tehlikesi de çoğalıyor.

Hikaye olarak fazlasıyla ilgi çekici olan yapımı tam anlamıyla bitirememiş olmamın birkaç farklı sebebi var:

Öncelikle RPG oyunların en sevdiğim tür olduğunu belirtmem gerekiyor. O yüzden diyaloglar konusunda hiçbir zaman sıkıntı çekmedim. Ancak yabancısı olduğum bir dünya ile ilgili çok az bir bilgiye sahipken çok fazla diyalog bombardımanına tutulmaya başladığımda oyun beni biraz sıkmaya başladı. Dünyası ilgi çekici, yanlış anlamayın, benim ilgimi yeteri kadar çekmedi diyebilirim.

Dövüş sistemi türünün benzer oyunlarını fazlasıyla tecrübe ettiğim için bana uzak değildi. Ancak 6 kişilik ekibin yeteneklerini tek tek kontrol etmek, canlarını göz önünde bulundurmak, düşman skillerini takip etmek ve kullanabileceğim itemleri dizmek bir süre sonra çok büyük bir iş haline geldi. Oyunu Hard mod'da oynamayı tercih ettiğim için düşmanlar normalden biraz fazla ve güçlüydü. Buna rağmen ortalama bir dövüşü (ortalamadan kastım 6 vs 6 bir mücadele) sonlandırmak 7-8 dakikayı buluyordu. Ayrıca yenildiğim zamanları düşünürsek aynı düşmana karşı tekrar tekrar oynamak bir süre sonra can sıkıcı olabiliyor.

Oyunun yapılışını merak ediyorsanız “Kan, Ter ve Pikseller” kitabını mutlaka öneririm. Ne büyük sancılarla ortaya çıkan bir yapım olduğu ve yapılış hikayesi çok güzel bir şekilde özetleniyor.

Pillars of Eternity’yi denemenizi öneriyorum. Yukarıda sunduğum sebepler biraz kişisel kaçabilir, o yüzden oyunun genel yapısına bakıp karar vermeniz daha sağlıklı olacaktır. Ancak Obsidian’ın en son çıkardığı RPG Tyranny’yi çok daha başarılı buldum, onunla ilgili yorumlarımı da en kısa sürede paylaşacağım.

NEREDE YAYIMLANDI?

Editörün SeçkisiEditörün Seçkisi

BÜLTEN SAYISI

Aposto! Digest #23: Müzik, Oyun, Finans

Platformdan öne çıkan içerikler ve editörlerin favorileri burada!

28 Ağu 2021

Aposto! Digest #23: Müzik, Oyun, Finans

İLGİLİ OKUMALAR