Ragraga
, haftalık pop kültür bülteni. Gündelik hayatımızı sarmalayan toplumsal trendler, internet kültürü ve sosyal dönüşümlere dair analizler, yorumlar, tartışmaları paylaşıyor.
Aranızda Pac-Man sevmeyen var mı?
Video oyun kültürü bir konsept olarak neredeyse 1970’lerden beri dünyayı kasıp kavuruyor. Pong gibi oldukça basit oyunlarla atari konseptinde başlayan süreç Pac-Man ile ana akımda yer bulmaya başladı. İnternetin herkes tarafından ulaşılabilir olması çok oyunculu oyunların önünü açtı. Oyun grafikleri de 3D formatında gelişince, karşımıza kapsamlı bir olay örgüsüne sahip, dünyanın öbür ucundaki insanlarla birlikte oynayabileceğimiz oyunlar çıktı.
Sanırım sene 2008 ya da 2009’du. Başka bir şehirde yaşayan kuzenlerimi ziyarete gidiyorduk ve ben çoktan bir haftalık tatil planımı belirlemiştim: şehri gezmek, kuzenlerimle vakit geçirmek ve belki birkaç film izlemek. Hepsi bu kadar. Ancak plan yaptığımı gören kader hemen devreye girdi ve eve girdiğimiz anda başka bir dünyanın kapılarını bana açtı: Wolfteam! Henüz yeni yanınlanmış bu oyunun müptelası olan kuzenimi bilgisayardan ayırmak neredeyse imkansızdı. Birkaç denemeden sonra en nihayetinde pes edip kendisine katılmaya karar verdim. Ve böylece mütevazı tatil planlarımı da bir kenara atmış oldum. Önce saatler, sonra günler Wolfteam oynayarak geçmeye başladı. Parmaklarım gitgide hızlanarak oyunun akan temposuna ayak uyduruyor, klavyede adeta dans ediyordu. Bir yandan oynuyor, bir yandan da chat’te yeni arkadaşlar ediniyor, takımlar kuruyordum. Parmaklarımın ağrımasına, gözlerimin kızarmasına, çocuk halimle ilk defa onca küfüre maruz kalmama rağmen tatilin harika geçtiğini düşünüyordum. Sonra bir gün bir el omzuma dokundu ve “Hadi,” dedi, “dönüyoruz.” Annemin bu mucizevi dokunuşu benim bir “gamer” olarak kariyerimin başlamadan bitişi oldu. Memlekete dönüş, oyunlardan da yüzümü dönüş anlamına geldi ve kendimi okul, dershane, sonra yine okul sarmalında buldum. Çok sonraları fark ettim ki bu kısa süreli tecrübem onlarca yıllık geçmişi, binlerce oyunu ve milyonlarca oyuncusu olan devasa video oyun evreninde bir nokta dahi değilmiş.

Video oyun kültürü bir konsept olarak neredeyse 1970’lerden beri dünyayı kasıp kavuruyor. Her şey o dönem piyasaya sürülen çevrimiçi oyunlar kitlelerde büyük bir fitili ateşlemesiyle meydana geldi. Pong gibi oldukça basit oyunlarla atari konseptinde başlayan süreç Pac-Man ile ana akımda yer bulmaya başladı. Pac-Man’i Tetris ve ilk nişancı oyunu olan Space Invaders takip etti. Oyunların sayısı ve eğlence kat sayısı arttıkça rekabet de kızışmaya başladı. Evet, oyun oynamak zevkliydi; ancak skor tutup kazanmak çok daha zevkliydi. Oyun üretiminde başı çeken Japonya Nintendo ve Atari konsollarını geliştirdi. Zamanla konsolların yerini oyun kartuşları aldı. Bireysel bilgisayarların ortaya çıkışı video oyunların da altın çağının yaklaştığın habercisiydi. Final Fantasy, Sonic, Mortal Kombat, Street Fighter gibi oyunlar kitleleri kasıp kavurdu, birçoğumuz için çocukluğumuzla eş anlamlı hale geldi. İnternetin herkes tarafından ulaşılabilir olması çok oyunculu oyunların önünü açtı. Oyun grafikleri de 3D formatında gelişince, karşımıza Doom gibi kapsamlı bir hikayeye, olay örgüsüne, karakterlere ve maceraya sahip dünyanın öbür ucundaki insanlarla birlikte oynayabileceğimiz oyunlar çıktı.

Her ne kadar günümüzde bilgisayarlar, telefonlar ve akıllı tabletler oyun sektöründe kullanılan temel araçlar olara başı çekseler de, oyun kültürünün kitleler arasında bu kadar yayılması esas olarak oyun makineleri sayesinde gerçekleşti. 1940 yılında ilk olarak ortaya çıkan oyun makineleri 1960’larda “Brown Box”ın icadı ile beraber ev içi kullanıma uygun hale getirildi. Aynı dönemde ortaya çıkan Sega ve Taito piyasaya sürdükleri Periscope ve Crown Special Soccer gibi oyunlarla insanların dikkatini oyun oynamaya çeken ilk şirketler oldular. Ancak oyunları gerçek anlamda kitlelere açan şirket Nolan Bushnell tarafından 1972 yılında kurulan Atari oldu. 1970’lerin sonlarına geldiğimizde ABD’deki pek çok restoran insanların dikkatini çekmek ve mekanda daha çok vakit geçirebilmelerini sağlamak için oyun makineleri satın almaya başlamıştı. Çok geçmeden insanlar önce oyunların, sonra restoranların müdavimi oldu. Sebep ise aşikardı: herkes galip gelmek, yan masada oturan kişiyi yenmek ve oyun makinesine adını altın harflerle yazdırmak istiyordu. 1973’te PLATO ağ sistemi kapsamında üretilen İmparatorluk oyunu aynı ekranda tam sekiz oyuncunun oynayabilmesine olanak sağladı ve böylece kazanmak her zamankinden daha önemli hale geldi. Klanlar kuruldu, ve bu klanlar kendi ittifaklarını, kendi jargonlarını, iletişim yöntemlerini ve en nihayetinde kendi kültürlerini oluşturdu.

Bugünden geriye dönüp baktığımızda aynı ekranda sayısız kişinin bir oyunu oynaması oldukça olağan bir durum. Video oyunların altın çağını yaşadığımız günümüzde oyunlar artık yalnızca eğlence ya da rekabet için degil, bir kariyer alanı olarak da geçerli konuma sahip. Kendi devasa ekonomisine sahip video oyun dünyasında büyük paralar dönüyor ve iyi, adanmış oyuncular pastadan hiç de küçümsenmeyecek paylar alıyor. Yalnızca Youtube ya da Twitch gibi sitelerde oynadığın oyunun görüntülerini başka oyuncularla paylaşmak dahi milyonlarca takipçiye, ve aynı oranda milyonlarca gelire kapı aralıyor. Bir zamanlar “çocuklar için” olarak görülen oyunların günümüzde ortalama oynanma yaşı 31. Yine bir zamanlar “erkek işi” olarak görülen oyunların %41’ini kadınlar oynuyor, ve bu oran gitgide artıyor. Wolfteam’den sonra uzun yıllar oyun dünyasına mesafeli kalmış bendenizin dahi kendi halinde, düzenli olarak bir araya gelen bir oyun grubu var. Diğer bir deyişle, 2021 yılında hayat artık oyunlardan bağımsız düşünülemiyor.
NEREDE YAYIMLANDI?
Platformdan öne çıkan içerikler ve editörlerin favorileri burada!
09 Eki 2021

İLGİLİ OKUMALAR


