80'e 20 Kuralı

Bazı kişilerin ne zaman alışkanlık, rutin, zaman yönetimi türevinden söylemler görse "Kişisel gelişim zırvalığı!" diyerek tüy kabarttığını biliyor ve hak veriyorum. Popüler kişisel gelişim furyası ilgi ve iyi niyeti fazlasıyla sömürmüş durumda. Ama bir an için durup düşünürsek içeriğinden bağımsız olarak kişisel gelişim konseptinin kendisinde yanlış olan nedir?

Bu noktada dürüst olmalıyım ki hayatım boyunca bir kişisel gelişim kitabını dahi sonuna kadar okumadım. Hatta biraz da entelektüel kibri ile şöyle düşündüğüm zamanlar da oldu, "Şimdi bu popüler bir kitap, muhtemelen tek bir mesajı var, bu da zaten 15 dakikada öğrenilebilecek bir şey. O zaman bu konuda yazılan bir yazı veya çekilen bir videoyu izler öğrenirim."

Mesela seneler önce Youtube'a ilk başladığım dönem, diye bir kitap ile karşılaşmıştım. O sıralar çılgınlar gibi, günde 14 saat içerik üretmeye çalışmama rağmen ilerleme kaydedemiyordum, 10 saatte 5 dakikalık bir bölümü kurgulamış oluyordum ya da 1500 kelimelik bir içeriğin yazımı günler alıyordu. Hata nerede, nasıl hızlanırım diye araştırırken denk gelmiştim kitaba. Kitaba baktım, oturup bunu okumak istemiyorum bir gün ayırıp dedim. Sonra arkasında ve girişte yazanlardan kitaptaki konsepti anladım ve anlattığı kuralı çarpıtıp kendisine uygulayarak "O halde bu kitabı bitirmek için harcayacağım zamanın %20'sinde, kalan %80'nini de çözerim." dedim. Yani dostum Richard Koch bunu zaten sen öğütledin, ne yapayım şimdi... Kitabı okumadım anlayacağınız. Kural da zaten tam bu değildi ama kapak tanıtımından Kant anlayamayacağıma göre sahip olduğum zamanı Kant ile cebelleşmek için harcamak daha makul geldi.

Ama yine de... Birbiri ardına teorik bilgi depoladığımız trancendence filmindeki gibi sadece bir zihin olarak var olmuyoruz. En çılgın metafizik kitapları yazan filozoflar bile günlük rutinlerine dikkat eden, arkadaşlarıyla yemek yiyerek sosyalleşen, terziye gitmek, doktora gitmek, aile ziyareti etmek, sağlık kontrollerini yapmak gibi benim ıvır zıvır gündelik işler dediğim şeylerle de meşguldü. Haliyle yaşam, ontolojik bir mesele olarak ele alındığı gibi, gündelikliği içerisinde de düşünülmeli. Yaşamdan talep edildiği değer ölçüsüne (verimli, mutlu, huzurlu, artık neyse) yaklaşmak üzere çaba sarf edilmeli. Ben bu gündelikliği nasıl yaşıyorum sahi? Bir günüm nasıl geçiyor? Geri döndürülemez, bu yüzden mübadele edildiği her şeyi yanında değersiz bırakan şu lanet zaman neye nasıl gidiyor?

Ölümlü bir insan olarak fazladan zaman yaratamam belki ama, var olan zamanım üzerine düşünebilir ve zamanla kurduğum pratik ilişkiyi hayattan taleplerim doğrultusunda düzenleyebilirim. En azından. Tabii bu zamanın felsefesini yapmayacağım, zamanı ontolojik bir mesele olarak düşünmeyeceğim anlamına gelmiyor.

Özetle bugün işin gündelikliğindeyiz, teori haftaya. Nitekim bir zihin olduğu kadar bir beden olarak da yaşadığımıza göre (hatta aslında önce bir beden olarak varız da her neyse şimdi felsefe yapmayacağım) hem bedene hem zihinsel yaşantıya dikkat etmek, teorik olduğu kadar gündelik yaşamı da mesele etmek pek de yanlış gelmiyor kulağa. Hatta zaten doğruya daha yakın olanı zaten bu gibi görünüyor. Teorik yaşam, bedensel yaşam, ekonomik yaşam ve sosyal ilişkiler olmak üzere 4 ayaklı bir sehpa gibi düşünüyorum hayatı, dört ayaklı sehpa her türlü tek ayaklı sehpadan daha sağlam basar yere, rüzgarda tutuşu güçlü olur. Kişisel gelişim dediğimiz konsept de özünde tam da bu dört ayağı kişisel değer ve talepler doğrultusunda düzenleme amacına hizmet ediyor. Kişisel olarak gelişmem, gündelik yaşamı mesele edip düzenlemem neden yanlış olsun? "Gelişim kavramına takıyım ben, neden sürekli yarış atı gibi koşturarak, hayatı bir kazanma meselesine dönüştürelim?" diyebilirsin. Fakat burada gelişim kavramını ilerleme, maddi karşılığı olan, ölçülebilen bir aşama atlama olarak düşünmediğimi belirtmem gerekir. İçinde bulunduğun pozisyondan ilerlemeksizin durduğun yerde derinleşmek de bir çeşit gelişim olabilir. Aksine sahip olduğun tüm maddi koşullardan vazgeçmek de bir gelişim olabilir, değer yargılarına göre. Gelişim sadece çizgisel bir ilerme değil, sarmal, iç içe geçmiş genişleyen halkalar da olabilir. Sonuncusu benim de favorim. Ne demişti Rilke, "Hayatımı genişleyen halkalar içinde yaşamak isterim ben." Ben de sevgili Rilke, ben de.

Oysa mevcut gerçekliğim buna her açıdan tam olarak hizmet etmiyor, genişleyen halkalara yani. Bedeni adeta Le Mettrie'nin makinası gibi, hizmet etmek üzere varolmuş bir motormuşcasına değer vermeden çalıştırıyorum. Sonra bir bakıyorsun ayın 4 günü hastanede o bölüm senin bu bölüm benim, stres kaynaklı bir takım bozukluklarla debeleniyorum. Sonra bazen kendime sinirleniyorum, "Alt tarafı bir bedenin var şu varoluşsal durumda, o da zaten her şeyi kendi kendine hallediyor, fazlasıyla akıllı, yürüttüğü işler benim bilinçli irademle idare edilmek zorunda olsaydı halimiz duman olurdu, şu bedene de iyi bakamıyorsan senden hiçbir şey olmaz be Dilara!" diyorum.

Sonra bahaneci Dilara beliriyor ve diyor ki, "Zaman mı kalıyor?" Günde en az 10 saat mesai yapıyorsun, (kendi işini yapan bir freelancer olmanın laneti, iş hiç bitmiyor.), spor, yoga, meditasyon, düzgün beslenme, uyumayı düşünmeye zaman mı kalıyor. Dahası entelektüel gelişime de hiçbir şey kalmıyor. 5 sene önce aynı anda iki farklı üniversitede iki farklı bölümde çift yüksek lisans yapan Dilara ile şimdilerde bir kitabı bir ayda bitiremeyen Dilara arasında tek bir fark var; biri çalışıyor, diğeri çalışmıyor. Biri gündelik tüm meseleleri ailesine yıkıyor, diğeri yıkmıyor.

Ama madem bundan başka bir çare yok, o güzel günlere geri dönmek de mümkün değil, bu gündelik yaşam meselesini nasıl çözeceğiz düşünmek gerekiyor.

NEREDE YAYIMLANDI?

DilozofDilozof

BÜLTEN SAYISI

Gündelik Yaşamın Yönetimi

Zaman, Rutinler ve Motivasyon Meselesi...

18 Kas 2021

Gündelik Yaşamın Yönetimi

İLGİLİ OKUMALAR