Anlaşılması lazım bir meçhul

Ayakkabı boyacısı, “Demek şimdi dalgadasın?” diye soran gazeteciyi “Dalganın kuyusuna düşmedik. Şimdi yalpalıyız. Baştankara etmeye vakit var. Sizin gibi beylerden daha birkaç kişinin kunduralarını boyarsak keyfimiz tamamdır.” sözleriyle cevaplıyor.

Peki nedir bu dalga?

"Dalga; evet dalga anlaşılması lazım bir meçhuldür."

Osmanlı'da polis müfettişi olarak görev yapmış bir isim Muallim Şövalye Hasan Bahri. 1910'ların köy düğünlerinden “telefonda aşk”a kadar birçok konu üzerine yazdı. Bu konulardan biri de esrar. 1915 tarihli Esrarkeşler kitabında, müptezellerin kullandığı jargonu detaylı olarak anlatır.


Esrarkeşler, Muallim Şövalye Hasan Bahri, Kebikeç Yayınları, 1997

"Esrar dalgası nedir?" diye sorar, “Dalga anlaşılması lazım bir meçhuldür.” diyerek cevabına başlar:

"Bir esrarkeş için gaye dalgaya düşmektir. Dalga nedir! Dalga işittiğiniz vechle bir bardak suyu Atlas Okyanusu gibi görmek ne de bildiğimiz su dalgalanmalarıdır; fikrin, engin denizde sonsuza dalması, varolan gerçekler ve eşya ile meşgul olmasıdır.”

“Dalga” ile birlikte tüm jargon denizcilik terimleriyle şekillenir. Ayakkabı boyacısı, “şimdi yalpayız” derken “geminin rüzgâr ve dalgaların etkisiyle bir iskeleye, bir sancağa yatıp kalkması”ndan; “Baştankara etmeye vakit var” derken de “batma tehlikesi karşısında mürettebâtı kurtarmak için gemiyi baş tarafından karaya bindirmek”ten bahsetmiyor olmalı. Ruh halini, “dalga”nın etrafında şekillenen jargon ile anlatıyor.

Şiirin seçkinler için olmadığını savunarak Garip akımını kuran Orhan Veli Kanık 1949’ta yayımladığı şiir kitabındaki bir şiirinde ise şöyle diyor:

Mesut sanmak için kendimi

Ne kâğıt isterim, ne kalem;

Parmaklarımda cıgaram,

Dalar giderim mavisinden içeri

Karşımda duran resmin.


Giderim, deniz çeker;

Deniz çeker, dünya tutar.

İçkiye benzer bir şey mi var,

Bir şey mi var ki havada

Deli eder insanı, sarhoş eder..

Bu dizelerin yer aldığı şiirinin adı Dalga; “İnsanı deli eden, sarhoş eden bir şey mi var havada?” diye sorarken anlatmak istediği cigarasından çektiği iki nefestir. Anlattığı, sokakların, gariplerin, ayakkabı boyacılarının, “kendini mesut sanmaya” çalışanların sıradan hikayesidir.

NEREDE YAYIMLANDI?

“Para seni yiyeceğine sen parayı ye!” #6

1930'larda, eski adıyla Cadde-i Kebir, yeni adıyla İstiklal Caddesi'ndeki bir birahanedeyiz...

23 Kas 2021

http://www.eskiistanbul.net/resimler/istiklal-caddesi-1930.jpg

İLGİLİ OKUMALAR