İçimdeki Dünya
"İçimizdeki dünyaya yakınlaşabilir miyiz? Onu merakla keşfedebilir miyiz?" sorularıyla yola çıkan , pratikleri, ilhamları, motivasyonları ve şifa dünyasından haberleri iki haftada bir e-posta kutunuza getiriyor.
Acılar ve Suçluluklar
Bazen karnınızın ortasına bir taş oturmuş gibi hissettiğiniz, bundan sonrasına dair heveslerinizi, yılbaşı süsleri gibi bir torbaya doldurup yatağın altına veya dolap üstlerine kaldırmalıymışsınız gibi hissettiğiniz ya da kendi durumunuza şükredecek durumda bile olsanız, Dünya'nın acılarını kendinize alıp, her sabaha bir boşluk ile uyandığınız oluyor mu?
Belki azınız, belki çoğunuz, sürekli olmasa bile böyle tecrübelerden geçiyordur. Kötü haber; Dünya bir süredir hepimizin fark ettiği üzere zor zamanlar geçiriyor ve gerek mikro düzeyde kendi yaşamlarımızda, gerekse makro düzeyde evrensel alanlarda bunun yansımalarını görüyoruz gün be gün. İyi haber; Dünya bu gibi zorluklara, felaketlere, acılara zaten alışık ve tüm süreçlerin en başından beri farklı senaryolardan geçmeye devam ediyor. Bizse insanlık olarak ancak kendi gözümüzle görebildiğimiz, elimizle tutabildiğimiz, empati yapabildiğimiz ölçüde bunları fark ediyoruz.
Fark ettiğimiz zaman da işte, sanki bunlar sadece bizim başımıza geliyormuşçasına bir ıstıraba, ümitsizliğe ve suçlamaya düşebiliyoruz. Yaşadığımız, daha doğrusu kendimize yaşattığımız ıstırap, zaten var olan acıları ikiye katlıyor. Niye, neden, nasıl soruları zihnimizi kapladığında, “Yetersiz miyim? Başka bir şey yapabilir miydim? Nereye gidiyor Dünya’nın bu hali?” gibi sorular, acının yanı sıra, bize ıstırabı yaşatmaya başlıyor.
Gönül Yangınları başlıklı yazımda, “Acının gerçekliği, yaşamın acı dolu olması”, Budizm’de Dukkha olarak adlandırılan kavramdan bahsetmiştim. Acılar var ve gerçekler, önce bunu anlamak gerekiyor demiştim. Biz hayatımızı görece iyi geçirdiğimiz için, hayattan keyif aldığımız için, hayatımıza anlam katacak şeyleri yapmaya devam ettiğimiz için acı artmıyor ya da geçmiyor ve geçmeyecek de. Hayatımızda acı var ve olmaya devam edecek.
Viktor E. Frankl “İnsanın Anlam Arayışı” kitabında, “Varoluşsal Boşluk” kavramından bahsederken şöyle diyor:
“Hiç bir içgüdü, insana ne yapacağını söylemez. Hiçbir gelenek ona ne yapacağını söylemez; bazen insan neyi arzuladığını bile bilmez. Bunun yerine, ya diğer insanların yaptığı şeyleri arzular, ya da diğer insanların kendisinden yapmasını istedikleri şeyleri yapar.”
Sonrasında ise, yaşamın anlamı konusuna geliyor.
“Nihai anlamda kişinin, yaşamın anlamının ne olduğunu sormaması, bunun yerine bu sorunun muhatabının kendisi olduğunu kavraması gerekir. Tek kelime ile her insan yaşam tarafından sorgulanır ve herkes, sadece kendi yaşamı için cevap verir, sadece sorumlu olarak bunu yapabilir.”
Burada özellikle kişinin, öncelikle “kendinden” sorumlu olmasına dikkat çekiliyor, varoluşun özünün sorumlulukta olduğu belirtiliyor. Bu konu ve yaşamdaki anlam arayışı, varoluşsal meseleler uzar gider ancak burada yine daha önce yukarda bahsettiğim yazımda da kısaca değinmiş olduğum, Budizm’de belirtilen bilgelik yoluna bağlanmak istiyorum. Kendi sorumluluğumuzu, kendi yolumuzu belirlerken bize ışık olabileceğine inandığım 8 basamaklı asil yol, belki bize başkalarını ve kendimizi suçlamaksızın, tüm bu acıların içinde, kendi içimizde bir tatmin bulma yolu açabilir.
Öğrencisi olduğum Cem Şen, hayattaki en önemli başarılardan birinin, hatta belki de en önemlisinin “tatmin olmak” olduğundan bahsediyor. Ancak, şöyle tatmin olacağım, bunu da yaparsam tatmin hissedeceğim, ya da şu savaş biterse, ekonomi düzelirse tatmine ulaşma imkanım artacak gibi, sürekli olarak arzuları tırmandıran merdivenli bir sistemle bu tatmine ulaşabilmek mümkün değil aşikar olduğu üzere. Aksine, zihnimizle ve kendimizle bu anlamda ilişkimizi değiştirmedikçe, dış dünyadan tatmini beklemeye devam ettikçe, daha da beter bir döngüye giriyor ve dikkat edin hem kendimizi cezalandırır, hem başkalarını ve belki yine kendimizi suçlar hale geliyoruz. Şöyle olmasaydı böyle olacaktı; şu zamanda doğmasaydım; ortalık yangın yeri, paylaştığı şeylere bak; ne kadar duyarsız (kendimiz o kadar duyarlıyız ki, bunun kibiriyle kolayca başkalarının duyarsızlığına karar verebiliyoruz); ne zaman bitecek bu kış; ve bu böyle uzatar gider.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Aposto!'da öne çıkan içerikler ve editörlerin favorileri burada!
19 Mar 2022

İLGİLİ OKUMALAR


