
Latince “invedire” yani “kötü kötü bakmak” kökünden gelen “envy” çeşitli dillerde farklı kelimelerle karşılansa da genel olarak dünyanın birçok noktasında “kötücül” bir duygu olarak algılanıyor.
İşe bu kalıplaşmış algıyı kırmakla başlayalım, kıskançlık –her zaman- kötü değildir. Kıskançlık sadece bir duygudur. Diğer duygular gibi belirli davranışlara dönüşebilen ve sonunda iyi ya da kötü sonuçlar ortaya çıkarabilen bir duygu.
Kıskançlığın temelde kötü olarak algılanmasının en önemli nedenlerinden birisi tüm dinlerin bu duyguya ilişkin negatif telkinleri vurgulamasıdır. Gerek çok tanrılı pagan dinler gerekse tek tanrılı semavi dinler, hepsi kıskançlığı uzak durulması gereken bir duygu olarak resmederler. Hristiyanlıkta yedi ölümcül günahtan biri olarak gösterilirken, Müslümanlıkta birçok ayette insanı şeytana yönelttiği ifade edilir. Hatta tüm dinlerde yeri olan, Habil ve Kabil kardeşlerin dünyanın ilk cinayetiyle sonuçlanan hikâyeleri odak noktasına bu duyguyu alır. Tanrı'nın Habil’e olan sevgisini kıskanan Kabil kardeşine duyduğu kin ve nefreti daha fazla kontrol edemez ve kardeş katili olur.
Benzer durum bir çok folklor hikâyesi için de geçerli. Andersen’in, Grimm kardeşlerin masallarında, ya da dünyanın farklı coğrafyalarında anlatılan, hayata dair nasihatler içeren birçok mit ve öyküde de kıskançlığın insanın başına ne dertler açtığı anlatılır ve bu duygudan kaçılması öğütlenir. Toplumsal kodların ve kültürel değerlerin oluşmasında önemli rolü olan din, mit, folklor hikâyeleri gibi unsurlar kıskançlıktan bu kadar negatif bahsederken, bu duygu hakkındaki genel algının pozitif olmasını beklemek en basit haliyle naiflik olur. Neyse ki sosyal bilimler var ve peşin kabullerimizi irdelemekte ve gerçekleri görmekte bize rehberlik ediyor.
Kıskançık ve hasete karşı gıpta ve imrenme
Teolojik ve folklorik hikâyeler bir yana, sosyal bilimler penceresinden incelendiğinde görülür ki kıskançlık ne iyi ne de kötüdür. Sadece bir duygudur ve iyi ya da kötü olan sebep olduğu davranışlardır.
Helmut Schoek “Kıskançlık: Bir Sosyal Davranış Teorisi” kitabında kıskançlığın gelişmiş ve modern dünya için ne kadar önemli ve değerli olduğundan bahsediyor. Schoek’e göre eğer ilk insan komşusunun taş aletlerini kıskanmasaydı daha iyi aletler yapmak için uğraşmayacaktı. Eğer ülkeler diğer ülkelerin refah durumlarını kıskanmasalardı daha iyi teknolojiler geliştirmek için çalışılmayacaktı ve bizler şu an sahip olduklarımızın pek çoğuna sahip olmayacaktık. Haydi bir örnek verelim, Amerika Birleşik Devletleri, Sovyet Rusya’nın uzaya ilk insanı göndermesini kıskanarak uzay çalışmalarına hız vermeseydi, belki de aya hiç gidilmemiş olacaktı. Farklı açılardan baktığımızda insanlığın gelişmesinin altında bu temel duygumuz yatıyor diyebiliriz.
Aslında çok primitif bir yerden gelen kıskançlık, doğru motivasyona sebep olduğunda bireyin ilerlemesi ve kendini geliştirmesi için bir itici güç olarak çalışıyor. Konuyla ilişkin literatüre baktığımızda da birçok araştırmanın kıskançlığı vücutta oluşan urlar gibi iyi huylu ve kötü huylu olarak sınıflandırıldıklarını görüyoruz. Bu ayrım bizim dilimizde net olarak kelimelerle yapılıyor, kıskançlık ve haset kötü anlamda kullanılırken gıpta ve imrenme duygunun iyi yönünü betimliyor.

A Simple Favor (2018)
Kaynak: Popsugar.com
Peki, kıskançlığın hasete ya da gıptaya dönüşmesine ne sebep oluyor? Öncelikle kıskançlık konusu olan şeyin ulaşılabilir olup olmaması etkili. Bireyler ulaşılabilir gördükleri şeylere sahip olanlara gıpta ile bakmaya daha yatkınlar. Ulaşmalarının neredeyse imkansız olduğunu düşündükleri şeyler söz konusu olduğunda ise haset besleyip kötüleme yoluna gidebiliyorlar. Örnek verelim: almak istediğiniz bir ayakkabıyı başka birinin ayağında gördüğünüzde içinizde hissettiğiniz o küçük hareketlilik aslında kıskaçlığın uyanışıdır. Böylesi bir durumda çoğumuz “çok güzel ayakkabı, ben de almalıyım” düşüncesiyle para biriktirmeye yöneliriz. O ayakkabıya ulaşabileceğimizi ve bunun için neler yapmanız gerektiğini biliriz. Ama elimizin ulaşamayacağı bir şey söz konusu olduğunda işler değişir ve kıskançlık karanlık yüzünü gösterebilir.
Bir diğer önemli etken ise kıskanılan kişinin, kıskanan kişiyle olan ilişkisi. Kendimize yakın hissettiğimiz kişilerin elde ettiği şeylere gıpta ile bakarken, kendimizden uzak ve hatta düşman gördüğümüz kişilere karşı haset hissetmeye daha yakınız. Tabii bu durum tek taraflı işlemiyor. Eğer kıskanılan kişi kıskançlık konusu olan şeyi bir böbürlenme ya da üstünlük nişanesi olarak kullanıyorsa kıskançlık karanlık tarafa daha kolay yönelebiliyor.
Kişilik özelliklerimiz de kıskançlığın iyi ya da kötüye dönüşmesinde etkili olabiliyor. Hırslı ve duygusal açıdan dengesiz kişilerin kötücül kıskançlığa yönelme oranları yüksekken, sakin ve uyumlu kişiliğe sahip olanlar iyicil kıskançlığa daha yakın. Ancak bu konuda net çizgiler çeken araştırmalar ve sonuçlar yok. O nedenle herkesin iyi ve kötü kıskançlığı deneyimlemesi mümkün. Mühim olan kıskançlık duygusunun oluştuğu bağlam ve kişinin bu duyguyu yönetip yönetemediği.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: kıskançlık da her duygu gibi yönetilebilir. Yönetilebilen kıskançlık iyi sonuçlar yaratırken, yönetilmeden teslim olunan kıskançlık yıkıcı sonuçlara sebep olabilir.
Bu duyguyu hakkıyla yönetebilmek için neyi, neden ve hangi koşullarda kıskandığımızı anlamamız gerekiyor. İşte bu da tam olarak önümüzdeki sayımızın konusu olacak. Kıskançlığı deneyimlememize neden olan şeyler neler? Neyi neden kıskanırız? Hangi koşullar altında kıskançlık kendisine büyüyüp genişleyecek alanlar bulabilir? Kıskançlığı ve kıskanılmayı nasıl yönetebiliriz? Bu soruların cevabını merak ediyorsanız ekim ayını beklemeniz gerekecek.
Dileriz keyifle okumuşsunuzdur. Bizleri sosyal medya hesaplarımızdan takip etmeyi, görüş, öneri ve eleştirilerinizi bizimle paylaşmayı ihmal etmeyin. Sizlerin görüş ve önerileri konu seçimlerimizde ve kendimizi geliştirmemizde büyük rol oynuyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Jurnal
İki hocanın kaleminden ve sesinden, başka hocaların da katılımıyla sosyal bilimlerde sıcak konular.
İLGİLİ OKUMALAR



