ANGST, krizin ortasında bekletilen halkın kaderi üzerine düşünüyor.
Arafta kalan halk
Yazı: Enes Köse
Beklemek, umut ve muğlaklık arasındaki geniş spektrumda konumlanan, zamanın normal akışının sekteye uğradığı ve en öznel şekilde hissedildiği bir durumu ifade ediyor. Eylem ve eylemsizlik arasında salınan bekleme, anlatı açısından da kadim bir geçmişe sahip. Dante’nin meşhur İlahi Komedya’sında Araf’ta hesabının kesilmesini bekleyenlere büyük bir yer ayrılmıştır örneğin. Godot’u Beklerken’de de bizzat beklemenin kendisinin merkezde olduğu bir anlatıyla karşılaşıyoruz. Kitap alegorik atıflarla birlikte çeşitli şekillerde yorumlansa da temelde beklemenin evrenselliği diyebileceğimiz bir konumdan sesleniyor.
Bekleme konsept olarak modern zamanlarda da önemli bir etki alanına sahip. Trafik ışıklarından bürokratik süreçlere, mesai mantığından her türlü sıraya kadar belirli bir nizamın boşluklarında beklemek vardır. Muazzam bir hıza şahit olduğumuz günümüzde beklemenin tahammül sınırlarını zorlayan bir yapısı vardır. Geç kapitalizmin insanı, programlanmış ve zamanlara bölünmüş dünyasında sürekli bir yere yetişmek zorundadır ve beklediği durumlar kendisi için araf gibi görünür. Dolayısıyla hayatın içindeki eylem kadar bir çeşit eylemsizliğin de kapsandığı bir durumdan bahsediyoruz.
Beklemenin edebi ve psikolojik yapısının ötesine işaret eden politik bir karşılığı da var. Daha çok bekletilmek diye ifade edebileceğimiz bu durumda, iktidarın beklemeyi kendi mekanizması içinde güç ilişkilerinin bir parçası olarak kullandığı durumlara şahit oluyoruz. Nilgün Toker, beklemenin eylemsizliğe çağıran ve zorlayan niteliğinin iktidarın kendi gücü üzerinde cisimleştirebileceği bir alan yarattığını söylüyor. Yani iktidar başkalarının iradesizleştikleri bir alan üzerinde kendi iradesini güçlendiriyor. Bu noktadan hareketle beklemenin kendi iradesiyle gerçekleştirememe ve bir iradesizleşme hâli olduğunu aktarıyor. Bir çeşit istek sahibi olup o isteği gerçekleştirecek iradeye sahip olmama durumu.
Zerrin Özlem Biner ve Özge Biner’in derlediği Beklerken kitabında da iktidarın bekletme kudretini nasıl kendi iradesini nesneleştirmek için kullandığını çeşitli başlıklarda görüyoruz. Mülteciler bekleme - bekletme pratikleriyle neredeyse en fazla karşılaşan özneler olarak beliriyor. Yurtlarından olmuş mülteciler sığınmak için başvurdukları sınırlarda bekliyorlar, daha sonra sığındakları yapıların bürokratik iradesini bekliyorlar ve bu süreç yıllar alıyor. Dekorun arkasında bırakılan mülteciler, gündelik hayatın dışında bırakılmış isimsiz figüranlara dönüşebiliyorlar. Ya da en fazla “keyif hırsızı” ve muğlak bir kötülüğün kaynağı olarak görünebiliyorlar ama tüm bu süreç onların iradesi dışında gerçekleşiyor. Özge Biner’in de belirttiği gibi gündelik hayata entegre edilen bu bekleme hâli; şimdideki beklentinin en aza indirgendiği, yaşanan mekânda gelecek algısının ve yatırımının sadece bugünün ertesi ile sınırlandırıldığı bir beklemeye dönüşür.
NEREDE YAYIMLANDI?
Aposto'da öne çıkan çıkan yayınlar ve içerik derlemeleri.
05 Mar 2023

İLGİLİ OKUMALAR


