Spor yayını Punto, Monica Seles'in hikâyesini yazıyor.
Yarım kalan bir hikâye: Monica Seles
90’larda tenis izleyicisi olmadıysanız, Monica Seles’in ismini en çok “... yapan en genç tenisçi” istatistiklerinde görmüşsünüzdür. “Monica Seles’ten bu yana en genç” cümlesini defalarca kurduğumu hatırlıyorum. Yugoslavya’da doğan Seles, 11 yaşında Junior Orange Bowl’u kazandığında meşhur koç Nick Bollettieri’nin dikkatini çekmiş ve küçük yaşta Yogoslayva’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne gelerek Bollettieri Akademi’ye kaydolmuş. 15 yaşında profesyonel tenise adım atan Seles’in ilk sezonunu şöyle özetleyebiliriz: Houston’da tur düzeyinde ilk şampiyonluk, Roland Garros’ta ilk Slam katılımında Steffi Graf’a karşı yarı final ve sıralamada dünya 6 numarası!
Bir sezon içinde yakalanan bu çıkış, sonraki sezon için tenisçilerin en büyük sınavı olur. Kazanılan puanların korunması ve üstüne konulması gerekir. Monica Seles, henüz 16 yaşındayken karşılaştığı bu sınavı en iyi geçenlerden biri olabilir. Zira üst üste kazandığı 6 turnuva, 36 maçlık yenilmezlik serisi ve kariyerinin ilk Slam şampiyonluğunu kazanmak, sınavı A+ ile geçmeye eş değer sayılabilir. 1990 Roland Garros finalinde, önceki yıl yarı finalde yenildiği, zamanın dünya 1 numarası Steffi Graf’ı 2 sette yenerek kazandığı şampiyonluk, onu hala sık sık anmamızı sağlayan “en genç” unvanlarının başında geliyor. Aynı sezon, Gabriela Sabatini’yi 5 sette yenerek kazandığı Sezon Sonu Şampiyonası da onu tüm zamanların en genç sezon sonu şampiyonu yapıyor. 16 yaşındaki Seles, sezonu Steffi Graf’ın ardından 2. sırada kapatıyor.
NEREDE YAYIMLANDI?
Susan Sontag'dan bir deneme, İstanbul mimarisi, iş dünyasında Z kuşağı
30 Nis 2023

İLGİLİ OKUMALAR


