“Sosyal bireyler genellikle dövme yapmayı ve dövmeyi hayatın dalgalanmaları ve belirsizlikleri arasında istikrar yaratan bir şey olarak görüyorlar.” Bununla beraber, Hindistan, Yeni Zelanda, Çin gibi birçok yerde de görüleceği üzere dövmeler çok eski gelenekleri, kültürleri ve kişilik/kimlik oluşumunu temsil ediyor. Peki ilişki desen bağlanamaz, iş desen beğenemez, değişimin peşinde, eleştirinin eşiğindeki bu serseri neslimizin dövme ile olayı nedir?* Sanat ve semboller ile bireysellik arayışı mı? Belki. Kendini bir gruba ait hissetmek mi? Olabilir. Bir çeşit isyan mı? Mümkün. Günün sonunda nedenleri değişiyor. Ben üstümdeki dövmeleri düşündüğümde ana temanın bağ ve hatırlamak olduğunu gözlemliyorum. İlk dövmemi yaptırmaya babamla gittim, dövmenin ‘cool’ olduğunu düşünüyordum, evet, ama asıl nedenim o dönemde anlamlı bulduğum bir hatırayı bedenimde tutmaktı. Üniversitenin ilk senesinde, yeni başlangıçlar, yeni bir şehir ve yeni arkadaşlıkların gazına gelip saçma bir dövme yaptırdım. Anısı benim için hâlâ o değişim enerjisini tutar, dövmenin kendisi komik olsa da. Üniversitede sanat stüdyosunda stick-n-poke dövme yapan bir çocukla tanışıp, arkadaş olmuştum. Onunla bir makale için röportaj yaparken de, bana dövme yapmasının havalı olacağını düşünmüştüm. Böylece ayak bileğimde, zar zor görülen bir yerde bir başka dövmem var. Anlamı, dövmeyi yapan kişi vefat edince arttı. Şu ana kadar dövme yaptığı herkes, üzerlerinde onun küçük sanat eserlerini taşıyor. Bunun gibi birkaç tane daha minik minik dövmem var. Daha çok yapmayı düşünmüyorum ama aslında hepsinin farklı anılara ve kişilere bağımdan geldiğini biliyorum. Bu nedenle de dövmenin fiziksel görünüşündense, ben anlamına odaklanıyorum. Geçtiğimiz Eylül ayında unutma korkusu, bilgisayar bozulması ve fotoğraf çekme üzerine bir yazı yazmıştım. Hatırlamak için, ilişkilerin gerçekliğini kayıt altına almak için sanki illa ki fotoğraf gerekiyormuş gibi… Dövmelerle ilgili de sanırım aynı şeyi hissediyorum. Bir şeyi yakalamak ve bırakmamak. Onu tutmak. Geçicilik fırtınasının ortasında, fırtınanın gözüne ulaşıp, bir durağanlık arayışı belki. Belki. Sonra da amaaan diyorum. Sevmişiz, yaptırmışız işte n’olacak, en büyük problemimiz üstümüze kazıttığımız bir sembol mü gerçekten, bırakın sorgulamayın. Mina ne der? ‘It's not that deep bro.’ Yani o kadar derin değil dostum.
‘Ah nerede o eski bayramlar’ cümlesini duymadığım ya da düşünmediğim bir bayram hatırlamıyorum. Eskiden daha kalabalık olan aile anılır, bayramın değerinin eksildiğini gözlemleyen aile büyükleri eski anılarını anlatır. Dünya dönüyor, bazı şeylere verilen değer azalıyor ya da şekil değiştiriyor. Bu değişim tabii bununla sınırlı kalmıyor. Bayramlara bakış açısını bırakın, mesleklere, modaya, politikaya, birey olarak kendimize bakış açımız değişiyor. Değişirken de kimi zaman geçmişe atıfta bulunuyor, kimi zaman da eski fikirleri yıkarak yeni bir dönem başlatıyor. Bunun bir mikro örneği de dövmeler (bayramdan girip nasıl dövmelerden çıktım).
Geçicilik, yaşam, ölüm, devamlılık, bağlılık, özgürlük gibi konseptlerin gündem ile yüzümüze bir hayli vurulduğu ve Z-jenerasyonu ile ilgili kalıplaşmış fikirlerin bol olduğu bu dönemde, bence dövmeler çok ince bir çizginin üstünde duruyor. Geçicilik ve kalıcılık arasında bir dengede vücutlarda hayat buluyor. Şu dünyada olduğumuz süre boyunca kalıcı; deriye işlenen mürekkep ile beraber içinde barındırdığı anlam ve anılar da kalıcı. Ama aynı zamanda çoğu şey gibi tamamen geçici. Eee n’aparsın işte tatlım ölümlü dünya.
Dövmelerin tarihine inen, Tattoo Histories: Transcultural Perspectives on the Narratives, Practices, and Representations of Tattooing adlı kitapta Sinah Theres Kloß, toplumda dövmenin çok farklı rolleri olduğunun altını çiziyor.
Peki, bu hafta nelerimiz var?
- Beliz neden dövme yaptırdığının bir manifestosunu bizimle paylaşıyor. Unutmamak? Orhan Pamuk? Detaylar yazıda.
- Bu hafta çerezlik hikâyelerde dövmelerinizi ve bu dövmelerin anılarını sordum.
İyi okumalar!
*Bu söylemleri ironik olarak söylediğimin altını çizmek istiyorum. Hani ilk defa 20'liği okuyorsunuzdur ve bu yazıya denk gelmişsinizdir diye.
İLGİLİ BAŞLIKLAR



