‘Beni gör, beni sev

Netflix

: Onaylanma ihtiyacının başımıza açtığı belalar

Çocukluktaki ilk ilişki deneyimlerinden tahsil edilemeyen sevgi, ilgi, görülme, onaylanma gibi ihtiyaçlar asla unutulmuyor ve bir yere kaybolmuyor. Yani geçmiş, yakamızı bir an bile bırakmıyor. Kişinin ruhsal dünyası da bu eksikliklerle şekillenmeye başlıyor.

Yazı: Tuğçe Isıyel

Bir insanın hayat boyu en temel ihtiyacı diğerleri tarafından görülmek, sevilmek. Bu ihtiyacın karşılanabileceği yegane yer ise kuşkusuz ilişkiler. Her türlü ilişki buna dâhil; sevgili, evlat, anne, baba, eş, dost, patron, meslektaş, hatta bir kedi, köpek; ama mutlaka bir ilişki… Bu yüzdendir ki ömür biter ama ilişkilerle meselemiz hiç bitmez.

Hepimizin ilk ilişki deneyimi, bize ilk bakım veren kişilerle oluşmaya başlıyor. Bunlar da şansımız varsa anne ve babamız oluyor. “Şansımız varsa” dedim ama şimdi vazgeçtim çünkü bazı anne-babalarla kurulan ilişki, o kadar da şanslı bir yerden kurulamayabiliyor. O şanssızlığın ardından ne mi oluyor? “Seyreyle gümbürtüyü” tadında bir yaşam olasılığı.

Baby Reindeer, son dönemde üzerine en çok yazılıp çizilen ve tartışılan dizilerden biri olurken pek çoğumuzu da farklı açılardan epeyce sarstı. Dizinin, üzerine düşündürebilecek birçok katmanı var; ancak benim niyetim bu yazıda dizinin analizini yapmaktansa ortadaki temaşayı seyreylemek.

Çocukluktaki ilk ilişki deneyimlerinden tahsil edilemeyen sevgi, ilgi, görülme, onaylanma gibi ihtiyaçlar asla unutulmuyor ve bir yere kaybolmuyor. Yani geçmiş, yakamızı bir an bile bırakmıyor. Kişinin ruhsal dünyası da bu eksikliklerle şekillenmeye başlıyor. Sonrasındaysa, karşılanmayan bu ihtiyaçlar ısrarla ve mutlaka başka ilişkilerden alınmaya çalışılıyor; çünkü eksikliği tamamlamak ve kendisini onarmak istiyor. Karşısındakine adeta “beni sev, beni gör ve beni onayla” diyor: Sen bunları yap ki ben tamamlanayım. Belki de bu sebeple bir elmanın iki yarısı olma fantezisinin peşine düşülüyor. Çünkü derdimiz kendimizi bütün hissetmek.

Bu bütünlüğü kendi içimizde sağlayamadıysak –çünkü mayamızda çok ciddi bir eksik var– karşılanamayan bu ihtiyaçlarımızı dışarıdaki birinden alma ihtimalini hissettiğimizde ve o kişi bu açlıktan, açıklıktan istifade edebilecek (“gel sana çikolata vereceğim” türünden) biriyse kendimizi türlü belaların içinde bulabiliyoruz.

Baby Reindeer dizisinin başrol karakterlerinden Donny’nin hayatında da bunu görüyoruz. Donny’nin onaylanma, ilgi görme ihtiyacı o kadar yoğun ve kendisine dair öyle derin bir değersizlik hissi var ki, bunu karşılamak adına olmayacak ilişkilerin, bile isteye kendisini olmayacak belaların içinde buluyor. Öz değersizliğini başkalarının ona “sözde” verdiği değer üzerinden telafi etmeye çalışıyor. Geçmişte karşılanmayan görülme, değer görme, aidiyet ve onaylanma gibi ihtiyaçlarını giderebilmek adına türlü istismarlara, travmalara maruz kaldığı ilişkiler yaşıyor; ve öyle bir gün geliyor ki, ona ayna tutan, o aynada kendi yarasını gören ve bu yaraya denk gelen başka yaralı bir kadınla sapkın bir ilişki döngüsünün içine giriyor.

Bu bence hepimizin bildiği çok tanıdık bir hikaye. Tarikatlardan tutun da uyuşturucu çetelerine, romantik ilişkilerden işveren-çalışan ilişkisine kadar hemen her yerde insanın çocukluğunda karşılanmayan onaylanma, aidiyet, takdir görme ihtiyacı, o ihtiyaçları giderebilmek adına kişiyi içinden çıkılamayan korkunç ilişkilere sürükleyebiliyor. Küçük ya da büyük vaatler uğruna kişi kendinden ödün veriyor, patronu ya da sevgilisi tarafından istismar ediliyor: Sırf öteki tarafından sevilsin, görülsün, onaylansın diye—ve bu öyle bir döngü ki, kişi “bu sefer çıkacağım buradan”, “bu sefer izin vermeyeceğim”, “bu sefer başaracağım” dedikçe çukurun iyice dibini boylayabiliyor.

Yakın ilişkiler kadar kişiye ayna olan başka şey bilmiyorum. O ayna bize tüm çocukluk yaralarımızı, yaralanmalarımızı gösterme işlevine sahip, işte bu yüzden bir ilişkide içinizdeki psikopatla da karşılaşabilirsiniz, içinizdeki mağdurla da, içinizdeki tanrıyla da, bir yerlere gizlenmiş köleyle de… Çok ilginçtir ki, her ilişkide kendinizin başka bir tarafını görürsünüz. Her ilişki başka bir yanınızı açığa çıkarma potansiyeline sahiptir. “İnsan, kendini insanda tanır” diyen Goethe, ne kadar da haklı. Y kişisiyle yaşadığınız ilişkide epey sakin biriyken, X kişisiyle yaşadığınız ilişkide korkunç birine dönüşebilirsiniz. Bir ilişkinin mağduruyken, başka bir ilişkinin zalimi olabilirsiniz. Bunu ne belirler? Sanıyorum ilişkinin derinliği, ilişkinin hangi ihtiyaçlara denk geldiği ya da gelemediği, hayatınızın nasıl bir evresinde olduğunuz, karşınızdaki kişinin karakter özellikleri ve onunla hangi yaralarınızın birbirine denk geldiği, geçmişteki zorlayıcı yaşantıların bugüne nasıl aktarıldığı vs…

Tekrarlama zorlantısı

Psikanalizde “tekrarlama zorlantısı” diye çok sevdiğim bir kavram var. Freud bunu kısaca “kişinin başına gelen travmatik bir deneyimi, bir şekilde benzer koşullarda tekrar yaratıp tekrar yaşayarak travmanın yol açtığı nevrotik etkileri gidermeyi amaçlaması” diye tanımlar. Tekrarlama zorlantısı, aslında bilinçdışının kişiyi iyileştirme çabasıdır ama iyi yönetilemezse kişide daha ağır tahribatlar yaratabilir.

YAZININ DEVAMI


İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

📮 Sınırsız yükseklik, zirvede kalanlar

Kuzey Amerika'nın en yüksek binasının inşası için ABD'nin Oklahoma şehrinde sınırsız yükseklikte imar izni verildi. Meksika'da ilk ölümlü kuş gribi vakası görüldü. Everest'in zirvesinden tonlarca çöp toplandı.

08 Haz 2024

Dardanel ile birlikte
Brainstorms: A Great Gig in the Sky | Antonio Pagano

İLGİLİ OKUMALAR