Yeni Zelanda’nın dağları arasında 4 gün

Yazı: Serkan Köybaşı
Yeni Zelanda dünyanın geri kalanından uzak olması, geç keşfedilmesi ve çok da değerli madenlere sahip olmaması nedeniyle doğasını şimdiye kadar korumuş bir ülke. Ülkeyi işgal eden İngilizler, yapılan anlaşmalar yoluyla yerli Maori topluluklarının doğayla ilişkisine en başından itibaren saygı duymuş. Bu sayede ülkenin doğal güzelliklerinin çoğu el değmemiş şekilde korunabilmiş. Dünyada böyle yerlerin sayısı hızla azaldığı için bugün doğa turizminin merkezlerinden biri hâline gelmiş durumda.
En rağbet gören faaliyetlerden biri doğa yürüyüşleri. Ülkenin her yerinde ücretsiz şekilde yürüyebileceğiniz çok sayıda yürüyüş rotası bulunmakta. Bu rotaların dünyaca bilinenlerinden biri Güney Adası’nın batısındaki Milford Yolu (Milford Track). Hemen yılbaşı öncesinde bu yolu ben de yürüme şansına kavuştum. Gelin, size bu muazzam deneyimi anlatayım.
Konaklama ve ulaşım
Milford Yolu’nu yürümeniz için öncelikle çok önceden takviminizi ayarlamanız gerekiyor. Çünkü bu dört günlük yürüyüşte üç farklı hut’ta, yani kulübe/baraka tarzı yerde geceliyorsunuz. Kendi çadırınızı kurmanız ve kamp yapmanız yasak. Tabii bu barakaların bir kapasitesi var. Her biri yaklaşık 40 kişilik. O yüzden Büyük Yürüyüş mevsiminde (Kasım başı ile Nisan sonu arası) her üç baraka için de web sayfaları üzerinden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Ve tahmin edeceğiniz üzere buranın yaz aylarında (Aralık-Ocak-Şubat) son dakika yer bulmak neredeyse imkansız. Neredeyse bir yıl önceden harekete geçmelisiniz. Turistler için gecelik fiyat 130 YZ doları (yaklaşık 2.580 TL).
Bu işi hallettiyseniz sıra uçak biletlerinde. Milford Yolu’nun başına ulaşmak için uçmanız gereken yer Queenstown. Şirin, küçük ve her türlü doğa sporları aktivitesiyle canlı bu kasabaya bir gün öncesinden gelip hem merkezde bir-iki tur atıp, Wakatipu Gölü kıyısında bir dondurma yemek hem de sabah sakin ve dinlenmiş bir şekilde başlangıç noktasına ulaşmak isterseniz kasabada çok sayıda otel ve hostel bulunuyor.
- Ben Lylo Hostel’i tercih ettim. Temiz ve güvenliydi. Tek veya iki kişilik odaları da bulunuyor. Sezona ve odasına göre değişseler de fiyatlar da gayet makul.
Tabii bunun yerine uçaktan indiğiniz gibi sizi Milford Yolu’na taşıyacak otobüs veya midibüse binmeyi de tercih edebilirsiniz. Size kalmış. İster önceden gelip sabah merkezden binin ister havaalanından... Sizi Queenstown’dan Milford Yolu’nun başına ve yürüyüş sonrasında Milford Sound’dan Queenstown’a geri taşıyacak otobüs ve tekneleri önceden rezerve etmeniz gerekiyor. Bunları tek tek de yapabilirsiniz, bir şirketin paketlerinden de satın alabilirsiniz.
- Ben Fiordland Outdoors’u tercih ettim ama çok sayıda şirket ve kombinasyon var. Önemli olan, bunlardan birini mutlaka önceden rezerve etmiş olmanız. Yoksa, özellikle yaz mevsiminde ulaşımda sıkıntı yaşayabilirsiniz.
Çanta hazırlığı
Tüm bunları yaptıysanız artık sırt çantanızı hazırlama vakti gelmiş demektir. Öncelikle iyi ve sağlam bir yürüyüş çantanız olmalı. Zira üç gün boyunca sırtınızda yaklaşık 20 kilo ile kilometrelerce yürüyeceksiniz ve o çanta her bir adımınızda daha da ağırlaşıyormuş gibi gelecek. O yüzden bel ve göğüs desteği olan kaliteli bir çantanızın olması iyi olur. Bende oldukça eski bir Miwok 50+10 vardı, sorunsuz şekilde işimi gördü.
Yeni Zelanda’nın bu bölgesi yılın ortalama 280 günü yağış alıyor. O yüzden, yazın bile gelseniz muhtemelen ıslanacağınızı göz önünde bulundurmalısınız. Çantanızın içindekilerin ıslanmasını istemiyorsanız iki yöntem var: Ya çantanız boşken içine önce büyük bir poşet yerleştireceksiniz (bunun için özel poşetler de var ama battal boy bir çöp poşeti de iş görebilir) ya da su geçirmez bir “sırt çantası örtüsü” alacaksınız. (Bunların ikisini aynı anda da kullanabilirsiniz.) Ben ikincisini tercih ettim. Oldukça pratik ve sadece çantanın içindekiler değil, çantanın kendini de yağmurdan koruyor.

Çantanızda bulunması gereken bir diğer önemli unsur batonlar. Milford Yolu batonsuz da yürünür mü? Yürünür. Nitekim yürüyen vardı. Ama rotanın üçüncü günü dik çıkış ve inişler barındırıyor. Üstelik yol da oldukça kayalık. Hem diz ve belin üzerindeki yükün azalması hem de yağmurla birlikte daha da kaygan hâle gelebilen kayalarda bileğinizi burkmamak için baton kullanmanızı tavsiye ederim. Ben hayatımda ilk kez burada kullandım ve asla pişman değilim. Bilakis, bayağı minnettarım kendilerine.
Barakalarla ilgili önemli bilgiler
Eğer Milford Yolu’nu yürümek isterseniz, sırt çantanızdaki önemli unsurlardan biri uyku tulumu, diğeri ise yemek malzemeleri olacak. Kalacağınız barakalarda ranzalar ve şilteler var. Ancak battaniye veya benzer bir şey yok ve yaz aylarında dahi geceleri oldukça serin. O yüzden basit de olsa bir uyku tulumu şart. Bende ucuz, hafif, yazlık bir Torpedo7 Rimutaka vardı, yetti.
Her barakada mutfak ve gazlı ocak var. Ancak bunun dışında başka hiçbir şey yok. O yüzden kap-kacağınızı ve gıdanızı taşımanız gerekiyor. Zaten çantanızda en fazla yer tutanlar ve en büyük ağırlığa sahip olanlar bunlar oluyor. Rotada ilerledikçe yorgunluğunuz artıyor ama yemeğiniz azaldığı için çantanız hafifliyor. Unutmamanız gereken bir şey: Hiçbir yerde çöp kovası yok. Çünkü bütün çöpünüzü (organik atıklar dahil) yolun sonuna kadar taşımanız gerekiyor. Geride hiçbir şey bırakamazsınız. Suyunuzu kendiniz taşımanız gerekiyor ancak ben 1 litrelik Nalgene matarasıyla her günü rahatlıkla geçirdim. Su çok ağır bir şey ve iyi hesaplamanız gerekiyor. İlk ve son barakadaki musluk suyunun kaynatılarak içilmesi tavsiye ediliyor ama orada kalan ranger’lar kaynatmadan da içtiklerini ve bir şey olmadığını söyledi. “Ne olur ne olmaz” derseniz kaynatabilir veya doğa sporları mağazalarında bulabileceğiniz tabletleri kullanabilirsiniz. Ben Aquatabs kullandım ve hiçbir sorun yaşamadım.
Yanıma aldığım ve sonradan pişman olduğum iki şey oldu. Bunlardan ilki tuvalet kağıdı. Çünkü her barakada (ve yürüyüş yolunda da belli aralıklarla) oldukça bakımlı, temiz ve tuvalet kağıdı olan tuvaletler var. Üstelik bunlar klasik kamp tuvaleti değil, bildiğiniz sifonlu. Elektriğin dahi olmadığı bu barakalarda böyle bir şeyle karşılaşınca insan şaşırıyor ve mutlu oluyor. Tabii bunun getirdiği çok önemli bir kural var: Barakalarda bulunan tuvalet kâğıdı dışında başka hiçbir şeyin o giderden gitmemesi gerekiyor. Ranger adı verilen barakalardan sorumlu kişiler sizi bu konuda defalarca uyarıyor ve bu konuda çok haklılar çünkü ıslak mendil veya ped gibi şeylerle anında tıkanan sistemi açmak bu mahremiyet bölgesinde bazen günler alabiliyor.
Evet, hemen yukarıda bahsettiğim üzere, barakalarda elektrik yok. Mutfakların ışıkları sabah ve akşam sadece belli saatlerde açık oluyor. Bu saatler dışında otomatik olarak kapanıyor. Ancak zaten eğer yaz aylarında gelecekseniz güneş çok erken (5.30 gibi) doğuyor ve çok geç (22.00 gibi) batıyor. Bir şeyleri şarj edecekseniz, bu mümkün değil. (Bunun tek istisnası ikinci gece konaklayacağınız Mintaro Hut’taki USB girişleri.) Telefonunuz dört gün boyunca zaten hiçbir şekilde çekmeyeceği için, şarjı bitmesin diye uçak moduna alabilirsiniz. Benimki bu şekilde fazlasıyla dayandı. Ne olur ne olmaz derseniz, yanınıza haricî bir şarj aleti de alabilirsiniz tabi. Ben aldım ama hiç kullanmadım. Sırf yük oldu. Yani aldığıma pişman olduğum ikinci şeydi.
Son olarak, şiddetle tavsiye edeceğim ve üstelik yük de olmayacak iki şey: Kulak tıkacı ve sinek ilacı. Barakalar çeşitli odalara ayrılmış durumda ama yine de en azından 10 kişiyle aynı yerde uyuyacaksınız ve mutlaka biri horluyor olacak. Eğer benim gibi uykusu hafif bir insansanız zor geceler geçireceksiniz. Aslında ranger’lar, horlayanların şiltelerini alıp mutfakta uyuyabileceğini söylüyor ama çoğu horlayan bunu yapmıyor. Horladıklarını ya bilmiyorlar ya da kabullenemiyorlar. Siz öyle yapmayın, horluyorsanız mutfakta uyuyun. Hiçbir şey değişmiyor. Kendimden biliyorum, çünkü son gece horlayan biri nedeniyle ben mutfağa gitmek zorunda kaldım.
Sinek ilacına gelince… Ne siz sorun ne ben söyleyeyim ama ah o sandfly (kum sineği / tatarcık) yok mu! Böyle saldırgan, böyle sinir bozucu ve böyle kaşıntı veren bir canlı ne gördüm ne işittim. Hareket ettiğiniz sürece hiç sorun yok. Yürürken varlıklarını dahi hissetmiyorsunuz. Ama tüm rota boyunca bir yerde sabit durduğunuzda, 10 saniye sonra etrafınız onlarca kum sineğiyle sarılıyor ve anında ağzınıza yüzünüze girmeye ve ısırmaya çalışıyorlar. O kadar çoklar ki bunlardan bazıları başarılı da oluyor. Isırılan yer günlerce kaşınıyor. Özellikle barakalarda dışarıda oturmak, keyifli şekilde bir şeyler yiyip kitap okumak, vs. asla mümkün değil. O yüzden mutlaka yanınızda sandfly kovma özelliği olan bir sprey olması ve sürekli uygulamanız gerekiyor. Onlar da tam işe yaramıyor da en azından cinnet geçirme anınızı geciktiriyor.
Hayır, aslında insan sinirlenmek istemiyor, sonuçta burası onların evi ve ziyarete gelen benim. Nitekim, Milford Yolu’nun bitiş noktası Sandfly Point. Maori mitolojisinde dahi varlar: “Tanrı o kadar güzel yaratmış ki bu bölgeyi, demişler ‘bu haksızlık!’ O da kum sineklerini koymuş buraya.”
Ama keşke vur deyince öldürmeseymiş. Yürüyüşten döneli 5 gün oldu, hâlâ kaşınıyorum.
Yürüyüş başlasın!
Gelelim yürüyüşe. Queenstown’dan sabah 10 civarı kalkan otobüs sizi, 2,5 saatte Te Anau adlı küçük bir kasabanın biraz dışındaki bir iskeleye getiriyor. Bu iskeleden kalkan tekneyle inanılmaz bir manzara içinden geçerek 50 dakika - 1 saatlik yolculuğun ardından Milford Yolu’nun başına varıyorsunuz. Tabelalar sizi doğru yola yönlendiriyor ve yürüyüş başlıyor. Her bir mil (1.60934 metre) işaretlenmiş durumda. Bunlardan toplamda 33 tane göreceksiniz.

İlk gün yürüyüşü sadece 5 km ve dümdüz. Hiçbir zorluğu yok. Yürüyüşe başladığınız anda çok güzel bir doğayla baş başa kalıyorsunuz. Üstelik biliyorsunuz ki Yeni Zelanda’da size zarar verebilecek hiçbir tehlikeli hayvan yok. Ne yılan ne ayı ne domuz ne örümcek, hiçbir şey! (Hepsi Avustralya’da). O yüzden, hava da güneşliyse keyfinize değecek yok.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Dizilerde gördüğümüz ve bağ kurduğumuz kafe ve pub'lar, Tate'in 25. yılı için kente dönen örümcek. Ve Serkan Köybaşı'ndan Yeni Zelanda dağları arasında dört gün boyunca yürüdüğü Milford Yolu deneyimi.
12 Oca 2025

İLGİLİ OKUMALAR


