Yerli dizilerin yerli ve bir o kadar evrensel dertleri

Dizi sektörü, 2025’e çalkantılı bir şekilde girdi. Rekabet Kurumu, sektörde tekelleşme iddialarıyla ilgili menajerlik alanında faaliyet gösteren 21 şirkete soruşturma açtı. Serbest piyasa kurallarının işlemesi için girişimcilik gibi birtakım özgürlüklerin korunması gerektiğini varsayacak olursak soruşturma açılmasında bir problem yok. Ancak meselenin merkezine ünlü oyuncular, onlarla ilgili dedikodular ve sektörün tanınmış isimleri arasındaki sosyal medya atışmaları taşınınca odak noktası da biraz kaydı.

Halbuki tartışılması gereken kişilerin bireysel yaşamları değil, tam da soruşturmadaki anahtar sözcük: Tekelleşme ve hâliyle kapitalist üretim ilişkileri.

Kapitalizmin kendisini verimli bir sistem olarak kodlamasının ve dayatmasının temelinde rekabet koşulları yatar. Eğer piyasanızda rekabet koşulları korunuyorsa sınırlı kaynakları akıllıca kullanabileceğiniz ve verimliliği artırabileceğiniz düşünülür. Böylece ekonomik güç tek bir merkezde toplanmaz. Bu durumda, siyasi gücün de çokmerkezli olacağı ve demokrasinin daha sağlıklı işleyeceği düşünülür.

Ne var ki hayatın kendisi, teoriden biraz farklı işliyor çünkü liberal ekonomide fikir hürriyeti, siyasi özgürlüklerin önünü açarken girişim serbestliği ekonomik tekelleşmeye zemin hazırlar. Daha basit bir ifadeyle, kapitalist bir sistemde rekabet, tekelleşmeyi ister istemez getirecektir çünkü rekabetin koşulları hiçbir zaman eşit değildir.

Örneğin büyük bir yapım şirketiyseniz sizin tanınan bir oyuncu bulmanız, tanınan bir oyuncuysanız da büyük bir yapım şirketiyle ve küresel platformlarla çalışmanız daha kolay olacaktır. Görünür olmanın her şeyin merkezinde yer aldığı böylesi bir endüstride, hangi kapitalist aktör gerçekten rekabet ister ki?

Sektördeki durum 'işini iyi yapmakla' açıklanabilir mi?

Geçen hafta oyuncu Elçin Sangu, sektördeki tekelleşmeyi “ahbap çavuş” tabiriyle tanımladı. Ancak sektörden bazı oyuncular, tekelleşmeye daha önce de işaret etmişti. Örneğin Kızılcık Şerbeti’nde Nursema karakterini oynayan Ceren Karakoç, bir yıl önce katıldığı Gör Beni programında şöyle söylüyordu:

“İstanbul sürecim biraz sancılı geçti. Audition verdim. Birçok yere verdim. Yönetmen görüşmesi istiyorsunuz; yok, yönetmen görüşmesi olmuyor. Bu rol uygun size ama “celebrity” (ünlü) değilsiniz. No name’siniz. No name (tanınmayan) ama ben çalıştım bir yerde?! Ve 9 yıl çalıştım, diyorsun. O zaman bana bir şans verin. En azından kendimi bir gösterme şansım olsun diyorsunuz.”

9 yıl çalışsanız da hâlâ görünmez kalabildiğiniz bir sektörden bahsediyoruz. Öte yandan gerek anaakım kanallarda gerek platformlarda yayımlanan dizilerin yapım şirketlerine bakacak olursak sektörde bir oligopolinin, yani belli başlı şirketlerin hâkimiyetinin olduğu da bir çırpıda anlaşılıyor. Dizilerin oyuncu kadrolarında da aynı isimler ekranı domine ediyor.

Bu durumu, söz konusu yapım şirketlerinin ve oyuncuların işlerini daha iyi yapmalarıyla ve yaptıkları işlerin daha yüksek reyting almasıyla açıklayabiliriz. Ancak biliyoruz ki çok tanıdık isimlerin yaptıkları diziler de düşük reyting alabiliyor.

Dolayısıyla piyasada görünür olmak, sadece “iyi iş” yapmakla açıklanamaz. Bu nedenle tekelleşme ve kapitalist üretim ilişkilerine dönmek faydalı olabilir.

DEVAMINI OKU


NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

📮 Gazze’de ‘ateşkes’, Beşiktaş’ta ‘savaş’

İsrail'de Netanyahu hükümeti, Gazze'de ateşkes anlaşmasını Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir'in itirazlarına rağmen imzaladı. Beşiktaş Belediye Başkanı tutuklanarak görevden uzaklaştırıldı. CHP lideri Özel "Bu bir savaş ilanıdır" dedi.

18 Oca 2025

Samsung ile birlikte
Times of Israel

İLGİLİ OKUMALAR