Kendine ait bir balkon ya da annelerin evi terk etme hakkı

Can Kılcıoğlu, zor olanı başarıyor "Küçük Balkon"da. Kötü ve üzücü örneklerinin aksine, erkek gözüyle ama titizce işlenmiş, ikna edici bir kadın öyküsü, bir kız kardeşlik anlatısı kuruyor sahnede. Nazlı Senem Ünal, Vildan Atasever ve Deniz Karaoğlu’ndan oluşan sahne üstü üçlüsü çok ikna edici ve bolca güldüren performanslar sunuyor.
Yazı: Bahar Çuhadar
Bir parça katı ve sabit fikirli tınladığının farkında olarak—ama her defasında ne yazık ki yanılmayarak—tekrarlar dururum: Tiyatro ve sinemada erkek yazarların kadın hikayesi anlatmasına mesafeliyim. Erkek yazarların, çoğu zaman tüm iyi niyetlerine rağmen, ciddi anlamda tökezlediği o kadar çok kadın anlatısı izledik ki… (Murat Mahmutyazıcıoğlu ile Reha Erdem’in kaleminden çıkan kadın oyunlarını, filmlerini, karakterlerini hariç tutarak.)
Az sonra bahsedeceğim oyun da bir erkek yazar-yönetmenin aklından, kaleminden çıkmış bir kız kardeşlik öyküsü, bir kadın oyunu… Ve güzel haber ki neredeyse hiç yalpalamıyor, bilakis kadınların kendilerine ait dünyasına çok isabetli aralıklardan uzatıyor kafasını ve hemen her ayrıntısıyla ikna edici bir hikaye kuruyor önümüze.
2025’in en yeni oyunlarından Küçük Balkon, daha çok sinemacı kimliğiyle tanıdığımız Can Kılcıoğlu’nun yazıp yönettiği; naif, hüznü ve neşesi dengeli şekilde çizilmiş bir kız kardeşlik öyküsü. Alt notalarında ise bir annelik hikayesi gizli. Kılcıoğlu, prömiyer akşamı yaptığı uzunca teşekkür konuşmasında anneanne, teyzeler, anne derken kalabalık bir kadın ahalisi arasında büyüdüğü bilgisini paylaştı seyirciyle. Kadınların dilini ve duygusunu kalpten hissedip falsosuz aktarabilmesinin sırrı hakikaten de burada belki de… (Kendisiyle yaptığımız söyleşide yazdıklarını; feminist gözüne, bakışına güvendiği kadın arkadaşlarına mutlaka okutup onay aldığını da not düşmüştü.)
İki kız kardeş, gerilimli bir karşılaşma
Muşambalarla ve görmüş geçirmiş mobilyalarla dolu bir evin salonunda karşılıyor Küçük Balkon bizi. Tek perdelik, 85 dakikalık oyunun tamamı da bu sahnede, özenle hazırlanmış aynı tasarımın içinde geçecek.
Yeşil kadife döşemeli kanepede bağdaş kurmuş, dinlediği mantraları tekrarlayarak sakinleşmeye çalışan genç kadın; Nehir. Tiyatro sahnesinde ilk defa izlediğimiz Nazlı Senem Ünal’ın, birazdan daha yakından tanışacağımız Nehir’e hem fiziken hem mizaç olarak ne kadar cuk oturduğunu hızla fark edeceğiz.
Çalan kapıdan giren erkek oyuncuyu tiyatro takipçileri yakından tanıyor: Nehir’in bir flört uygulamasından eşleştiği Burak rolünde, Deniz Karaoğlu giriyor evin salonuna. Nehir’le Burak yarı ateşli yarı acemice birbirlerine yakınlaşadursun az sonra biri daha girecek içeri. Tiyatro sahnelerinde ilk kez gördüğümüz, sinema tarihimize ise ismini genç yaşlarından itibaren yazdıran Vildan Atasever, Nehir’in ablası Damla olarak evdeki gitgide tuhaflaşacak akşama dahil oluyor…
Oyun; sorumsuz, özgürlüğüne, kendi hayatına düşkün gibi görünen küçük kız kardeşle gereğinden fazla sorumluluk sahibi, yer yer sıkıcı, sert abla arasında senelere yayılmış gergin ilişkiyi ufak ufak çözüyor önümüzde. Can Kılcıoğlu, sık görüşmeyen bu iki kız kardeşin gerilimli başlayıp yumuşacık bir noktaya evrilecek beklenmedik karşılaşmasını; aralarına ikisinin de tanımadığı genç bir adamı, üçüncü kişi olarak sokarak son derece dinamik akan bir hat kurmayı başarmış. Küçük Balkon seyirciyi kanımca en çok bu dinamik, teklemeyen ve çokça güldüren, başarılı bir matematikle kurulmuş ama bir o kadar da doğal diyalog akışıyla yakalıyor.
Kendimi kız kardeşlerin değil annenin yanında buldum!
Oyun, komedi aksını en çok Burak’ın yer yer patavatsız ama çoğu zaman zekice lafları üzerinden kuruyor. Sadece lafları da değil, Deniz Karaoğlu’nun sahnede finale kadar eksilmeyen varlığı, Küçük Balkon’u hakikaten de çok eğlenceli kılan, seyirciye sık sık kahkaha attıran belirgin bir katkı sunuyor. Hikayenin ana taşıyıcısı olmadığı hâlde sadece repliklerinin mizahıyla değil, bazen sessizce yaptığı tek bir omuz hareketiyle bile tüm salonu kahkahaya boğabiliyor Karaoğlu.
- Aralarındaki hem çocukluktan gelen ortak bir gerilim hattı bulunan hem de annelerinin mevcut durumundan kaynaklı, kanlı canlı ciddi bir problem olan Damla ile Nehir’in öyküsünde derinleşiyoruz oyun boyu. Bu esnada Burak’ın oyundaki ağırlık noktası da bir şekilde hiç eksilmiyor.
Nehir ile Damla, hem hiç benzemiyor birbirine hem de her kardeş gibi ortak bir geçmişin ayrılmaz iki parçasılar. Ne kadar uzaklaşsalar da birbirlerini bir şekilde tamamlayan iki kadın onlar. Ortak paydaları olan anne-babayı hiç görmüyoruz ama kızların anlattıklarından görmüş, konuşmuş kadar oluyoruz ikisiyle de. Özellikle de anneyle… Zira bu oyun, her ne kadar iki kız kardeşin hikayesi gibi görünse de bir yanıyla da bir annelik deneyimi oyunu.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Nuri Bilge Ceylan, bu sefer fotoğraf makinesini yönelttiği, deneysellikte çığır aşan işleriyle "Yolda" sergisinde. Can Kılcıoğlu'nun "Küçük Balkon"unu ise Bahar Çuhadar'dan okuyoruz.
21 Oca 2025

İLGİLİ OKUMALAR


