Balkondaki Kadınlar

Üç yakın dostun yaşamına davet eden, beklenmedik, hatta kimi zaman ölçüsüz de kaçabilen sürprizlerle dolu kara komedi “The Balconettes”in yönetmeni ve başrol oyuncusu Noémie Merlant ile Rendez-Vous Unifrance kapsamında Paris’te biraraya geldik.
Röportaj: Öykü Sofuoğlu
Céline Sciamma’nın Portrait of a Lady on Fire filmindeki performansıyla kalbimizi çalan Noémie Merlant’ın senaryosunu Sciamma’yla beraber kaleme aldığı yeni uzun metrajı The Balconettes / Les femmes au balcon (Balkondaki Kadınlar) bu hafta vizyonda.
Kasıp kavurucu bir Marsilya yazında seyircisini üç yakın dostun yaşamına davet eden film, beklenmedik, hatta kimi zaman ölçüsüz de kaçabilen sürprizlerle dolu bir kara komedi. Merlant’ın bizzat kendi deneyimlerinden izler de taşıyan yapım, fantastikten korkuya farklı sinema janrlarına özgü kodları gönlünce kullanıyor; bunu yaparken de utanç ve sağduyuyu kapı dışarı etmekten çekinmiyor kimi zaman. Evlilik içi tecavüz, taciz ve cinayet gibi konuların mizahi bir tonla işlendiği filmin herkesin harcı olmadığı doğru.
Unifrance’ın düzenlediği Rendez-Vous Unifrance kapsamında biraraya geldiğimiz Merlant’ın ise filmini kendi vizyonuna sadık kalarak çekmekten son derece gururlu ve memnun olduğunu anlıyoruz.
Balkondaki Kadınlar’ı tek bir türe indirgemek oldukça zor. Komedinin, korkunun, fantastiğin Hitchcock’tan Almodovar’a çok çeşitli referanslarla beraber harmanlandığı bu anlatı nasıl ortaya çıktı?
En başından itibaren kadınları özgür kılabileceğim katartik bir film yapmak istedim. Filmin ciddi bir konu etrafında şekillendiği doğru ama farklı türleri harmanlamak bana her şeyin mümkün olduğu bir alanda keşif yapma ve yeni bir şeyler deneme imkanı tanıdı. Çünkü kadınlar, bırakın yaratıcı düzlemi genel anlamda da bunları yapabildikleri alanlara yalnızca kısa bir süre evvel erişmeye başladı. Ayrıca biz kadınlar için gerçekten ne istediğini bilmenin son derece zor olduğunu düşünüyorum. Bizden yana olmayan bir toplumun uygun gördüğü rolleri üstlendikçe kendimize yabancılaşıyoruz.
Filmin inişli çıkışlı yapısı ise bir bakıma kadınların bunun dışına çıkmasını sağlıyor. Onları kendilerini savunurken görüyoruz. Gore aracılığıyla maruz kaldıkları şiddet, katartik bir deneyim hâlini alıyor. Ama anlatının mizahi tonunu da vurgulamak önemliydi. Sonuçta insanların filmde yaşananları ciddiye almasını ve gerçek hayatta benzer bir şey yapmasını arzulamıyorum.
Yine de kurban konumunda olsak bile yalnızca kurban olmadığımızı, gülmeye ve yaşamaya devam etmeye hakkımızın olduğunu göstermek istedim. Fantastik türü ise kafamdaki bazı fikirleri işleme imkanı tanıdı bana. Ruby’ye tecavüz ettiğini itiraf eden hayalet figürü gibi mesela. Ayrıca zevksizliğin özgürleştirici bir etkisi olduğuna inanıyorum. Elbette bana zevkli ya da zevksiz ne demek diye sorabilirsiniz ama eğer filme gaz çıkaran bir Marilyn Monroe koyuyorsam eğer, sebebi bu ve buna benzer mitleri yok ederek kadınları özgürleştirmek istediğim için.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
"Anora" zaferinin ardından bağımsız yapım ve dağıtım şirketi NEON’un yükselişini inceledik. Paris’te Noémie Merlant, İstanbul’da Ahmet Rıfat Şungar ile yeni filmlerini konuştuk.
14 Mar 2025

İLGİLİ OKUMALAR


