Bırakmaya övgü

Çoğu zaman elimizde tuttuğumuz şey, bizi ayakta tutan bir dal gibi gelir. O dalı bırakırsak boşluğa savrulacağımızı, kaybolacağımızı sanırız. Oysa belki de o dal, aslında çoktan çürümüştür; tutunmak, düşüşü geciktirmekten başka bir işe yaramıyordur.
Yazı: Tuğçe Isıyel
İnsana yük olan şeyler daha çok sırtında taşıdıkları mıdır yoksa avuçlarını kanatırcasına bir türlü bırakamadıkları mı? Kuşkusuz hepsi; ancak bu yazı, en az konuşulan ve fark etmekte de en fazla zorlandığımız olan ikinciyi yani bırakamamanın getirdiği yükü sırtlanmak üzerine yazıldı.
Bir şeyleri veya birilerini sıkı sıkıya tutmaya çalışmak, insana hayatta olduğunu, yaşadığını, gücün kendisinde olduğunu hissettiren bir eylem gibi. Bırakmak bazılarımız için bir nevi ölümle, belirsizlikle, boşlukla, zaaflarımızla karşılaşmak anlamına gelebilir. Bu karşılaşmalar kimi zaman ürkütücü de olabilir.
Bırakmanın getirdiği boşlukla birlikte varlığımızın, kimliğimizin, gücümüzün elimizden kayıp gittiğine inanabilir ve bıraktığımızda geriye bir hiç olarak kalacağımızdan korkarız.
Psikanalitik açıdan baktığımızda, “bırakamamak” yalnızca bir nesneye, bir ilişkiye, bir mevkiye tutunmak değil; aynı zamanda fallusa, yani iktidar, görünürlük, merkezilik, güç, bütünlük sembolüne yapışmaktır. Lacan’ın tarif ettiği şekliyle fallus, yalnızca cinsellikle ilişkili bir kavram değil; “yerinde olma”, “sahip olma”, “görünür olma” yanılsamalarının da merkezindedir. Lacan fallusu, biyolojik organdan kopararak sembolik düzleme taşımıştır. Ona göre fallus, arzuya yön veren, ama asla tam anlamıyla sahip olunamayandır. Yani fallus, aslında eksikliğin göstergesidir. İnsan hep eksiktir, asla tam değildir; fallus da bu eksikliği örten bir “yanılsama” gibi işlev görür.
İktidardan vazgeçemeyen siyasetçi aslında kendi faniliğine direniyordur, yaşlı birinin sahneyi gençlere bir türlü bırakamaması zamanın acımasız ilerleyişine karşı açılmış bir savaş gibidir. Bitmiş bir ilişkiyle vedalaşamamak, onun cenazesini bir türlü kaldıramamak, bilinmezliğe duyulan korkudan beslenir. İnsan alıştığının içinde kalır çünkü alıştığı şey, ne kadar yaralayıcı olursa olsun, tanıdıktır. Oysa değişim, tanıdık olanı çözer; yeniyi davet eder. Ancak biz ne yazık ki çoğu zaman yeninin belirsizliğine değil, tanıdık olanın acılı konforuna sarılırız.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BM destekli Entegre Gıda Güvenliği Aşaması Sınıflandırması, Gazze Şehri'nde kıtlık yaşandığını ilk kez resmen doğruladı. Beyoğlu Belediyesi Başkan Vekilliği'ne CHP'nin adayı Sefer Karaahmetoğlu seçildi.
23 Ağu 2025

İLGİLİ OKUMALAR


