Pasifliğin tüketici estetiğinden felsefi başkaldırıya

Sartre, insanın özgürlüğe mahkûm olduğunu söyler. Hiçbir özümüz, hiçbir doğamız, hiçbir “yazgımız” yoktur; kendimizi seçimlerimizle kurarız. Bu, insan için hem kurtuluş hem de lanettir: Çünkü özgürlük, sorumluluğu beraberinde getirir. Sessizlik de bir karardır, erteleme de, “yapacak bir şey yok” demek de... Bu nedenle kuşkusuz hiçbir şey yapmamak da bir şey yapmaktır.
Yazı: Metin V. Bayrak
“Yapacak bir şey yok.”
Gündelik dilde sıkça duyduğumuz bu cümle ne anlama gelir, gerçekte ne söyler? Bu sözde dile gelen düşüncenin varsa dayanakları nelerdir?
Hangi bağlamda söylenirse söylensin "Yapacak bir şey yok" cümlesi, aynı zamanda yorgunluğu, bıkmışlığı, çaresizliği dile getirir. Krizler, savaşlar, yoksulluk, adaletsizlik, hatta kişisel hayal kırıklıkları karşısında söz, sanki duygusal, zihinsel bir tür duygusal anestezi işlevi görür.
Psikolog Martin Seligman’ın tanımladığı öğrenilmiş çaresizlik, artık bireysel bir sendrom değil; toplumsal bir hâldir. Bilgi yorgunluğu, haber bombardımanı, sürekli güncellenen krizlerle dolu bir çağda “yapacak bir şey yok” cümlesi, artık kitlesel olarak sığınılan yaygın bir savunma mekanizmasına dönüşmüştür.
Oysa bu cümle salt kabullenme değil, bir ikrardır. Zira "Yapacak bir şey yok" demek, iradeyi askıya almak yani sorumluluktan kaçmaktır. Jean-Paul Sartre, bu kaçışı "kötü inanç" olarak adlandırır. Sartre’a göre insan, özgürlüğünden kaçmak için kendine yalan söyler. “Elimden bir şey gelmez” derken aslında sorumluluktan kaçar. Ona göre insan, "özgür olmaya mahkûmdur." Hiçbir şey yapmamayı seçmek de bir eylemdir ve bu eylemin sorumluluğu, kaçınılmaz olarak özgürlüğün kendisidir.
“Gerçekten hiçbir şey yapamıyor muyuz, yoksa hiçbir şey yapmama hakkını kullanarak varoluşumuzun sorumluluğundan mı kaçıyoruz?” sorusu, paradoksalmış gibi görünen bu durumda düşünmemizi etkinleştirerek yaşama arzumuza can verebilir. Sartre’ın söz ettiği kötü inanç, bugün ekrana yansıyan bir çağın diliyle konuşuyor artık.
Günümüzde sıklıkla sözü edilen algoritmik hapishanelerde dijital zincirlerle hayata bağlanıyoruz. Platon’un mağarasındaki insanlar, gölgeleri gerçeğin kendisi sanıyordu. Bugün o mağara, elimizdeki ekranın ışığında yeniden kurulmuş durumda. Işık yine arkadan geliyor ama zincirler artık demir yerine algoritmalar, bildirimler ve sonsuz kaydırmalarla örülmüş dijital bir hapishanenin yapı malzemelerine dönüşmüş durumda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
20. yüzyılın önemli filmlerinin ödüllü yıldızı Diane Keaton, 79 yaşında hayatını kaybetti. Trump'ın Gazze'nin geçici idaresi için düşündüğü eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'in Epstein ile Başbakanlık Ofisi'nde görüştüğü ortaya çıktı.
12 Eki 2025

İLGİLİ OKUMALAR


