Tekno-kapitalizm çağında seçimler hâlâ anlamlı mı?

Modern devlet ve hukuk düzenleri, tarihin belli bir aşamasında ortaya çıktı. Daha önceki düzende alt tabaka bir sınıf olan tüccarlar, giderek zenginleşerek monarkın hegemonyasını önce siyasal olarak dengeledi; sonrasındaysa kuvvetler ayrılığı aracılığıyla hukuksal bir denetleme sistemi kurdu. Peki sınırsız bir tekno-kapitalizmle baş başa kaldığımız bu dönemde bu denge nereye doğru gidiyor?

Yazı: Serkan Köybaşı

Bugün içinde bulunduğumuz kapitalist ekonomik düzen ve onun üstyapı kurumları olan modern devlet ve hukuk düzenleri, tarihin belli bir aşamasında ortaya çıktı. Daha önceki düzende alt tabaka bir sınıf olan tüccarlar, giderek zenginleşerek monarkın hegemonyasını önce siyasal olarak dengeledi; sonrasındaysa kuvvetler ayrılığı aracılığıyla hukuksal bir denetleme sistemi kurdu.

Ancak ilerleyen aşamalarda giderek güçlenen burjuvazi kendi kurduğu bu kuvvetler arası denetleme sistemini yine kendi yok etti. Bunu, siyasal partiler yoluyla diğer kuvvetleri ele geçirerek yaptı. Bugün kağıt üzerinde kuvvetler ayrılığı hâlâ var gibi davransak da fiiliyatta kapitalist bir hegemonyada yaşadığımızı söylemek daha doğru.

Gelişen internet teknolojileriyle birlikteyse artık yeni bir aşamaya geçtiğimizi söyleyebiliriz. En büyük şirketler artık somut bir şeyler üretenler değil, bilgiye sahip olan ve onu kâr amacıyla işleyenler. Bu da bizim sınırsız bir tekno-kapitalizmle baş başa kaldığımız anlamına geliyor.

Peki bu durum neden sorunlu ve buna karşı ne yapabiliriz? Cevapları bulmak için tarihte biraz geriye gitmemiz gerekiyor.

Burjuvazinin iktidara ortak oluşu

Orta Çağ Avrupası’nda kaderi Kral’ın iki dudağı arasındaki bir halk tabakasıyken devrimler yapan bir sınıfa dönüşen burjuvaziye bu gücü veren bilimsel atılımlar, Aydınlanma düşüncesi ve doğal haklar teorisi oldu. 17. ve 18. yüzyıllarda Newton ve Bacon gibi bilim insanlarının ve Kant gibi filozofların düşünceleri Locke tarafından mülkiyet hakkına dönüştürüldü. Böylece Kral’ın mutlak iktidarı son buldu ve tüccar sınıf, hak dediğimiz, malları ve ticareti koruyan delinmez kalkanlara sahip oldu.

Okyanuslara dayanabilen gemilerin yapılmaya başlanmasıyla hakların korumasında diğer kıtaları keşfe çıkan burjuvazi, Afrika’da sadece topraklara değil, insanlara da el koydu. Paris café’lerinde “İnsanların doğuştan gelen hakları vardır” diye nutuklar çekerken, köylerinden kopardığı Afrikalıları gemilere doldurup Amerika’ya taşıdı, oradaki plantasyonlarda köle olarak çalıştırdı. Buradan elde ettiği ürünleri de Avrupa’ya taşıyıp sattı ve bu “Atlantik sömürü üçgeni” sayesinde parasına para kattı.

Sonrasında sıra, bu zenginliğini kullanarak feodal iktidara kafa tutmaya geldi. İngiltere’de 1215 yılında imzalanan ve dünyadaki ilk anayasal belge olan Magna Carta’dan başlayarak Kral zaten sınırlı bir iktidara dönüşmüş, burjuvalarsa bir parçası olduğu Parlamento karar alım süreçlerinde giderek daha etkili olmuştu.

Ancak bu durum Kıta Avrupası’nda yaşanmadı. Aristokrasi Kral’la dayanışma içinde “eski düzeni” korumaya devam etti. Ta ki 1789 Fransız Devrimi’ne kadar...

Özgürlükler için anayasalcılık

Bugünkü modern ulus-devletlerin de kökeninde olduğu kabul edilen Fransız Devrimi’nin mantığı iktidarların sınırlanması gerektiğidir. Çünkü Montesquieu’nün ünlü sözünde olduğu gibi “Ezelî bir tecrübeyle sabittir ki iktidarı elinde bulunduran, onu kötüye kullanmaya meyleder.”

  • Dolayısıyla, kimse mutlak iktidara sahip olmamalı, yönetim yetkileri çeşitli organlar arasında paylaştırılmalı ve bu organların yetkilerini kötüye kullanmaları halinde diğerleri onu durdurmalıydı. Bugün kuvvetler ayrılığı olarak bildiğimiz ilkenin temel mantığı budur.

Bu perspektif çerçevesinde Kral yürütme, Parlamento ise yasama organına dönüştü. Yargı ise bağımsız bir organ olarak hukukun üstünlüğünü sağlamakla görevlendirildi. Bu denge ve denetleme mekanizması en başta hak ve özgürlüklerin ortaya çıkabilmesi ve güvence altına alınabilmesi için elverişli bir ortam yarattı. (Tabii bu hak ve özgürlüklerden önce sadece burjuvazi yararlanabildi. Bugünkü hukuksal eşitliğin sağlanabilmesi için burjuvaziyle mücadele edilmesi gerekti, o ayrı bir yazının konusu.)

İşleri bozan kurum: Siyasal partiler

Ancak daha sonra ortaya, yeni düzenin önemli bir unsuru olan seçimlerin bir yan ürünü olan siyasal partiler çıktı ve işler değişti. Blok oy mekanizması nedeniyle parlamentolardaki tartışmaları anlamsızlaştırmasına ek olarak, zamanla yürütme organını da onlar belirlemeye başladı. Dolayısıyla, yürütme organı yasamanın eksenine girdi. Yargı da yıllara yayılan bir süreç sonucunda iki temel nedenle Parlamento’ya karşı bağımsızlığını yitirdi.


YAZININ DEVAMI


NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

🇯🇵 Japonya'da ilk, Arjantin'de sürpriz sonuç

Japonya'nın ilk kadın başbakanı, Arjantin'de Milei'nin zaferi, Gazze'de yeniden inşa, CHP'nin gündemi, modern seçimlerin kıskacı, Rum Fener Okulu'nun önemi.

31 Eki 2025

🇯🇵 Japonya'da ilk, Arjantin'de sürpriz sonuç

İLGİLİ OKUMALAR