Kurgunun tasfiyesi

Otobiyografik kurgu, memoir ve “dolaysızlık” estetiği çağdaş edebiyatın merkezine yerleşirken kurgu, hayal gücü ve başka dünyalar kurma iddiası giderek geri çekiliyor. Édouard Louis’den Karl Ove Knausgård’a uzanan bu yeni gerçekçilik, edebiyatı bir “otantiklik piyasası”na dönüştürürken okuru başka dünyaları tahayyül etmeye değil ona yalnızca empatiyle yaklaşmaya çağırıyor. Politik ve kültürel olarak alternatifsiz bırakılmış dünyanın edebiyattaki semptomları.
Yazı: Enes Köse
Geçen hafta sosyal medyada çağdaş edebiyatın öne çıkan isimlerinden Édouard Louis’nin bir yorumuna rastladım. Louis, görünürlük bakımından kendisinin tam zıt kutbunda duran anonim yazar Elena Ferrante’yi “gençler için romans yazan bir yazar” diye niteliyor; “Kötü edebiyatın da var olma hakkı vardır” sözleriyle güya şefkatli bir tavırla, aslında onu çağın kanonundan dışlıyordu.
Burada Ferrante’nin romanlarını savunmak niyetinde değilim. Ancak Louis’nin bu dışlama çabası, günümüz edebiyatına dair bir semptoma da işaret ediyor: Çağdaş edebiyatta otobiyografi ve anı (memoir) türünün hükümranlığı artık tartışılmıyor bile. Kurgunun neredeyse dışlandığı, başka dünyaların anlatının dışına itildiği, kendi üstüne kapanmış bir anlatı biçiminin egemen olduğu bir tabloyla karşı karşıyayız.
- Nitekim veriler de bunu doğruluyor. Nielsen BookScan verilerine göre memoir satışları 2004-2008 arasında yüzde 400’den fazla arttı; 2000’lerin başından bu yana çoksatanlar listelerinden eksik olmayan bu tür, adeta altın çağını yaşıyor.
Dönemin edebi kanonunu belirleyen Booker gibi prestijli ödüllerin listelerine bakınca da benzer bir eğilim göze çarpıyor: Birinci tekil şahıs kullanımının yoğunluğu, üslup bakımından otobiyografik kurgu ile memoir arasında salınan eserlerin öne çıkması.
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu yıl "Kökler ve Göçler" temasıyla 8. kez düzenlenen Kaş Caz Festivali'ni Serdar Karatepe'yle konuştuk. Édouard Louis'nin Elena Ferrante sataşması üzerinden kurgunun tasfiyesi ve otobiyografinin yükselişine eğildik.
21 Ağu 2026

İLGİLİ OKUMALAR


