
Bazen karnınızın ortasına bir taş oturmuş gibi hissettiğiniz, bundan sonrasına dair heveslerinizi, yılbaşı süsleri gibi bir torbaya doldurup yatağın altına veya dolap üstlerine kaldırmalıymışsınız gibi hissettiğiniz ya da kendi durumunuza şükredecek durumda bile olsanız, Dünya'nın acılarını kendinize alıp, her sabaha bir boşluk ile uyandığınız oluyor mu?
Belki azınız, belki çoğunuz, sürekli olmasa bile böyle tecrübelerden geçiyordur. Kötü haber; Dünya bir süredir hepimizin fark ettiği üzere zor zamanlar geçiriyor ve gerek mikro düzeyde kendi yaşamlarımızda, gerekse makro düzeyde evrensel alanlarda bunun yansımalarını görüyoruz gün be gün. İyi haber; Dünya bu gibi zorluklara, felaketlere, acılara zaten alışık ve tüm süreçlerin en başından beri farklı senaryolardan geçmeye devam ediyor. Bizse insanlık olarak ancak kendi gözümüzle görebildiğimiz, elimizle tutabildiğimiz, empati yapabildiğimiz ölçüde bunları fark ediyoruz.
Fark ettiğimiz zaman da işte, sanki bunlar sadece bizim başımıza geliyormuşçasına bir ıstıraba, ümitsizliğe ve suçlamaya düşebiliyoruz. Yaşadığımız, daha doğrusu kendimize yaşattığımız ıstırap, zaten var olan acıları ikiye katlıyor. Niye, neden, nasıl soruları zihnimizi kapladığında, “Yetersiz miyim? Başka bir şey yapabilir miydim? Nereye gidiyor Dünya’nın bu hali?” gibi sorular, acının yanı sıra, bize ıstırabı yaşatmaya başlıyor.
Gönül Yangınları başlıklı yazımda, “Acının gerçekliği, yaşamın acı dolu olması”, Budizm’de Dukkha olarak adlandırılan kavramdan bahsetmiştim. Acılar var ve gerçekler, önce bunu anlamak gerekiyor demiştim. Biz hayatımızı görece iyi geçirdiğimiz için, hayattan keyif aldığımız için, hayatımıza anlam katacak şeyleri yapmaya devam ettiğimiz için acı artmıyor ya da geçmiyor ve geçmeyecek de. Hayatımızda acı var ve olmaya devam edecek.
Viktor E. Frankl “İnsanın Anlam Arayışı” kitabında, “Varoluşsal Boşluk” kavramından bahsederken şöyle diyor:
“Hiç bir içgüdü, insana ne yapacağını söylemez. Hiçbir gelenek ona ne yapacağını söylemez; bazen insan neyi arzuladığını bile bilmez. Bunun yerine, ya diğer insanların yaptığı şeyleri arzular, ya da diğer insanların kendisinden yapmasını istedikleri şeyleri yapar.”
Sonrasında ise, yaşamın anlamı konusuna geliyor.
“Nihai anlamda kişinin, yaşamın anlamının ne olduğunu sormaması, bunun yerine bu sorunun muhatabının kendisi olduğunu kavraması gerekir. Tek kelime ile her insan yaşam tarafından sorgulanır ve herkes, sadece kendi yaşamı için cevap verir, sadece sorumlu olarak bunu yapabilir.”
Burada özellikle kişinin, öncelikle “kendinden” sorumlu olmasına dikkat çekiliyor, varoluşun özünün sorumlulukta olduğu belirtiliyor. Bu konu ve yaşamdaki anlam arayışı, varoluşsal meseleler uzar gider ancak burada yine daha önce yukarda bahsettiğim yazımda da kısaca değinmiş olduğum, Budizm’de belirtilen bilgelik yoluna bağlanmak istiyorum. Kendi sorumluluğumuzu, kendi yolumuzu belirlerken bize ışık olabileceğine inandığım 8 basamaklı asil yol, belki bize başkalarını ve kendimizi suçlamaksızın, tüm bu acıların içinde, kendi içimizde bir tatmin bulma yolu açabilir.
Öğrencisi olduğum Cem Şen, hayattaki en önemli başarılardan birinin, hatta belki de en önemlisinin “tatmin olmak” olduğundan bahsediyor. Ancak, şöyle tatmin olacağım, bunu da yaparsam tatmin hissedeceğim, ya da şu savaş biterse, ekonomi düzelirse tatmine ulaşma imkanım artacak gibi, sürekli olarak arzuları tırmandıran merdivenli bir sistemle bu tatmine ulaşabilmek mümkün değil aşikar olduğu üzere. Aksine, zihnimizle ve kendimizle bu anlamda ilişkimizi değiştirmedikçe, dış dünyadan tatmini beklemeye devam ettikçe, daha da beter bir döngüye giriyor ve dikkat edin hem kendimizi cezalandırır, hem başkalarını ve belki yine kendimizi suçlar hale geliyoruz. Şöyle olmasaydı böyle olacaktı; şu zamanda doğmasaydım; ortalık yangın yeri, paylaştığı şeylere bak; ne kadar duyarsız (kendimiz o kadar duyarlıyız ki, bunun kibiriyle kolayca başkalarının duyarsızlığına karar verebiliyoruz); ne zaman bitecek bu kış; ve bu böyle uzatar gider.
Bırakalım bunları ve önce kendi zihnimizde neler oluyor ona bakalım. Başka yolu yok. Bu demek değil ki, elini eteğini dünyevi işlerden çek ve sadece kendine dön. Ancak farkına var; Dünya daha önce de acılarla doluydu, bundan sonra da acılarla dolu olacak. Biz varsak da, yoksak da. Sen buradayken, dış koşullardan bağımsız nasıl varoluyorsun? Yalnızca acılar görünür hale geldiğinde, dışarıya göstermeye çalıştığın duyarlı halinin, senin gibi davranmayanlara yönelttiğin suçlamalarının, ya da hiç bir şey yapamıyor hissiyatıyla, kendine dünyayı dar ettiğin suçlayıcı tavrının, gerçekten bir anlamı var mı?
Bilgeliğe giden 8 basamaklı asil yola geri gelirsem, daha detaylı olarak başka bir yazıda değineceğim, ama şu an için, kendimize soralım:
- Gerçeği, doğruyu olduğu gibi görebiliyor muyum?
- Niyetim iyi mi, kolayca öfke ve nefretle doluyor muyum? Merhamet benim için ne demek?
- Yalan, yanlış konuşuyor muyum, dürüst olmaya önem veriyor muyum?
- Davranışlarıma dikkat ediyor muyum, hırsılık yapmamaya, insanları kandırmamaya, insanların canına kast etmemeye önem veriyor muyum?
- Geçimimi doğru ve dürüst biçimde sağlamaya gayret ediyor muyum? Başkasının hakkını yemeden geçinmeye önem veriyor muyum?
- Kendimi geliştirmeye çaba harcıyor muyum? Doğru olmadığını düşündüğüm hareketleri bırakabiliyor muyum?
- Bedenimi, hislerimi, zihnimi anlamaya çaba sarfediyor muyum?
- Zihnimi izliyor muyum? Belirli bir noktaya konsantre olabiliyor muyum?
Hadi bu hafta bu sorularla kalalım. Kendimize yol aldıkça, başkalarına ulaşmak da kolaylaşıyor. Kuyruğuna basılmış kedi gibi ortalarda dönerek ne yapacağını bilmemenin bir faydası yok. Sadece varoluşsal bir boşluktan ya da hayatın sonu gelmiş gibi, içimize kapanarak, keyif aldığımız şeylerden de pişmanlık ve suçluluk duyarak yaşamanın bir faydası yok. Duyarlılığımızı doğru yönlendirebilmek, içimizdeki sevgi ve şefkati doğru bir şekilde uyandırabilmek, yüzleştiğim sorunlara ve acılara karşı elimizden gelenler her neyse, doğru ve dürüst bir bakış açısıyla değerlendirip, kendimiz için anlamlı olan bir yerlerden harekete geçmek, öncelikle ancak kendimize doğru yol almakla mümkün olabilir. Yoksa, Frankl'ın kitabında bahsettiği gibi diğer insanların bizden yapmasını beklediğini düşündüğümüz şeyleri ya da başkası ne yapıyorsa onu yapar ve sahte bir tatminle, neden bir türlü bitmediğini anlamadığımı huzursuzluğumuzla baş başa kalabiliriz.
Mindfulness Notu: Bu yazıma bir de konsantrasyonumuzu arttırmak için işe yaradığını düşündüğüm, en temel nefes meditasyonunu ekliyorum. Bir kere bile yönlendirmeli dinledikten sonra, kendinizin yapabileceği bu kısa uygulama (deildiğiniz kadar uzatabilirsiniz), hayatınızın bir parçası olsun dilerim ki.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

İçimdeki Dünya
İçimizdeki dünyaya yakınlaşabilir miyiz? Onu merakla keşfedebilir miyiz? Pratikler, ilhamlar, motivasyonlar ve şifa dünyasından haberler iki haftada bir posta kutunda!
İLGİLİ OKUMALAR



