Altınkum’da Yüzenler ve Eğlenenler

Yukarı Boğaz’ın bu kısmında cuma günleri çok eğlenceli geçiyor - Bütün tepeler cıvıl cıvıl kaynaşıyor, ağaçların altı bir ordu karargâhını andırıyor

Mehmet Selahattin, 27 Temmuz 1929

Yukarı Boğaz’ın güneşten gömlek giyinmiş kınalı tepeleri sıcaktan halka halka duman salıveren lekesiz gök denizin iki tarafında tunçtan birer kale duvarı gibi yükseliyor. Yenimahalle önlerindeyiz. Bence hakiki Boğaziçi burası. Bence Boğaz, Boğaz…

Bunu tam manasıyla ancak buradan doya doya seyredebiliyorsunuz. Yenimahalle’den sonra Kavak. Bütün tepeler cıvıl cıvıl kaynaşıyor. Ağaçların altı kalabalık bir ordu karargâhını andırıyor. Hele iskele civarındaki gazinolarda bir tek boş yer yok. Bu halk yiyor içiyor ve arada bir, pek coşkunları aşka gelip nara bile atıyor. Vapuru rakı kadehleriyle selamlayıp avazları çıktığı kadar “şa şa şa!” diye bağıran kendinden geçmişler de başka.

Yolumuza devam ediyoruz. Anadolu Yakası’nın harap tabyaları karşısında tabiatın vücuda getirdiği bu yarım “köy”ün yeni adına Altınkum diyorlar. Altınkum, Altınkum…

Altınkum sahillerine bir bakış


Beyaz kum döşeli zemini çiğneyerek geçtik. Sağında Altınkum, solunda Altıntaş levhası asılı iskelede birisi memura sordu:

“Altınkum’u anladık ama bu Altıntaş ne oluyor?”

Efendim o da hemen şuracıkta bir gazino imiş. İskeledeki levha halka gazinonun istikametini göstermek için konulmuş. Biraz yürüdüm yürümedim satıcılar etrafımı aldı.

“Macunun böylesi!”

“Havayı değiştiriyor efendim, nanelidir!”

“En küçüğü kan kırmızı karpuz var karpuz!”

“Değirmendere’nin, Değirmendere’nin…”

Yüksekteki gazino dağ başlarında dolaşırken ışık yanan bir han görmüş yolcu gibi insanın içine rahatlık veriyor. Merdivenleri ağır ağır tırmanıyorum. Muzika çılgın bir dans havası çalıyor ve birkaç ağırbaşlı aile masalarına dirseklerini dayamış biralarını içiyorlar. Daha iki sene evveline kadar burası çırılçıplaktı. Ne gölge veren tek bir ağaç ne de nefes alacak bir dam altı. Ben görmeyeli birkaç yerde üzeri örtülü yerler, çalgı için güzel bir köşk yapılmış, iki sıralı dişbudak ağaçları dikilmiş, denize karşı örme hasır masalar yerleştirilmiş, hasılı birçok yenilikler var.

Aşağıda plaj kısmı da gittikçe güzelleşiyor. Evet oraya da mutlaka uzanmak lazım. Biraz yorgunluk aldıktan sonra aşağı iniyorum. Burası vakıa kumdan yana Filurya kadar zengin değil. Fakat muhakkak ki sular burada daha temiz. Güneş de pek o kadar tesirli değil. Plajda çalışan bir genç diyor ki:

“Efendim burası tuhaftır. Bir yıldız çakar kumları olduğu gibi denize sürükler. Sonra batı esince kumlar tertemiz yıkanmış olarak eski yerine gelir.”

Altınkum’da da Filurya gibi güneşten muhafaza için küçük sepet şemsiyeler, etrafı tenteli yerler var. Fakat bu şemsiyelerin altına iltica edenler pek az. Hemen herkes kumlara uzanmış, sırtını güneşe vermiş, hem deniz hem güneş hem kum, üç banyoyu birden yapıyorlar. Buna bir banyo daha ilave edebiliriz: Bazılarının terli ve ıslak kadın vücutları üzerinde yaptıkları göz banyosu! Kâh saçları ensesine dökülmüş bir kadın başı, kâh mini mini bir kadın ayağı… Bunlar ara sıra birbirlerine o kadar karışıyor ki gördüğünüz baş mıdır ayak mıdır pek fark edemiyorsunuz. Bu âdeta baş dönmesi, göz kararması gibi bir hâl.

Kıyıda dolaşırken bir de ne göreyim? Bizim eski gazeteci arkadaşlardan bir zat sırtüstü kumların içine girmiş, gözleri tıpkı hamamın kurnasında gözüne sabun kaçmış bir adam gibi kapalı, debelenip duruyor. Bir taraftan da ötesine berisine kumla masaj yapıyor.

“Ne o yahu, hayrola? Sen âdeta kuma gömülmüşsün!”

Sesimi işitince hayretle gözlerini ovalayarak baktı.

“Vaziyet mükemmel değil mi? Ne yapalım a kardeş? ‘Bizi bir gömen yok mu?’ diye bar bar bağırdık, aldıran olmadı. Biz de mezarımızı böyle kendimiz kazıyoruz!”

Bunu söylerken yanında aynı işi yapmakla meşgul kıvrak bir Rus kadınını gösteriyordu.

İşte kadınlı erkekli bir kafile birdirbir oynuyorlar. Kırmızı mayolu bir genç kız 8-10 kişiyi üstünden atlattığı hâlde nazik bir delikanlının sıkletine tahammül edemeyerek yıkıldı ve hemen oracıkta ikisi de kumlara yuvarlandılar. Pek mecalsiz görünüyorlardı. Bir müddet ayağa kalkamadılar ve öyle yarı sarhoş birbirlerine sarılarak yattılar. Bizim arkadaş bu hâli özlemle bir müddet seyrettikten sonra “Ateşle barut derler ama ıslak barut da nasıl işe yarar bilmem!” dedi.

Gülüştük. O banyosuna devam etti, ben yürüdüm. Derken o sırada yine eski arkadaşlardan birine daha rastlamayayım mı? Yanında hemen oracıkta ahbap oluverdiğimiz bir zata benim için, “Aman dikkat, gazetede ya resmimizi görürüz ya ismimizi!” dedi. “İki Arifler Altınkum’da şöyle yapmışlar, böyle etmişler diye bir veriştirirse karışmam.”

İki Arifler hemen oracıkta denize girdiler. Arkadaşın beraberindeki esmer zat cidden çok hoş sohbet bir adammış. Soyunup dökünüp meydana çıkınca “İyi ama herkes buraya vücudunu siyahlatmak için gelir. Acaba biz ne için geldik?” dedi, sonra yine kendisi tamamladı:

“Biz de galiba iki kavrulmuş olmaya geliyoruz.”

Banyodan sonra teklif ettiler:

“Şurada otomobil bekliyor. Birer şişe bira içtikten sonra otomobille dönelim.”

Bir hayli toz yutmaktan mı çekindim, yoksa devrilen kamyonun feci macerasını mı hatırladım, ısrar derecesine varan bu teklifi kabule cesaret edemedim. Fakat Altınkum’dan saat 4 vapuruyla dönmek ne hazin oluyor tasavvur edemezsiniz!


* Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki bazı kelimelerin yerine, okumayı kolaylaştırmak için günümüzdeki karşılıkları yazıldı. Selahattin’in tüm ifadelerine katılmasak da anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. Dönemin anlam dünyasına sadık kalındı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara hak ettiği değeri vererek İstanbul’un geçmişine dair zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

“Deniz olmayan yerde yaşayamam!” #39

Altınkum, mayo modası, Plaj Dergisi, Osmanlı'da bira ve Pazarola Hasan Bey

19 Tem 2022

https://www.fikriyat.com/tarih/2018/06/14/tahta-perdeleri-kaldirilan-bir-tarih-osmanli-deniz-hamamlari

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.

İLGİLİ OKUMALAR