Ankara içinde yeşil bir gemi*: ODTÜ

Yazar: Besim Can Zırh
Kent merkezine uzak olmasına karşın ODTÜ’lüler için de yürümek, önemi sonradan anlaşılan ve bu yıllara damgasını vuran bir eylem. 2019 yılında ODTÜ’nün Bahar Şenliği yine bir kriz olarak ülkenin gündemine yansımıştı. 2013 yılından bu yana zaman zaman nükseden “bizim büyük sancımız” bir yanıyla memleket siyasetinin gerilmesine koşut olarak diğer yanıyla da kentin geçirdiği dönüşümün sıkıştırmasıyla ODTÜ’lülerin tercihinin ötesinde bir gündem meselesi hâline geliyor, #ŞenliğineSahipÇık gibi çağrılar sosyal medyanın trendlerinde karşılık buluyordu. 2019'daki tartışmalara, ODTÜ mezunu Deniz Zeyrek de müdahil olmuş ve konunun büyümesi üzerine davet edildiği bir televizyon programında Bahar Şenliği’nin ODTÜ öğrencileri açısından önemini izah ederken yürümenin ODTÜ ruhundaki derin izine işaret eden bir cümle kurmuştu: “Hazırlıktaki tek kollu sandalyeye tedirgin ve ürkek oturan senle; bitirirken, o ‘Devrim’ yazan stadyumda, mezuniyet töreninde yürüyen sen arasındaki mesafedir ODTÜ.”
ODTÜ yerelinde kişisel bir rota yazmam istendiğinde Deniz Zeyrek’in bu betimlemesini hatırladım. 2022-23 Akademik Yılı yaz okulunda açtığım Walking Ankara dersinin başında bir açılış toplantısı yapmış ve ODTÜ’ye dair yürümekle ilgili sepetimizde neler olduğuna bakmıştık. Kısa sürede ODTÜ evreninde yürümekle ilgili 10'a yakın meseleyi tahtaya not etmiştik.

Üniversite’nin konumu, mekansal planlaması, yakınındaki Yüzüncü Yıl semtinin zaman içinde öğrenciler için bir yerleşim alanına dönüşmesi ve her şeyin üstünde kentin toplu taşıma sorunları (ve öğrenci kent servislerinin zaman içinde kaybolmuş olması) yürümeyi ODTÜ öğrencileri açısından kaçınılmaz bir eylem kılar. Kaçınılmazlığın çağırdığı olumsuz anlamlar ODTÜ’ye ruhunu üfleyen mimar Behruz Çinici’nin alle tasarımında silikleşir ve yürümeyi ODTÜ kimliğinin kurucu bir unsuru kılar.
Ben kişisel rotamda Deniz Zeyrek’in de işaret ettiği üzere, A1’den (okula giriş) Devrim’e (mezuniyete varış) ve sonrasında, üzerinde mezuniyet fotoğrafı çektirmek üzere A1’de bulunan Bilim Ağacı’na geri dönüş (okuldan çıkış) üzerinden düşündüm. Bizim kuşağımızda olmayan bu yeni gelenekle birlikte Bilim Ağacı’nın ODTÜ kimliği açısından bir toteme dönüştüğünü söylemek de mümkün.

Eskişehir Yolu’na açılıyor olmasıyla, ODTÜ’nün altı kapısından en önemlisi A1 Kapısı ilk durağım. ODTÜ siyasi tarihinde, 8 Haziran 1977'de düzenlenen bir eylemde Jandarma müdahalesiyle öldürülen öğrenci Ertuğrul Karakaya adıyla da anılan kapı aynı zamanda ODTÜ’nün simgesi Bilim Ağacı’nın da yer alıyor olmasıyla yeni gelen öğrenciler açısından bir eşik anlamı taşır. Bu anlam halen korunan taşlı giriş yoluyla imlenmiştir. Bu vasfıyla ODTÜ otostop kültürünün de önemli duraklarından biridir.
Bu noktadan yürüyerek bir ara yolla “Hazırlık” binalarına varırız. Bu ara yolun da imlediği üzere hazırlık yılları adını hak eden bir şekilde yemekhane ziyaretleri ve belirli etkinliklere katılım dışında anakara kampüsten görece yalıtılmış bir dönemdir. Hazırlık Binası önü aynı zamanda okuldaki siyasi yürüyüşlerin de başlangıç noktasıdır. Gündemine göre buradan başlayan yürüyüşler, alleyi takiben, sırasıyla İktisadi İdari Bilimler Fakültesi (İİBF), Kütüphane, Fizik Çimleri’nde küçük molalar vererek genelde Kafeterya’nın önünde sonlanır. Dolayısıyla hazırlığı geçmek bu ara yolu da aşarak ODTÜ’lü olmakta önemli bir aşamadır ve bu aşamadan sonra alle artık sadece yürünen değil kıyısında ikamet edilen akışkan bir mekana dönüşür.

Hazırlığın önündeki ara yol aşıldığında alleye girmiş oluruz. Bu rota üzerindeki her adımda ODTÜ’nün mimari dokusuyla efsunlanır insan. Henüz yolun başında öğrencilerin merakla ama uzaktan süzdükleri Güneşev bizi karşılar. Sonrasında İİBF’nin meydan avlusunda, ODTÜ mimarisinin en ayırt edici özelliği taş ve beton kullanımı ve güneşin gün içindeki hareketleriyle bu yüzey üzerinde oluşan gölge oyunlarıyla karşılaşırız.
Mimarlık Fakültesi’ne yaklaşırken uzaktan, havada asılı duran; kırmızı, sarı ve turuncu renkte üç büyük çubuğa takılır insanın gözleri. Yan duvardaki kadın figürü bu odağın gölgesinde kalır. Altından geçip gideceğiniz bu çubuklar, 1980’lerin başında misafir hoca olarak birkaç yıl Türkiye’de kalan Rolf Wesphal’in YOK isimli bir eseridir. Efsaneleriyle ünlü ODTÜ’de bu anıt üzerine de ilginç söylenceler vardır. Haluk Kalafat öğrenciler arasında yaygın olan “ATA yazan heykel” meselesini not eder.

ODTÜ’nün birçok anlamda kurucu merkezi Mimarlık Fakültesi’dir. Bu alan, balıklarıyla meşhur küçük bir havuzla birbirine bağlı üç temel yapıdan oluşur. Öğrencilerin pek de rağbet göstermediği fakat ODTÜ arazisinden çıkan arkeolojik eserlerin sergilendiği Müze, ODTÜ Oyuncuları’nın mabedi Mimarlık Amfisi, girişinde günümüzde fakülte öğrencilerinin mezuniyetlerinde önünde fotoğraf çektirdiği Gencay Kasapcı’nın sarı mozaik panosu bulunan fakülte binası. Özgür Ceren Can’ın sanatçıyla gerçekleştirdiği sözlü tarih mülakatı ODTÜ tarihinin satır araları açısından önemli bir belge niteliği taşıyor. Ulus Baker, heykel sanatını taşı değil ışığı yontma zanaatı olarak betimlerdi. Bu anlamda günün farklı saatlerinde sahnelediği gölge oyunlarıyla bu bina, içinde gezebildiğiniz bir heykel gibidir.
Kampüsün bundan sonraki kısmı bölümlere özel anlamlar taşıyan ya da ortaklaşılan alanlarla ilerler. Söz gelimi, Beşeri Kantini ve Matematik Çimleri’nin kendine özgü müdavimleri varken Kütüphane önü ve önünde 10 Kasım törenlerinin de düzenlendiği Atatürk Anıtı’nı içeren Fizik Çimleri ise tüm öğrenciler açısından buluşma alanlarıdır.

Matematik Çimleri’ndeki “Bilim Kadını” heykeli, arkasında kadın yönelik şiddet gündemiyle 10 yıl kadar önce işlenmiş ve halen korunan duvar yazısıyla önemli duraklardan biridir. Dolayısıyla ODTÜ rotası yeni kuşaklarla, memleket gündemine işaret eden yeni donatılar kazanarak yaşayan bir bellek akışıdır. Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü duvarına çizilen Ahmet Atakan resmi gibi.

Fizik Bölümü, merkezi konumuyla önem taşır. Okulun en büyük amfisi ve yine ODTÜ siyasi tarihinden Necdet Bulut adını alan, U3 (Üçlü Amfi) benim kuşağımda her akşam filmlerin gösterildiği, korku gecelerinin düzenlendiği önemli bir etkinlik mekanıydı. Yıllarca bu etkinlikleri düzenlemiş bina görevlisi Metin Kırmaç emekli olduktan sonra kaleme aldığı Kutsal Mekan: Üçlü Amfi (2013) kitabında bu dönemi ayrıntılı olarak anlatıyor.

Kampüs içinde bir sınır çizen Fizik Çimleri’nden Kafeterya’ya giderken unutulmaması gereken bir diğer durak 2 Aralık 1977 yılında Hasan Tan’a karşı düzenlenen bir gösteride üzerlerine dinamit atılmasıyla hayatını yitiren dokuz öğrenci anısına dikilen Dokuz Direk Anıtı’dır. Bizim kuşağımızda “Avarel” olarak anılan Merkezi Mühendislik Binası ve hemen yamacında bulunan Baraka bugün halen önemini koruyan bir durak. Baraka’nın önündeki çimenlik alan yıllar içinde, trajik vakalarda hayatını kaybeden ODTÜ öğrencileri anısına eklenenlerle kendiliğinden bir ODTÜ bellek alanına dönüştü. Bunlar arasında Onur Yaser Can hepimiz için dinmeyecek bir sızıdır.

Benim bu yazı açısından son durağım ODTÜ’nün Devrimi, Stadyum olacak. Kendisi başlı başına bir hadise olan Bahar Şenliği’nin en önemli etkinliklerinin başında gelen Devrim Yürüyüşü’nün sonunda Stadyum’a gelerek mumlarla “devrim” yazılması çok uzun yıllar boyunca en müstesna ODTÜ geleneklerinden biriydi. Karantina dönemi ve sonrasında kendimizi içinde bulduğumuz eskinin yenisi bir dünyada bu geleneğin nasıl sürdürüleceği bir gündem bizler için. Bu vesileyle rotayı şöyle bağlayalım. Son on yıllarda memleket gündemindeki çalkantılarla zaman zaman hedef haline gelen ODTÜ’nün seyri ülke tarihinin de bir özeti gibidir. Dönemsel olarak girilen fırtınalarla yalpalayan ama her şeye rağmen devrilmemiş, bozkırda yüzen yeşil bir gemi. Maviliklere umudumuzu koruduğumuz…
ODTÜ GİSAM’ın Bellek videoları: https://www.youtube.com/@odtugisam
*ODTÜ’ye girdiğim ilk yıl, 1971 ODTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği mezunu, Felsefe Bölümü emekli öğretim üyesi Ahmet İnan’ın Mimarlık Amfisi’nde düzenlenen bir konuşmasına katılmıştım. İnan, kendi öğrencilik yıllarına dair konuşurken ODTÜ’nün Ankara’daki konumunu bir gemiye benzetmişti. ODTÜ’nün ilk spor salonunun da öğrenciler arasındaki lakabı, mimari yapısına işaretle, gemidir. Ankara’nın yaşadığı dönüşümle bugün bu metaforu kullanmak pek kolay olmasa da tarihe not etmek adına anmak isterim.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta heyecanla beklediğimiz oyunlar sahneye, filmler vizyona geliyor; Besim Can Zırh ile ODTÜ kampüsünü adımlıyoruz.
26 Şub 2024

YAZARLAR

Aposto Ankara
Her pazartesi saat 18.00'de Ankara'dan özenle seçilmiş etkinlikler, haberler ve hikayeler.
İLGİLİ OKUMALAR


