Antroposen ve İklim Değişimi

Bazı jeologlar aşağı yukarı son on iki bin yıldır yeryüzünün içinde bulunduğu Holosen çağının sona erdiğini, artık "İnsan Çağı" anlamına gelen Antroposen çağına girdiğimizi söylüyor. Nedir bu Antroposen?
Antroposen ve İklim Değişimi

İlk olarak Michigan Üniversitesi'nde biyolog olarak çalışan Eugene Stoermer’in 1980’lerde ortaya attığı, daha sonra geçtiğimiz günlerde aramızdan ayrılan Paul Crutzen’in popülerleştirdiği Antroposen kavramı, bir tür olarak insan varoluşunun somut olarak ölçülebilir jeolojik izler bıraktığı; bu haliyle diğer biyolojik, jeolojik ve meteorolojik kuvvetlerin ve faktörlerin ötesine geçerek yeryüzünü şekillendiren temel unsur olduğu evreye kimi jeologların koyduğu isimdir. 

Antroposen anlayışı, içinde bulunduğumuz Holosen çağının sona erdiğini, artık yeryüzünün yeni bir çağa girdiğini ve bu çağda esasen insan etkinliğinin yeryüzünü şekillendiren temel bir jeolojik kuvvet haline geldiğini öne sürer. Bu anlamda, içinde bulunduğumuz jeolojik çağı isimlendirmek üzere Antroposen teriminin genelde 2000 yılının Şubat ayında, aynı isimli makelelerinde Crutzen ve Stoermer tarafından önerildiği söylenir. John Bellamy Foster ise Antroposen teriminin ve yeni bir Antroposen (veya Antropogen) evresine girildiğinin ilk olarak 1920’lerde Sovyet jeolog Aleksei Pavlov tarafından ortaya atıldığını öne sürer. 

Antroposen terimi, insan varoluşunun gezegen ölçeğinde değişimlerin vektörü olduğu Holosen sonrası çağı ifade eder. Bu jeolojik evrenin genelde Sanayi Devrimi’nin başlangıcına tekabül ettiği öne sürülür (Crutzen ve Stoermer 2000). Daha sonra 2007 tarihli makalesinde Steffen ve diğerleri, 20. yüzyılın ortasından itibaren gezegen üzerinde insan etkisinin fark edilebilir olduğu 1945 veya 1950’den itibaren yaşanan ‘Büyük İvme’ anını teşhis eder. Benzer bir zamansallaştırma ile bu evreyi 1945’te yaşanan ilk nükleer patlamayla başlatanlar da mevcuttur (Zalasiewick ve diğerleri 2015, Monastersky 2015).

Bizler ise muhtemelen iklim krizinin somut sonuçlarını açıkça hissetmeye başladığımız dönemde insani etkinliğin yeryüzü üzerindeki onulmaz etkileri üzerine düşünmeye başladık. 

Bu vesileyle Antroposen isimli bu e-bültenimizde, iklim krizi ve ekolojik krize dair Terrabayt'ta yaptığımız haberleri sizler için derledik. İnsanın yeryüzünü değiştiren başat faktör haline gelmesi ne ifade ediyor artık az çok bir fikrimiz var elbette. Yine de insan bunun neden olduğu değişimleri, somut rakamlar ve olgular ile birlikte düşündüğünde ahvali üzerine düşüncelere dalmadan edemiyor. 

Kaynaklar:

  1. Crutzen, P.J. ve Stoermer, E.F. (2000). The Anthropocene. IGBP Global Change Newsletter 41: 17-18.
  2. Foster, J. B. (2016). Marxism in the Anthropocene: Dialectical Rifts on the Left, International Critical Thought.
  3. Monastersky, “First Atomic Blast Proposed as Start of Anthropocene,” Nature, 16 Ocak 2015, http://www.nature.com/news/first-atomic -blast-proposed-as-start-of-anthropocene-1.16739.
  4. Steffen, W., Crutzen, P.J., McNeill, J. (2007). The Anthropocene: Are Humans Now Overwhelming the Great Forces of Nature. AMBIO: A Journal of the Human Environment. ss. 614- 621.
  5. Zalasiewicz et al. (2015). When did the Anthropocene begin? A mid-twentieth century boundary level is stratigraphically optimal. Quaternary International. Vol: 383: 196-203. 

350’den Fazla Tür Habitatlarının Yarısından Çoğunu Kaybedebilir

Dünyada giderek artan gıda talebini karşılamak üzere topraklar tarıma tahsis ediliyor. Mevcut yeme alışkanlıklarımızı sürdürmemiz halinde, kara hayvanlarının neredeyse yüzde 90’ı, 2050 yılına kadar doğal yaşam alanlarının bir kısmını kaybedebilir. Toprakların tarıma tahsis edilmesi dünya çapında pek çok türün yaşamını tehdit ediyor. Mevcut tahminlere göre, önümüzdeki 30 yıl boyunca gıda talebini karşılamak için 2 ila 10 milyon kilometre kare yeni toprağa ihtiyacımız olacak.

Leeds Üniversitesi’nden David Williams ve meslektaşları, mevcut gidişata dayalı bir model geliştirerek artan tarımın, karada yaşayan neredeyse 20.000 memelinin, amfibik hayvanın ve kuşun doğal yaşam alanlarını nasıl etkilediğini gösterdi. Başka bir araştırmada dünyada primatların çoğunluğunun yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu görülmüştü.

Williams ve ekibi, bu modelde 2050 yılına kadar 17.000’den fazla türün doğal yaşam alanlarının bir kısmını yitireceğini gösterdi. 1250’den fazla türün yaşam alanlarının yüzde 25’ini, en az 350 türün ise yaşam alanlarının yarısından fazlasını kaybedeceği öngörülüyor.

Sahra-altı Afrika ülkeleri ve Brezilya’da Atlantik yağmur ormanı bundan en çok etkilenen bölgeler ama her kıtada kayıplar yaşanacak.

Haberin tamamını şuradan okuyabilirsiniz. 

İklim Değişimiyle Birlikte Amazonlar Bozkıra Dönebilir

Amazon ormanlarının büyük bir kısmı, iklim değişimi yüzünden kendine mahsus tabiatını yitirerek yağmur ormanlarından bozkırlara dönüşebilir.

Yağmur ormanları, yağmur ve nem oranlarına karşı oldukça hassastır. Yangınlar ve uzun sürek kuraklıklar, belli bölgelerde ağaçların azalmasına ve geniş çayırlara benzer ağaçlık ve otlaklardan ibaret bir coğrafyaya dönüşmelerine neden olabilir. Amazonlarda, bu tarz değişimlerin mümkün olduğu zaten biliniyordu ancak bunun on yıllar içerisinde gerçekleşeceği düşünülüyordu.

Yeni bir araştırmaya göre, bu taşma noktasına daha önce düşündüğümüzden çok daha erken ulaşabiliriz. Nature Communications dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, mevcut Amazon yağmur ormanlarının %40 kadarı şu anda bozkıra dönüşme tehlikesi altında.

Bu dönüşümün tam manasıyla yaşanması için yine on yıllar geçmesi gerekiyor ama bir kez gerçekleştiğinde bu süreci tersine çevirmek oldukça zor. Yağmur ormanlarında, savana tipi bozkıra nazaran çok daha fazla tür bulunur, yağmur ormanlarının atmosferden karbondioksitin emilimindeki rolü de yine çok daha fazladır.

İklim değişimi yüzünden Amazonların belli kısımlarına çok daha az yağmur düşüyor. Ormanın aşağı yukarı %40’ında, yağmur bozkırlaşma sürecini başlatacak oranlarda. Bu sene Amazon ormanlarında görülen yangınlar da daha önceki senelere göre çok daha yıkıcı sonuçlar doğurdu.

Haberin tamamını şuradan okuyabilirsiniz. 

Kriptopara Madenciliğinin İklim Krizine Etkileri

Bitcoin’in dalgalı artışının arkasında bu paralara ulaşmanın soğuk, biteviye gerçekliği yatıyor. Yazılımının tabiatı gereği, her bir Bitcoin işlemi çok fazla elektrik gerektiriyor ve iklim değişiminin ilerleyişini daha da kötüleştirecek oranda karbon ayak izi bırakıyor.

Madencilik bu konuda özelleşmiş bilgisayarla karmaşık algoritmaları çözmeyi gerektiriyor. Kendi donanımını kullanan madenciler, finansal işlemleri doğrulayarak ve kaydederek Bitcoin blockchain platformuna ekleniyor. Ne kadar çok makine çalışırsa o kadar çok ödül kazanıyorlar, bu ödüller yeni paraların çözülmesi oluyor. Ancak bu matematik hesaplar tasarımları gereği giderek zorlaşıyor ve giderek daha güçlü bilgisayarlar gerektiriyor.

Küresel kripto para analistleri, tek bir işlemin, ABD’de bir haneyi bir ay veya bir YouTube izleyicisini beş veya altı ay idare edecek kadar elektrik harcadığını tahmin ediyor. Tek bir Bitcoin hizmeti, 650.000’den fazla Visa işlemi seviyesinde elektrik kullanıyor. ZMINE’ın boyutları bile muazzam miktarda elektrik harcadığını gösteriyor.

Ancak bu kadar enerji harcamanın iklime etkileri var ve bu giderek daha da acil bir küresel sorun olmaya başladı. 

Haberin tamamını şuradan okuyabilirsiniz. 

İklim Değişikliğiyle Birlikte Kadınlara Yönelik Şiddet Artıyor

Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’nin (INCN) yeni araştırması, iklim değişiminin kadınları cinsel şiddete karşı daha kırılgan bir hale getirdiğini gösteriyor. Kıtlık gibi iklim değişiminin yarattığı olumsuzluklar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ve kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddeti besliyor.

Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’nin iki yılda hazırladığı rapor, iklim değişikliğinin kadınlara yönelik şiddete etkilerini inceleyen en geniş ve en kapsamlı araştırma.

IUCN’nin genel müdürü Grethel Aguilar, “Bu çalışma, insanlığın doğaya verdiği zararın, bütün dünyada kadına yönelik şiddeti tetiklediğini gösteriyor. Uzun zamandır gözden kaçan bir bağlantı bu. Bu çalışma, çevreye dönük zararın ve her türden toplumsal cinsiyet temelli şiddetin durdurulmasına yönelik adımların ne kadar acil olduğunu gösteriyor” diyor.

Raporda iklim felaketlerinin yol açtığı kıtlık ve açlık gibi durumlarda, kız çocuklarının zorla evlendirilme oranlarının arttığından bahsediliyor. Kaynakların, iklim değişikliği dolayısıyla tükenmesi de kadına yönelik şiddeti tetikliyor.

Haberin tamamını şuradan okuyabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş