"Arkadaşlarım Premier League denen saçmalığı takip etmiyor."

Brighton menajeri; taraftarların yuhalamasını, menajerlerin insan olarak ele alınmamasını ve kendinden şüphe duymasıyla nasıl mücadele etmeyi öğrendiğini anlatıyor.
Bir arkadaşım Brighton taraftarı. Graham Potter’la röportaj yapacağımı duyunca bana sormak istediği bir soruyu mesaj attı. Sorudan çok rica gibiydi. “Ona Cumartesi akşamı yuhalayan moronları sorsana.” dedi. “Bütün makul Brighton taraftarlarının muhteşem bir iş çıkardığını düşündüğünün ve onu çok sevdiğinin farkındadır, değil mi?”
Geçtiğimiz cumartesi, Amex Stadyumu’nda Brighton Leeds’i ağırladı. Maç 0–0 berabere bitti, Brighton net bir şekilde daha iyi olan taraf olsa da stadyumda hafif bir uğultu yükseldi. Onları rahatlıkla ligin son altısına sokması gereken bir maaş bütçesine rağmen, cüretkâr bir pas oyunu oynayan Brighton Premier Lig’de 9. sırada.
2011’e kadar (İngiltere 3.Ligi) League One’da Withdean stadında oynuyorlardı, ki bir stadyumda çok deplasman taraftarlarının maçı filelerin arkasından izleyebildiği bir atletizm pisti. O zamanlar, Brighton’ın Premier Lig’de ilk 10’a gireceği ve taraftarların yine de takımı yuhalayacağına inanmak imkânsız olurdu. Ama buyurun işte.
“Bunu duymak güzel.” Potter, arkadaşımın ilettiğini duyunca bu tepkiyi veriyor: “Bakın, ben saf değilim. Herkesi tatmin edemeyeceğimin farkındayım. Ama insanların çoğu kulübün nerden geldiğinin farkında. Burada pek çok iyi şey gerçekleşiyor. Ama şunu da biliyoruz ki futbolda sonuçlar umduğunuz gibi olmadığında hissiyat sert bir şekilde size yansıtılıyor.”
Pek çok açıdan, yönetimsel beklentiler Potter’ın kariyerinin ana motifi oldu. Şu ana kadar ismini küçük ama artış gösteren bir gelişimle yaratan bir menajerseniz büyük resmi atlayıp geçmek kolay oluyor. Östersund’u yedi senede İsveç 4. liginden UEFA Avrupa Ligi’ne taşıması, Swansea City’i Championship’in gediklisi haline getirmesi ve Brighton’ı tam tekmil bir Premier League takımı haline getirmesi hiç de yabana atılmayacak başarılar. Nerden bakarsanız bakın, Brighton hunharca ve mucizevî bir şekilde yer çekimini tersine çeviriyor.
Potter, Premier Lig’deki üçüncü sezonunu geçiriyor ve başarısı, onun pek çok ekiple anılmasını sağladı: Everton, Tottenham, hatta İngiltere Milli Takımı. Onun; gelişmiş futbolun gürültüsü ve saçmalığı, ebedi bir iş-hayat dengesini bulma çabası, kültür ve mutluluğun önemi gibi konular hakkında konuştuğunu görünce yakında Daniel Levy’le 12. kadehini kaldıracak biri izlenimini almıyorsunuz. Güçlü bir insani yanı olan amansız bir akıl: İşte Potter prensibini bu oluşturuyor ve şu ana kadar başarılı olduğunu net bir şekilde söyleyebiliriz.
Olanca pişkinliğimle ona Ben White’ın satışından elde edilen gelirin neden bir santrfora harcanmadığını soruyorum. White, geçtiğimiz yaz Arsenal’a 50 milyon sterline satılmıştı ve kendilerinden beklenen gol (xG) oranının epey altında seyretmekteler. Bu veri, bize yarattıkları şanslardan daha fazlasını kalelerinde gördüklerini gösteriyor ve White’ın satışı görünürde aptalca gibi.
“Söylemesi kolay.” deyip dudak büküyor Potter. “Bütün o parayı harcayacak olsan bile öyle bir bonservis havuzu, belirli bir maaş seviyesini de gerektiriyor ve sonrasında bütün takıma etkimiş oluyor. Bu işin bir boyutu. Bir de 40 milyonluk olup başarısız olan Premier Lig oyuncuları var. Bonservis bedeli hiçbir şeyi garanti etmiyor. Neal (Maupay) kadar gol atamayan tonla iyi Premier Lig oyuncusu var. O yüzden söylemesi kolay geliyor.
Gol beklentisi oranı (xG) ona bir şey ifade ediyor mu? “Pek değil. Yani evet ve hayır. Sana kimi şeyleri ifade eden bir performans verisi sonuçta. Ama dikkatli olunmalı. Sonuçta sana bütün hikayeyi anlatmıyor. Hakikat değil, sadece bir parça bilgi.”
Mesele şu ki herkes veri madenciliği yapabilir ve arzu edilen hikâyeyi size anlatabilir. Brighton’ın yapmaya çabaladığıysa bir hikâyeden daha fazlası: Bir şeyleri yapma biçimini ve futbol oynama stilini bulmak. “Oyuncuların neden çıkıp senin takımında oynamak istediğini kanıtlamak için bir nedenin olmalı.” diyor Potter.
“O zaman başka bir şey sunmalısınız: Bir kimlik, oyuncuların benimseyeceği bir stil. Tariq Lamptey, Rob Sanchez, Jakub Moder, Leo Trossard: Hepsi kariyerlerini ilerletmek için fırsatlar bulmakta. Eğer bu yola baş koyduysak, taraftarlarımızın da bu yolda bizimle olmasına ihtiyacımız var.”
Premiercast Medium'da yayınlanan çevirinin devamını buradan okuyabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Gündem, Röportaj: Graham Potter, Leicester City'nin Gerçekçi Hedefi Nedir?
14 Ara 2021

YAZARLAR

This Is England
Premier League gündeminden öne çıkan gelişmeler ve eşsiz yorumlar mail kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR


