Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni, Yetişkinler İçin: Erşan Kuneri

Cem Yılmaz, ülke sinemasının yaşayan en büyük isimlerinden biri, birçokları için de birincisi. Yaklaşık çeyrek yüzyıldır canı her istediğinde film çeken, çekebilen ve o filmleri istediği takvimde, yüzlerce salonda gösterime sokan, ayrıcalıklı ve kudretli bir figür. Sadece filmlerine özgü bir durum da değil, stand-up gösterisi CM101MMXI Fundamentals’i (2013) 450'den fazla salonda, 30 hafta boyunca vizyonda tutacak bir güçten bahsediyoruz. Tabii bu gücün “tek” kaynağı, ülkemizin en büyük komedyeninin kendi şahsı, sinemasal becerileri değil. Son mısır kavgasında* ayrı düştüğü, ülke sinemasının yapım, dağıtım ve gösterim ayaklarını yasanın arkasından dolaşarak birleştiren ve küçük yapım evlerini, dağıtım şirketlerini, salonları ölüme mahkûm eden CGV Mars Group -ki Cem Yılmaz uzun yıllar boyunca Cinemaximum’un reklam yüzüydü- başta olmak üzere beraber yürüdüğü ve #işbirliği yaptığı şirketler var. Sinema sektörünün yapısı, aktörleri değişse bile Cem Yılmaz’ın özgül ağırlığı, ayrıcalıklı konumu ve iş birlikleri değişmiyor. Mısır kavgasından sonraki süreçte önce pandemi şimdi de ekonomik kriz nedeniyle ağır yara alan ülke sinemamıza / pazara güçlü bir giriş yapan Netflix, Cem Yılmaz’ın yeni partneri oldu ve önce Diamond Elite Platinum Plus (2021) adlı stand-up gösterisini yayınladı, şimdi de beraber G.O.R.A.’daki (2004) yan karakterlerden Erşan Kuneri’nin spin-off dizisini çektiler.
Cem Yılmaz’ın işbirlikçileri, sinema sektörünün büyük aktörlerinden ibaret de değil. Sektör dışında da çok seviliyor. Kâh gazlı içecek kâh beyaz eşya firmaları Cem Yılmaz’ın çalışmalarına sponsor oluyorlar. Elbette bunların bir bedeli var: Cem Yılmaz’ın her eseri, kendi kendinin ve bir film olduğunun bilincinde olan, bu farkındalığını seyirciye aktarmak zorunda kalan bir meta-sponsor filmi. Filmin en önemli anı bile olsa ana karakter çıkıp sponsorunun fırınını, buzdolabını, gazozunu dakikalarca, seyircinin gözüne sokarak övebiliyor. Parayı veren firma biliyor ki uzaya da çıkılsa, birkaç bin yıl öncesine de gidilse düdüğü çalınacak. Netflix’e çekilen Erşan Kuneri de bir meta-sponsor dizisi. 1981–82 yılında geçen dizide karakterlerin ağzından “Netflix’te bile olsa yapamayız, gösteremeyiz” tarzı cümleler duyuyoruz. Bunun sebebi Erşan Kuneri’nin anakronik veya meta yapısı değil, bir iş birliği ürünü olması. Geldiğimiz noktada bu iş birliği modeli, Cem Yılmaz’ı ileri, sanatını geri götüren bir kambura dönüştü.
Cem Yılmaz, çok sevdiği, filmlerinde referansta bulunduğu ve sürekli aşk mektubu yazdığı Yeşilçam’ın, bin bir zorluk altında film çeken yönetmenlerinden biri değil. Bir Çetin İnanç değil, bir Erşan Kuneri değil. Hiç olmadı da. Ağzında gümüş kaşıkla doğmasa da uzun zamandır o kaşığı ağzında taşıyan, ayrıcalıklı bir yönetmen. Cem Yılmaz sinemasının temel çelişkisi burada başlıyor. İyi niyetle, büyük bir sevgiyle yaklaşsa da Yeşilçam’a bakışı, Erşan Kuneri’nin açık ara en iyi bölümü Kooperatif Kemal’deki öğretmenin taşraya yaklaşımından çok uzak değil. Belli bir süzgeçten geçirilmiş, hiç kimseye rahatsızlık vermeyecek, steril bir Yeşilçam algısı var. Suya sabuna dokunmayan romantik Yeşilçam anlatısı, Pek Yakında (2014) ve Arif v 216 (2016) gibi filmler için belli ölçüde tolere edilebilecek durumdayken, Erşan Kuneri için devasa bir soruna dönüşüyor.

Erşan Kuneri’nin basit bir formülü var: Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni, Yeşilçam Seks Filmleri Furyası ile karşılaşıyor. Sean Connery’nin ismi ile yurtdışında tanınmamak için kılık değiştiren Zeki Müren’in resminin birleştirilmesiyle yaratılan Erşan Kuneri karakteri, G.O.R.A.’dan bildiğimiz üzere, bir seks filmi yönetmeni. Türkiye sineması, 1970'li yıllarda, bugün hatırlamaktan imtina ettiği, ayıplı saydığı bir seks filmleri furyası dönemi yaşamıştı. Öyle bir furyaydı ki, Anadolu’nun en ücra köşesindeki sinema salonlarında bile porno filmler oynatılıyordu. Sinema endüstrisini ele geçiren furya, bir noktada üretim, dağıtım ve gösterimi de tek başına domine etmeye başlamıştı. (1979 yılında Türkiye’de çekilen 195 filmin 130'u seks komedisiydi) Kendi kadın ve erkek starlarını yaratan, sektördeki birçok büyük yönetmenin dahil olduğu ve çılgın paralar kazandıran bu furya, tek gecede sona erdi: 12 Eylül 1980 darbesiyle seks filmleri yasaklandı ve bir dönem kapandı. Erşan Kuneri dizisi de 1981 yılında, furyanın bittiği yerde, Erşan’ın hapisten çıkmasıyla başlıyor. Seks filmleri furyası, 12 Eylül, 1981, hapishane gibi ipucu kelimeleri bir araya getirdiğimizde bir Türkiye sineması tablosu beliriyor ama 7 film, 8 bölümden oluşan Erşan Kuneri, tek bir saniyesinde bile o tabloya dahil olmuyor, yakınına dahi uğramıyor.
Erşan’ın neden hapse girdiğine, çıktığında nasıl bir sinema ortamı bulduğuna dair bir bilgi elde edemiyoruz. O seks filmleri furyasına, yıldızlarına, yönetmenlerine ne oldu, yine bilmiyoruz. Hapisten çıkan Erşan, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni (1990) Haşmet Asilkan gibi, üstüne yapışan etiketi çıkartıp atmak ve artık prestijli filmler çekmek istiyor. Burada, tuhaf şekilde, o furyanın bitmediği, yapımcıların hala seks filmi çekmek istediği fakat Erşan’ın kabul etmediği bir manzara sunuluyor önümüze. Kuru Murat, Ebenin Avı, Faqbadi gibi örneklerle seks filmleri furyasının isim koyma konusundaki yaratıcılığını ödünç alan Erşan Kuneri; tarihi maceralardan ucuz bilimkurgulara, arabeskten toplumsal gerçekçi filmlere kadar Yeşilçam’da popüler olan bütün türlere uğruyor ama ironik şekilde, seks filmleri furyasını ve onun gerçek akıbetini es geçiyor. Ne furyanın nasıl sonlandığına, ne 12 Eylül’ün etkilerine ne de o furyanın kurbanlarına değiniyor. Tarık Akan’a, Ayhan Işık’a, Halil Ergün’e selam yollanırken, sevgilisi tarafından 39 yaşındayken öldürülen Feri Cansel’e, 44 yaşında intihar eden Seher Şeniz’e, 41 yaşında kanserden ölen Mine Mutlu’ya, 24 yaşında sinemayı bırakmasına rağmen hayatı boyunca o etiketle mücadele eden Arzu Okay’a hiç değinilmiyor, en ufak bir saygı duruşunda bulunulmuyor, kendilerine dair bir ifade, ibare geçmiyor.** Yeşilçam, seks filmleri furyası bittiğinde, tipik Anadolu ailesi refleksiyle bütün günahı kadınların üstüne yüklemiş, onları sektörden dışlayıp ölüme terk etmişti. Erşan Kuneri, o kurbanlara iade-i itibarda bulunabilecek bir dizi olmasına rağmen o sulara hiç girmiyor, Yeşilçam’ın günahlarını örten perdeyi kaldırmaya teşebbüs dahi etmiyor. Bunun arkasında, Cem Yılmaz sinemasının, Cumhuriyet tarihi gibi, süzüle süzüle sterilleştirilen, hazmı kolay, ayıplarından arındırılmış ve apolitikleştirilmiş bir Yeşilçam anlatısından / anlayışından beslenmesi yatıyor. Artık sonlanmış bir furyayı sonlanmamış gibi ele alan, 12 Eylül ile olan ilişkisine hiç değinmeyen, starlarının akıbetiyle ilgilenmeyen Erşan Kuneri “Neden 1981 yılında geçiyor” sorusuna verilebilecek galiba tek makul yanıt var: Kooperatif Kemal ile 18. Altın Portakal Film Festivali’ne katılan Altın Oran (Çağlar Çorumlu), dizi bir önceki yılda geçseydi törene katılamayacaktı çünkü festival darbe nedeniyle iptal edilmişti.
Erşan Kuneri’nin politik duruşunu, Yeşilçam’a ve seks filmleri furyasına bakışını bir kenara bıraktığımızda bile geriye kalanlar hakkında olumlu konuşmak çok güç. Evet, yerli bir yapımda emsalini kolay kolay bulamayacağımız olağanüstü bir kostüm tasarımı var. Bütün kıyafetler, bir moda haftası titizliğiyle hazırlanmış. Cem Yılmaz filmlerinin zaten aşina olduğumuz yetenekli çekirdek kadrosu ve onlara eklenen Uraz Kaygılaroğlu ile Nilperi Şahinkaya enfes performans sergiliyorlar. (Ezgi Mola her filmde aynı karakteri kötü, Uraz Kaygılaroğlu her filmde aynı karakteri iyi, Nilperi Şahinkaya her filmde farklı karakteri çok iyi şekilde oynuyor) Kooperatif Kemal gibi enfes bir senaryoya, mizaha sahip bir mini film var. Ama hepsi bu ve bunlar devede kulak kalıyor. Erşan Kuneri’nin içindeki 7 kurmaca filmin 6'sı ne teknik ne hikâye ne de mizahi açıdan vasatı aşamıyor. İki farklı şekilde akan dünya var ama ikisi de birbirinin aynısı. İki dünyada da akılda kalan tek bir plan, kamera hareketi, mizansen bulunmuyor. “Yönetmen” Cem Yılmaz’ın, film içindeki filmler için sunabildiği tek “dahiyane” çözüm, renk paletinde oynamalarda bulunmak. Erşan Kuneri’de mizaha eşlik etmek yerine kendi halinde takılan, standardı çok düşük bir komedi yönetmenliği var ve “Senarist” Cem Yılmaz’ın beklentiyi karşılayamadığı bu denklemde “Yönetmen” Cem Yılmaz’ın kötü performansı diziyi oldukça aşağı çekiyor. Son dönemin fenomen dizisi Gibi’yi birkaç gömlek yukarı çıkartan Ömer Sinir’in enfes komedi yönetmenliği önümüzde duruyorken, Cem Yılmaz gibi büyük bir figür dahi olsa, böylesine kötü bir komedi yönetmenliğine razı gelmek güçleşiyor.

Cem Yılmaz, çok uzun zamandır cepten yiyor. Kariyerinin başında yarattığı karakterlerin hikâyelerini, aynı ekiple, her seferinde çıtayı düşürerek anlatıyor. Sanatı sürekli geriye gidiyor. Geriledikçe de mizahı, duruşu reaktif bir hal alıyor. Düşen formuyla beraber gelen eleştirilere karşı tavrı da değişti. Filmlerinin basın gösterimlerine bizzat gelip sinema yazarlarıyla sohbet eden ve Emek Sineması için mücadele eden biriyken, basın gösterimlerini iptal edip Emek Sineması’nın yerine dikilen ucube yerde gala yapan birine dönüştü. Tüm bunlar “saha içiyle” ilişkili, saha içi düştükçe saha dışındaki tavrı agresifleşiyor. Cem Yılmaz hala harika bir meddah, oyuncu, anlatıcı ve hala ülke sinemamız için bir gösterge, çıta. Onun saha içinde ve dışında yaptıkları, sektör üzerinde belirleyici bir etkiye sahip. Artık farklı bir çağdayız ve Cem Yılmaz sineması, maalesef eski çağda kaldı. Elbette Cem Yılmaz’ın çağa ayak uydurma zorunluluğu yok ama çağı, kendine uyduracak yeteneği, imkânı ve gücü var. Hayal kırıklığının, tepkilerin sebebi de bu. Meta-sponsor filmleri yapmaktan vazgeçtiği, apolitikliğin konfor alanından çıktığı, Yeşilçam’ın ve ülkenin gerçeklerine yüzünü döndüğü gün, “Nerde o eski Cem Yılmaz” nidaları da kendiliğinden bitecek.
*https://fikrisinema.com/filler-tepisiyor-cgv-mars-vs-cem-yilmaz/
**“Feride, Feri işte; bunlar da onları temsil ediyor canım” tarzı açıklamalar için terlik emojisi.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Bu Hafta Ne İzlesem?
Dijital platformlardan izleme önerileri her perşembe e-posta kutunuzda ve Aposto uygulamasında.
İLGİLİ OKUMALAR



