Ayna ayna söyle bana, var mı bizden bir tane daha?

kendinizi seviyor musunuz?
Ayna ayna söyle bana, var mı bizden bir tane daha?

Küçükken kendimle çok barışıktım. Göbeğimdeki katları sayar ve bunlar benim balkonlarım diye mutlu olurdum. İçimdekileri rahatça söylerdim, “büyükler” şaşar kalırdı. İstedikten sonra her şeyi yapabileceğimi düşündüğüm olurdu. Belki acemi şansı, komşumuzun bir türlü çalıştıramadığı televizyonunu bir denemede düzeltince göklere uçmuştum. Beş yaşındaydım ve gördünüz müüü! yapmak da değildi mesele, korkusuzca denemiştim bir kere. Yıllar geçti, birçok şey değişti; sorunlar artık televizyon tamirinin ötesindeydi. Dış dünyadakiler olduğum kişiyi yargılıyor, daha yakınımdakiler ise “millet ne der?” deyip duruyordu.

Etraftakilerin seslerine kulak vermeye başlayınca kendi sesimi duyamamaya başladım. Emin değildim artık, ya yapamazsam? Ya yanlış anlaşılırsam? En önemlisi başkalarının benim hakkında ne düşündüğü olmuştu, sanki onlardan gelecek “onay” kim olduğumu belirliyordu. Bu da kendime olan sevgimi... Bazen zeki olduğumu göstermem gerekiyordu, öyle saygı görebilirdim. Bazen ise herkesin derdine koşmalıydım. Bedenim güzellik standartlarına uymalıydı sonra. Özellikle de her şeye uyum sağlamalıydım çünkü çıkıntıları sevmiyorlardı.

Şimdi düşünüyorum da ne çok koşul koymuşum kendime. Ne çok sorumluluk yüklemişim. Bütün bunları doğal olarak karşılayamadığım anlarda yayılan suçluluk hissini nasıl içselleştirmişim. Oysaki ben beni pek severdim hani? Evet sosyal hayvanlar olarak onaylanmaya ihtiyacımız olabiliyor (kanalımın adı bile Haklılık Payı!) ama iç sesini de susturmamalı insan. Görünen o ki insan olmanın kusurluluğunu unutuvermiştim ben, balkonlarıma olan sevgimi de. Şimdilerde kendimle aramı düzelttim ama merak ettim, sizler kendinizi seviyor musunuz? Bu sefer haklılık peşinde koşmadan, koşulsuzca sordum bu soruyu:

“Evet olumlu düşünüyorum.”

“Çook.”

“Canım kendim.”

“Sıfır.”

“Evet seviyorum. Biraz zor oldu ama bir başkasını severken kendimi de sevmeyi öğrendim.”

“Çoğunlukla evet. Bugün hayatı pek sevmeyerek uyandım ondan kendime de sevgi yok.”

“Kendime değer veriyorum.”

“Baya seviyorum, 2019’dan beri çok uğraşıyorum ama.”

“Ben kendimi seviyorum ama o beni sevmiyor.”

“Evet ama bazen sinir de oluyorum. Self love olmadan hiçbir şey çekilmezdi diye düşünüyorum.”

“Öğreniyoruz hocam.”

“Aslında sevmek çok mantıklı geliyor ama kendime şefkatsizim ve suçlu hissetmeye meyilliyim.”

“Ben seviyorum. Zaten self love sabit değil de dalgalı baya.”

“Kendimi sevmediğim anları da sevmeyi öğrenmeyi deniyorum.”

“Kendimle iyi geçinmeye çalışıyorum.”

“Beni benim kadar seven olursa basarım nikâhı.”

https://youtu.be/P5FvHyBDA1o

***

Ne yalan söyleyeyim, çoğunluğun kendini sevdiğini söylemesine hem şaşırdım hem de (en azından deniyor olmanıza) çok sevindim. Cevaplardan birini ise kendime çok yakın buldum, hani şu kendine şefkat göstermekle ilgili olana. Başkalarına sonsuz anlayışla sarılırken benzer şeyleri yaşayan kendime acımasızlık ettiğim anlar geldi aklıma galiba.

Size çok da sır olmayan bir şey söyleyeyim mi sevgili 20’likler? Bu hayat başkalarının onayının ya da idealize edilmiş bir benliğin peşinde koşmak için fazla kısa.

Bu onay arayışı da aslında dipsiz bir kuyu. Bir illüzyon. Kimseyi aynı anda mutlu edemeyiz çünkü, elbet birileri memnun olmayacak. Elli kere başkasının dediğini yapalım, bir kere yapmadığımızda belki değişmekle suçlanacağız. Bir güzellik standardını tutturalım, yenisi ortaya çıkacak. Herkesi memnun ettiğimizi zannettiğimizde ise bir kişi kalacak geriye… Kendimiz. Doğduğumuz andan ölene kadar beraber olduğumuz tek varlık, kusurlarıyla biricik olan kendimiz.

O zaman şöyle bitirelim bu yazıyı: ayna ayna söyle bana, var mı bizden bir tane daha?

Not: Sadece başkalarının sesini duymanın kardeşi, sadece kendi sesini duymaktır. Her zamanki gibi işin sırrı dengeyi bulmakta.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

20'lik20'lik

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Kendimize bir kucak

Kafamıza da şöyle hafif bir öpücük.

02 Şub 2023

Kendimize bir kucak

YAZARLAR

Irmak Hacımusaoğlu

Beyine bakar, tespit yapar, yazar, çizer ve günün sonunda “ben ne yapıyorum yaa” der 🫠

20'lik

20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.

İLGİLİ OKUMALAR