Bağlanmanın Temelleri

Bağlanma, bir bebek ile onun ihtiyaçlarını gideren bakım vereni arasında oluşan, güvenlik ve yakınlık hissi veren duygusal bağ olarak tanımlanıyor. Bu durum, aynı zamanda yetişkinlik döneminde duygusal anlamda destekleyici ilişkiler içerisinde bulunup bağ kurma eğilimini kapsıyor.
Bağlanmanın Temelleri

Bağlanma, bir bebek ile onun ihtiyaçlarını gideren bakım vereni arasında oluşan, güvenlik ve yakınlık hissi veren duygusal bağ olarak tanımlanıyor. Bu durum, aynı zamanda yetişkinlik döneminde duygusal anlamda destekleyici ilişkiler içerisinde bulunup bağ kurma eğilimini kapsıyor.

Romantik ilişkilerimizde sık sık karşılaştığımız, sanki hep aynı döngüyü yaşıyormuşuz gibi hissettiğimiz durumlar olabiliyor. Kimimiz çok çabuk öfkeleniyor, kimimiz hızla duvar örüyor, kimimiz tartışma ortamlarından ışık hızıyla uzaklaşıyoruz. Bazılarımız ilişkiye başlarken çok hızlı davranıp karşı tarafın adımlarını hiç gözetmeden içimizi açarken diğerlerimiz aradan anlamlı bir zaman geçse de karşı tarafa güvenmekte zorluk çekiyoruz. Peki bu davranışlarımız bağlanma stilimizle ilişkili olabilir mi? 

Bağlanma Teorisine göre, partnerimize karşı sergilediğimiz bağlanma stilinin temelleri aslında çok daha eskiye, çocukluğumuzda bakım verenlerimizle kurduğumuz ilişkiye dayanır. Bağlanma Teorisi, yeni doğan bebeklerin hayatta kalabilmek için kendilerine bakım verebilecek bir yetişkinin yanında kalmaya ihtiyaç duyduğunu anlatır. Bu ihtiyacı karşılayabilmek için doğuştan getirdiğimiz bir “yakınlık arama” sisteminden bahseder. Buna göre, her birimiz sıklıkla bağlanma figürümüzün yeterince yakında olup olmadığını kontrol ederiz. Bebeklikte bu yakınlık daha çok fiziksel bir yakınlıkken büyüdükçe duygusal yakınlık da devreye girer. Bağlanma dinamiğindeki temel soru “İhtiyacım olan anda bağlanma figürüm yeterince yanımda mı?”dır. Eğer cevap evetse kendimizi güvende ve huzurlu hisseder, hayatımıza iyi bir şekilde devam ederiz. Keşfeder, işimizle ilgilenir, yeni sosyal bağlantılar kurabiliriz. Eğer cevap hayırsa - ve özellikle de bu hayır cevabını sık sık alıyorsak - kaygılı, huzursuz ve mutsuz bir şekilde bu yakınlığı kurma çabasına gireriz. Bu çaba her birimizde farklı tezahür edebilir. Kimimiz bunu hırçınlıkla gösteririz, kimimiz sağlıklı iletişim kurma yolunu tercih ederiz. Kimimiz içine kapanarak partnerimizin bizi bulmasını bekleriz. Bu yakınlık kurma davranışlarındaki farklılık bile aslında daha bebekken bakım verenlerimizin bizim arayışlarımıza gösterdiği tutumla şekillenir.

İlk Bağlandığımız Yer

Bağlanma Teorisine göre çocukluk çağının ilk dönemlerinde bakım verenlerimizle olan sosyal deneyimlerimiz bağlanmaya dair dinamiklerimizi şekillendirebilir. Bağlanma stillerinin en temel belirleyicisi literatürde bakım veren hassasiyeti diye geçen kavramdır. Bakım veren hassasiyeti, bir bebeğin tepkilerini hızlıca fark etmek, doğru bir şekilde yorumlamak ve ihtiyacını olabildiğince hızlı bir şekilde karşılamak üzerine kuruludur. Bu anlamda bir bakım verenin çocuğun sinyallerini doğru değerlendirebilmesi için onunla sık sık ve sevecen bir iletişim kurması gereklidir. Aslında Bağlanma Teorisi’nin kurucusu Bowlby, güvenli bağlanmanın temelinde bir çocuğun en az bir yetişkinle kesintisiz ve sıcak bir ilişki kurması yattığını belirtir. Güvenli bağlanarak büyüyebilen çocukların bakım verenleri ihtiyaç anında tutarlı bir şekilde “hep orada”dır. Çocuk başı sıkıştığında, ürktüğünde, olumlu-olumsuz her anında bakım verenlerinin varlığını hisseder ama bu, kısıtlayıcı bir varlık da değildir. Başka bir deyişle, güvenli bağlanma çocuğun ihtiyaç anında orada olmayı ama yeri geldiğinde de ona keşif için güvenli bir alan sağlamayı içerir. 

Güvensiz bağlanmanın temellerine baktığımızda birbirinden farklı iki tutumla karşılaşırız. İhtiyacımız olduğunda tutarsız ve yetersiz davranışlarla yanıt veren bir bakım verenle büyüdüğümüzde onun hep orada olacağından bir türlü emin olamayız. Şu anda burada olabilir ama bir sonraki anda burada olacağının içsel bir garantisi yoktur. Bu da bizim kaygılı bağlanmamıza sebep olur. Öte yandan, bakım verenlerimiz ihtiyaçlarımızı sıklıkla gözden kaçırır, fiziksel temas isteğimizi sıklıkla reddeder ve bize tutarlı bir şekilde ihtiyaç anında orada olmayacağını hissettirirse bu da bizim hep kendi başımızın çaresine bakmamız gerektiği fikrine kapılmamıza ve bu sebeple diğer insanlarla yakın ilişkiler kurmaktan kaçınmamıza yol açabilir. Bu tarz bağlanmaya da kaçıngan bağlanma ismi verilir. 

Erken çocukluk döneminde bakım verenlerimizle kurduğumuz ilişkilerden edindiğimiz davranış ve beklenti şemaları ilerleyen yıllarda da bizimle gelir. Okul yıllarında arkadaşlarımızla kurduğumuz ilişkiler, sonraki yıllarda kurduğumuz romantik ilişkiler, hatta kendi çocuklarımızla kurduğumuz bağ bile bu şemalardan etkilenebilir.

Bağlanıyorum Ama Nasıl?

Yapılan çalışmalar, erken çocukluk dönemimizde 3 farklı stille bağlandığımızı ortaya koyuyor.

Güvenli Bağlanma: Bu bağlanma çeşidinde çocuk, bakım vereninden ayrıldığında ihtiyaç nedeniyle aktif bir arayışa geçiyor ve ağlıyor. Fakat yeniden bakım vereniyle bir araya geldiğinde kendisini huzurlu ve güvende hissediyor. Bu stilde bağlanan çocuklar, bakım verenlerinin varlığında daha fazla keşfetmeye ve oyun oynamaya meyilli oluyorlar.

Kaygılı-Kararsız Bağlanma: Bu kategorideki çocuklar, bakım verenlerinden ayrıldıklarında huzursuz ve üzüntü içinde oluyorlar. Fakat güvenli bağlanmanın aksine, bakım verenleriyle tekrar bir araya geldiklerinde de hala güvensiz ve endişe içerisinde hissediyorlar. Rahat bir şekilde oyun oynayamıyor veya etrafı keşfedemiyorlar. 

Kaçıngan Bağlanma: Kaçınma yoluyla bağlanan çocuklar, bakım verenlerinden ayrıldıklarında ağlamıyorlar veya herhangi bir olumsuz davranış sergilemiyorlar. Üstelik, bakım verenleriyle bir araya geldiklerinde de onlarla yakın temasa geçmeye çalışmıyorlar ve uzaklaşma davranışı sergiliyorlar. Bu onların ayrılıktan etkilenmediği şeklinde yorumlanabilse de gerçek öyle değil. Yapılan fizyolojik ölçümler, kaçıngan çocukların da güvenli ya da kaygılı bağlanan çocuklar gibi ayrılık anında paniklediklerini ama duygularını göstermeme yoluna gittiklerini gösteriyor.

Bağlanma Stilimizin Yetişkinlik Dönemindeki Sosyal ve Romantik İlişkilerimize Yansımaları

Çocukluk dönemi için kullanılan 3 temel bağlanma stili; güvenli, kaygılı ve kaçıngan bağlanma, yetişkinlik dönemimizde de bizimle geliyorlar ancak yetişkinler söz konusu olduğunda bağlanma stillerini iki spektrum üzerinden incelemek daha sağlıklı oluyor. Buna göre, her birimiz ilişki kaygısı ve ilişki kaçınganlığı spektrumlarında bir yer ediniyoruz. Kimimiz biraz daha fazla kaygılıyken kimimiz biraz daha kaçıngan olabiliyoruz. Bununla beraber hem kaçınganlık hem de kaygı konusunda kendimize düşük seviyelerde yer bulmak (başka bir deyişle güvenli olmak) mümkün. Yine aynı şekilde hem kaygıyı hem de kaçınganlığı yoğun bir şekilde hissetmek de rastladığımız bir durum. 

Bu iki spektrum üzerinde nasıl bir yer edindiğimize bağlı olarak ilişki içerisindeki davranışlarımız da değişebiliyor. Buna göre, kaygı ve kaçınma seviyesi daha düşük olan, yani güvenli bağlanan bireyler yetişkinlik dönemindeki sosyal ilişkilerinde daha rahat olabilmekle beraber güvende hissetme konusunda da daha olumlu bir yaklaşıma sahip oluyorlar. Bu bireyler, hayatlarının erken döneminde bakım verenlerine ihtiyaçlar duyduklarında yalnız olmadıklarını hissedebiliyor ve destek alabiliyorlar. Bu sebeple ileride de yine destek görebilecekleri ilişkiler kurabileceklerine inanmaya yatkın oluyorlar ve daha kolay sosyalleşiyorlar. Bir problem yaşadıklarında çevrelerindeki insanlarla sağlıklı bir iletişim kurmaya çalışarak onlardan güven içinde yardım isteyebiliyorlar. İş hayatında kendi yeteneklerine güvenip sorumluluklarını yerine getirirken yapamayacakları bir şey olduğunda iş arkadaşlarının olumlu yaklaşacaklarına inanabiliyorlar. Partnerlerine karşı ise romantik ve paylaşımcı davranışlar sergileyip güvenli ve kalıcı ilişkiler kurmaya yatkın oluyorlar. Tartışmaları daha sakin ve yapıcı bir şekilde çözüyor, öfkelerini daha sağlıklı bir şekilde yönetebiliyor ve kontrolcü davranışlar sergilemeye çok daha az meyilli oluyorlar.

İlişki kaygısı yüksek bireyler ise diğer insanların ihtiyaç anında orada olup olmayacaklarından bir türlü emin olamadıkları için genellikle bu tip anlarda panikliyorlar. Yardım taleplerini daha hırçın bir şekilde dile getiriyor, tartışma anlarında da daha yıkıcı ve öfke dolu konuşmalar yapabiliyorlar. Bir problem yaşadıklarında ise kaygı ve stres içinde, çevrelerindekilerin bu problemi görmesini ve çözmesini bekliyorlar. İş ortamındaki insanlara karşı da kaygı duyabildikleri için iş yaşamlarında da verimsizlikle boğuşabiliyorlar. Romantik ilişkilerinin başlangıcında çok hızlı bir şekilde yakınlık kurmaya çalışan bu bireyler, yine partnerlerine kıyasla daha erken bir zamanda gelecek planları yapmaya başlayabiliyorlar. Sürekli terk edilme ve reddedilme korkusu duydukları için partnerlerinden hala sevildiklerine dair bir onay alma ihtiyaçları daha yoğun olabiliyor.

İlişki kaçınganlığı yüksek olan biri ise insanların ihtiyaç anında zaten orada olmayacaklarına inandığı için onlarla olan ilişkilerini kısıtlıyor, onlara güvenmiyor ve onların yanında kendisini güvende hissetmiyor. Bu kişiler bir problem yaşadıklarında diğer insanlardan yardım beklemeden ya da talep etmeden kendi içlerine kapanıyorlar. İş hayatında ise ekibe güvenme konusunda sorun yaşayabiliyorlar. Romantik ilişkilerinde yakınlık kurmada problem yaşayabilen bu bireyler, birlikte gelecek planı yapmaktan, bir tartışma anında sağlıklı bir konuşma yapmaktan ya da stres anında partnerine destek vermekten kaçınabiliyorlar. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Yakın İlişkilerYakın İlişkiler

BÜLTEN SAYISI

Bağlanmanın İlişkilerimize Etkileri

Hayatımızın ilk yıllarında bakım verenlerimizle kurduğumuz etkileşimler, yetişkinlik döneminde ilişki dinamiklerimizi şekillendirebiliyor. Peki bağlanma stillerimiz ilişkilerimizi nasıl etkileyebilir?

09 Ara 2021

Just Can't Wait - Joseph Lorusso

YAZARLAR

Yakın İlişkiler

İlişkilere bilimsel bir bakış açısı!

İLGİLİ OKUMALAR