Bedenimin Haritası: Dövme Yaptırma Takıntımın Manifestosu

Yazı: Beliz Ürkmez
16 Haziran Cuma günü 10. dövmemi yaptırdım. Aslında hazır oradayken 3 tane birden yaptırdım. Küçük bir at nalı, bir boğa kafası ve bir mum şu an kolumda benimle beraber yeni bir hayata başlamış oldular. Sanatçım Alara (@alarussss) eldivenlerini takıp iğnelerini hazırlarken kollarımı inceliyordu. “Sanki hepsinin senin için derin bir anlamı varmış gibi hissediyorum” dedi. Alara’nın bu açıklamasından sonra nereden başlayacağımı bilemedim, o yüzden en başa dönüyorum.
Hep bir şeyleri unutacakmış gibi hissediyorum. Herhangi bir an nasıl hissettiğimi, ne yaşadığımı, ne söylediğimi, en çok da kendimi unutacakmış korkusuyla yaşıyor, her şeyin geçiciliğinin anksiyetesiyle başa çıkamıyorum bazen. En büyük çelişkim özgür bir birey olarak kendimi başkalarından ve bütün kalıplardan sıyırmaya çalışırken, aynı zamanda demir atacağım bir güven alanına ihtiyaç duymak. 18 yaşımda ilk dövmemi yaptırmamla beraber, bu liman bedenime seçtiğim küçük desenler oldu. Dövme yaptırmak o an olmak istediğim ben’in, o an var oluş şeklimin en saf hâlini vücudumda bir imge olarak kalıcılaştırıyor. Dünyanın gelgitlerini, kendi içimde yaşadığım değişimleri, türbülansları böyle dengeliyorum.
Yaşıtlarımda da dövmelerle kendini ifade etme isteğinin bulunduğunu ve popülerleştikçe de hepimizin istediğimizi yaptırmaya ve istediğimiz her an yaptırma lüksüne sahip olduğumuzu görüyorum. Birkaç arkadaşımla dövmelerimizi konuşurken, Fulin dövme yaptırmanın tanımını şöyle yaptı: “Benim için hayatım boyunca parçası olduğum, onunla birlikte yaratılmış olmayı dilediğim bir şey.” Kendimizi ciddiye almıyor olabiliriz ama dövme yaptırma aksiyonu bizim için ciddi bir iş.
Bununla beraber dövmelerin hiçbir anlamının olması gerekmiyor. Vücudumuzda bulunan işaret ve desenler sadece vücudumuzun bir parçası olabilir. İlk dövmemi 18 yaşımda yaptırdığımdan bahsettim. Özgürlüğümün, bireyselliğimin, kendimi ifade edişimin bir parçasıydı. Oscar Wilde’ın Dorian Gray’in Portresi romanını okuyup hayatımı ve bütün vizyonumu değiştirdiği düşüncesiyle, Oscar Wilde’ın önsözüne yazdığı all art is quite useless’ı (sanat kullanışsızdır) koluma yazdırdım. Hemen ardından uzun bir süre hem romanı, hem Oscar Wilde’ın sanata olan bakış açısını uzun uzun herkese anlatmak durumunda kaldım. Olsun, zaten takıntılı olduğum konularda 35 saat konuşabildiğim için ‘Beliz kafa ütülüyorsun artık’ denilene kadar konuşabileceğimi düşünüyorum. Dövmelerin uzun ve derin konuşmalar başlattığının en büyük kanıtı olabilirim.
Oscar Wilde, sanatın kullanışsız olduğunu iddia etmesinin sebebini, yazdığı bir mektupla açıklıyor:
“Sanat, bir çiçek kadar işlevsizdir. Bir çiçek kendi için çiçek açar. Biz de açmış bir çiçek gördüğümüzde onun üzerinden sevinç dolu bir an yaşarız. Bir çiçeği satabilirsiniz ve onu kullanışlı bir hale getirmiş olursunuz ama bunun çiçekle alakası yok. Çiçeğin özünde kullanışlı olmak yoktur çünkü.”
Wilde’ın mektubu, hayatta her şeyin çok ciddi ve anlamlı olması gerekmediğini ve bazı şeylerin sadece var olduğu için güzel olabileceğini hatırlatıyor. Herhangi bir sanat eserinin de özünde ve yaratılışında aslında bir anlam yok. O anlamı biz tabii ki yükleyebiliriz ancak sadece güzel olması, var olması için yeterli. Bu tarz başka bir bakış açısına sahip olan arkadaşım Selin de dövmelerinin bir anlam ifade etmediğini ve birbirine benzer birçok dövmesi olduğu için, vücudunu ve estetiğini tamamlamaya çalıştığı bir puzzle gibi gördüğünü söylemişti. Kısacası Selin, kendi işlevsiz ve kullanışsız sanat eserinin sanatçısı.
İronik ilk dövmemden kısa bir süre sonra dövmelerim bana ait küçük bir haritaya dönüştü.
Sol üst kolumdaki incir, ağustos ayında en sevdiğim dönemi simgeliyor. Evimin bahçesinde incir ağacımızdan elimi yapış yapış yapan o tatlı meyveleri topladığım zamanları hatırlıyorum.
İkinci yaptırdığım sağ iç kolumdaki dövme bir çay çiçeği. Üniversitedeyken en sevdiğim aktivite, sabahlarıma çayla başlamak, günümü çayla bitirmek ve evime gelenlere değişik bitki çayları yapmaktı. Arkadaşlarıma evimi açmak, onlara kaotik üniversite hayatından bir kaçış, bir duraklama alanı sunmak çok huzurlu hissetmemi sağlardı. Bu çay seanslarımızda arkadaşlarımdan çok duyduğum bir geri dönüş de benim ne kadar rahatlatıcı ve güvenli bir insan olduğum üzerine olurdu. Ben bunu kendimde bulmaya çalışırken, başkalarının beni olduğumdan daha farklı görmesi beni hem şaşırtır hem de çok mutlu ederdi. Hem insanlara karşı hep bu enerjiyi vermek istediğim, onların güvenli ve rahat alanı olmayı sevdiğim, hem de kendime bunu sağlayabilmek istediğim için bunu yaptırdım.
Bir, iki, üç derken zamanla kollarım bir eskiz tuvaline dönüşmeye başladı ve annemin tepkilerine rağmen ben vücudumu doldurmaya devam ettim.
Bizim jenerasyonumuz dövme yaptırmayı kendisiyle birleşme, vücuduna bağlanma, var oluşunu kutlama olarak görürken bizden büyük jenerasyonlar için dövme sorumsuzluk ya da etik bir dejenerasyonun simgesi olabiliyor.
Annemin her yeni dövmemi gördüğünde verdiği tepkiler sırasıyla şöyle:
Ay daha fazla yaptırma.
İş bulamazsın.
Çok da doldurmasan mı kollarını?
Ay kızııııııım!!!!!!!
Halbuki, şu ana kadar hiçbir işten dövmelerim yüzünden ret yemedim, hiçbir zaman ayrımıclığa uğramadım. (Ama vatandaşlığım olmadığı için yediğim oldu — Beyin göçünden başka zaman konuşuruz, konumuz dövme şu an) Aksine insanlarla konuşma, tanışma ve birleştirme aracısı oldu benim için.
Sanırım bizim bu rahatlığımız diğer jenerasyonlara da yansıyor. Bunun bir sebebinin de kendimizi ve hayatı görüş şeklimizi, deneyimlerimizi anlatmaya daha düşkün ve açık olmamız. Kolumdaki incir dövmesinin nar ya da vajina olduğunu söyleyen, kadınsılığı temsil edip etmediğini soran bir çok insan oldu. Sırf onların anlam katma çabası bile bazı insanlara kendimi daha yakın hissettirdi, aramızda bir bağ kurdu. Biz dövmelerimizin ardındaki hikayeleri anlattıkça, korkusuzca kendimizi bu küçük sanat eserleri üzerinden açtıkça, bu konu üzerindeki tabu da yavaş yavaş dağılıyor.
Bu arada artık annemin de dövmeleri var.
Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi kitabından bahsederken hayatımızı ve anılarımızı belgelemenin ne kadar ciddi bir iş olduğunu şöyle aktarıyor: “Zamanın ilerleyişiyle kendi deneyimimin antropolojisti oldum.” Benim müzem de kendi vücudum. Dövmelerimle var oluşumu biriktirmeye devam edeceğim çünkü kendimle birleşmemin, vücudumla bir olmanın bir simgesi. Hiçbir anlam taşımayan küçük bir ev deseninin fiziksel sınırlarını aşarak kendimi kutlamanın, bedenimle daha iç içe hissetmenin ve anılarımı her zaman yaşatmanın sembolü olabileceğini hiç düşünmezdim. Hepimizin bol ve saçma sapan dövmeleri olduğu bir gelecek ve unutmamanın/unutulmamanın hayaliyle…
**
Beliz'in kurucularından olduğu şarap kulübü Botte'yi buradan takip edebilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

20'lik
20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.
İLGİLİ OKUMALAR



