Beklenti Altında Kalanlar

Premier League'de ilk viraj geride kalırken olumlu notlar çıkartmanın zor olduğu birçok ekip var.
Beklenti Altında Kalanlar

Premier League'de ilk virajı tamamladık. 6. hafta geride kaldığında Erling Haaland- Darwin Nunez, Thomas Tuchel- Antonio Conte, Arsenal-Tottenham derken birçok hikâyeye tanıklık ettik. Bu yazı da, sezonun şu ana kadarki beklenti altı kalan takımları hakkında olacak. Girişte, tahmin etmenin çok zor olmayacağı üzere Leicester var.

Son 3 sezonun 2'sinde Şampiyonlar Ligi'ni kıl payı kaçıran Foxes'ın geçtiğimiz sezonki hayal kırıklığının ardından yeni dönemde transferlerle birlikte daha iyi olması bekleniyordu. Brendan Rodgers, takımı bir üst basamağa yeniden taşımak için güvenilen bir isimdi. Yapılması gerekende şablonda gayet basitti; rotasyonu biraz genişletmek, Çağlar Söyüncü ve Youri Tielemans gibi probleme dönüşebilecek oyuncular hakkında kesin bir karara varmak ve ayrılıklara karşı alternatifler oluşturmak.

Fakat Leicester, verimsiz bir yazın ardından rotasyonu genişletemediği gibi Çağlar ve Tielemans’ın kontrat sorunlarını da çözemedi. Gidenlerin yerlerini dolduramamaları, bugünkü konumlarını özetler nitelikte. 2021 yazında gelen ve Rodgers'ın yüzünü kara çıkartan transferler de bu sezona fikir değiştirtecek bir performans sergileyerek başlayamadılar. Leicester’ı çok bulutlu günler bekliyor çünkü kadro motivasyon ve özgüven anlamında da gerçekten çok sorun yaşıyor.

Mental anlamdaki çöküşün ise bir numaralı kaynağı Brendan Rodgers'dan başkası değil. Henüz iki hafta önce “Çağlar Söyüncü neden oynamıyor?” sorusuna “Çağlar şu anda bizim seviyemize yakın bile değil” şeklinde özetlenecek bir cevap veren Rodgers, işler kötü giderken oyuncularının arkasında durmak yerine onları günah keçisi gösteren bir tavır takınıyor. Aynısını geçen sezon işler kötü giderken James Maddison için de yapmıştı. 2014 yılında Liverpool ile son haftalarda kaybettiği şampiyonluğu ve şampiyonluk maçında yaşanan olaylar hafızalarımızdayken, Rodgers'ın mental olarak oyuncularını destekleyen ve onları yukarı çeken bir menajer olmadığını 8 yılın sonunda artık düşünebiliriz. Son olarak Manchester United maç programında Leicester City taraftarlarına bir mektup yazan kulübün sahibi Aiyawatt Srivaddhanaprabha, kulübün mali durumu hakkında "tamamen güvenli ve kişisel taahhüdüm tarafından desteklendiğini" söyledi. 

Rodgers ise yönetimle ters düşecek şekilde "Bütün saygımla, piyasada bu takımın ihtiyaç duyduğu yardımı alamadık" açıklamasında bulundu: "İlk beş ligdeki kulüplerin oyuncu transferlerini sadece izledik ve bir şey yapamadık. Yardıma ihtiyacımız vardı ve bunu alamadım."

Yönetim kanadına zıt giden bir menajer olarak başarısız sonuçlar devam ederse Rodgers'ın kaderi de Scott Parker'dan farklı olmayabilir.

Premier League takipçilerini şaşırtan diğer bir takımı ele alırsak, West Ham'ın Leicester aksine iyi bir transfer dönemi geçirdiğini söyleyebiliriz. Verim alamadıkları oyuncularla vedalaşırlarken rotasyona -çok da yüksek bir meblağ harcayarak- ortalama üstü oyuncular eklediler. PSG ve İtalya'nın devlerini peşinden koşturan Serie A'nın parlayan yıldızı Gianluca Scamacca ve Ligue 1'in en iyi sol stoperlerinden Nayef Aguerd en dikkat çeken hamleler olurken Emerson Palmieri, Maxwel Cornet ve Thilo Kehrer gibi fark yaratabilecek isimler de takıma katıldı. Transfer döneminin kapanmasına günler kala, sessiz sedasız bitirilen Lucas Paqueta ise 'çilek' transferiydi.

David Moyes'un ikinci döneminde büyüklere kafa tutan West Ham’ın en güçlü yönleri her zaman fiziksel güç ve takım savunmasındaki kompaktlık oldu. Çift pivotta Declan Rice ve Tomas Soucek rakip orta sahaya aşılması zor bir baskı yapıyor, savunma hattındakiler de rakip forvetlerle boğuşuyordu. Hücumdaki ana plan ise Jarrod Bowen ve Michail Antonio’nun açık alanı kullanma becerilerine bağlıydı. Oyun sıkıştığında ise Pablo Fornals gibi sistemden bağımsız üretebilen isimler devreye giriyordu. Yapılan transferler bu yapıyı bozmayacağı gibi mevcut planı geliştirebilecek seviyede. Öyleyse asıl soru şu; bu oyun West Ham için yeterli mi?

West Ham'ın topa sahip olduğu dakikalar, Soucek-Rice ikilisinin oyun kurulumunda yetersizliklerinden dolayı işkenceye dönüşüyor. Rice’ın alametifarikası, savunma yönlü bir oyuncuya göre pas kalitesinin çok üst düzey olması. Yani Rice ile birlikte, “oyun kurmam gerekiyor, gerekirse savunmadan ödün veririm” ya da “savunma yapmalıyım, gerekirse pas kalitesinden ödün veririm” demenize gerek kalmıyor. Fakat Soucek’le beraber oynadığı zaman Rice’ın yarattığı bu esneklik çok azalıyor ve bir süre sonra oyun kurulumunda herkes Rice’ın ayağına bakar hale geliyor. Moyes bunu Fornals’i kanattan merkeze çekerek çözüyordu fakat bu sefer de ceza sahası boş kalıyor, skor üretecek oyuncu sayısı azalıyordu. Bu da hiç istenilen bir şey değil. Sonuçta maçın kazananı hep en çok gol atan takım oluyor.

Moyes bence orta vadede Soucek’ten vazgeçip savunmada daha fazla tempo yapabileceği bir oyuna dönmeli. Vladimir Coufal ve Emerson Palmieri buna çok uygun bir bek ikilisi. Paqueta, Fornals, Bowen gibi oyuncular da bu temponun içinde performanslarını arttırabilirler. Yine de onların sezon ilerledikçe raya oturacağından pek şüphe yok.

Aston Villa'nın dönüşümüne 2018'den beri şahidiz. Yaptıkları transferler genel anlamda başarılı sayılıyor ve ligin en iyi yönetilen takımlarından biri olarak görülüyorlar. Yeterince kredi biriktiren bu uzun süren yapılanmada artık beklentilerin oluştuğu noktaya ulaştık ve bu en kritik düzlük. Aston Villa'nın artık Big 6'in bir basamak altının tanıdık simalarından olması gerekiyor.

Steven Gerrard'ın komutasındaki Villa, transferdeki en agresif takımlardan biriydi. Takıma, tıpkı West Ham gibi doğrudan katkı verecek güvenilir isimler katıldı. Potansiyeli yüksek oyunculardan oluşan bu genç gruba önderlik edebilecek, sorumluluk alabilecek ve soyunma odasında dinlenebilecek birçok oyuncu da var. Özetle; başarılı olabilecek bir takım için gereken her şey var. Kadroya dair tek sorun hücumda ne vereceği belli olan, istikrarlı bir oyuncu yok. Mesela, Brentford'ın Ivan Toney'den bir sezon boyunca aldığı katkıyı Villa Ollie Watkins'ten alabilir mi? Belki de alabilir. Ancak bunun cevabı zihinlerde berraklaşmıyor. Böyle olunca Aston Villa’nın hücum potansiyeli de biraz şansa dayalı oluyor.

Villa Park sakinlerinin yavaş başlangıca şahit olmasının temel sebebi; takıma katılan yeni oyuncuların yavaş ilerleyen adaptasyon süreci. Steven Gerrard’ın rotasyondan kaçınmaması, bu sürenin kısaltılmasına da artı katmıyor. Bir diğer sebep de fikstür. Bu konuda biraz şanssızlardı ama onlar da West Ham gibi daha iyi olacak ekiplerden biri.

Şimdiki durağımız daha radikal bir takım; Wolves. Her ne kadar yapılanmaları hoşuma gitmese de bu transfer dönemini onlar da çok iyi geçirdiler. Sözleşme uzatmayacak olan Leander Dendoncker elden çıkarıldı, potansiyeline duyulan güven sarsılan Morgan Gibbs-White'tan yüksek bir ücret kazanıldı ve katkı vermeyen diğer oyuncular da gönderildi. Gelen oyuncular ise gerçekten çok iyi ve ilk 11 kalitesinde. Ancak onların bir numaralı gündem maddesi transferden çok Bruno Lage'ın kafasındaki sistem değişikliğiydi. 

Lage, takımın hücumda yeteri kadar çoğalamamasının ve topu tutamamasının sebebinin üçlü savunma kurgusu olduğunu düşündü. Sezonun başlamasına bir hafta kala ana planda büyük bir değişikliğe giderek 4'lü savunmaya döndü. İlk hazırlık maçını da Beşiktaş'la oynadı ve Wolves muhteşem bir maç çıkardı. İşin tuhafıdır ki Beşiktaş da o maçtan sonra 4'lü savunmaya dönecekti. Lage kararını vermişti bundan sonra Wolves 4'lü oynayacaktı. Max Killman ve yeni transfer Nathan Collins bu yapı için uygundu fakat kaptan Coady'nin 4'lü savunma için uygun olmadığı, onun rolünün 3'lü savunmada süpürücü olduğunu düşündüğü için 317 kez formasını giymiş olan takımın kaptanı Coady'i Everton'a yolladı. Takım 4'lü savunma kurgusu ile birlikte hem ceza sahasında Guedes ve Pedro Neto'yla çoğalacak, hem de orta sahada Mathues Nunes ve Ruben Neves ile aşılması daha zor bir rakip olacağa benziyor.

Wolves’un geçtiğimiz sezondan bugüne sirayet eden en büyük problemi gol atacak oyuncularının olmamasıydı. Raul Jimenez, her ne kadar üst düzey bir forvet olsa da saf bir golcü değil. Birkaç sezon önce transfer edilen genç yetenek Fabio Silva da bekleneni veremeyince burada yapısal bir sorun doğdu. Yeni transfer Sasa Kalajdzic’in de gelir gelmez ağır bir sakatlık yaşayıp sezonu kapatması Bruno Lage için taslak halde bekleyen planları suya düşüren büyük bir depremdi. Fakat Gonçalo Guedes’in oryantasyon süreci tamamlandıktan sonra –ki çok sürmez- hücumda rakipleri ısıran ve yeniden 'oynamak istemeyeceğiniz takım' kimliğine bürünen bir Wolves izleyeceğiz. Bruno Lage’nin her ne kadar maç temposunu belirleyebilse de Joao Moutinho’dan vazgeçip Nunes-Neves çiftine dönmesi gerekiyor. Bu; 4-4-2 için daha uygun bir parça olduğunu düşündüğüm Raul Jimenez’in de formunu arttıracaktır.

Bir maçı savunma kurgusu yüzünden, diğer maçları da hücumdaki şanssızlıklardan kaybeden Wolves’u biraz zor bir fikstür bekliyor. Liverpool'la başlayan mevcut seansı aştıktan sonra Wolves’ün ritim yakalayacağını düşünüyorum. Şimdi de gelelim ana menünün yıldızına, Liverpool.

Ligin belki de şu zamana kadarki en formsuz takımı, şampiyonluk için iddialı olması beklenen Jürgen Klopp'un ekibi. Rekor fiyatla gelen Darwin Nunez’in kıyaslandığı meşhur Norveçli'ye göre yavaş başlangıcı ve maç eksiği, kadrodaki en iyi oyuncuların tanınmaz hâle bürünmeleri ve takımın ritmini kaybetmesi en büyük sebepler gibi gözüküyor. Ya da bunların hepsini, Klopp'un 7. sezon laneti başlığında sunabiliriz.

Gini Wijnaldum ayrılmadan önce Liverpool’un harika bir ana planı vardı: fizik gücü yüksek iki merkez orta saha, açık alanda etkili Sadio Mane ve Mo Salah, Trent Alexander-Arnold ve Andrew Robertson’la birlikte rakibi kilit pas trafiğinde boğan yüksek tempolu bir takım. Thiago Alcantara'nın dümene geçmesiyle birlikte bu futboldan kısmen uzaklaşıp biraz daha ince sanat peşinde koşan bir takıma evrilseler de, tempo alışkanlıkları bakiydi. Luis Diaz transferi de bu yapıya daha uygun olarak transfer edildi. Sırtı dönük oynayabilecek Darwin Nunez de bu yapıya uygun transfer. Fakat bugün Thiago eksilince Liverpool sadece Thiago'yu kaybetmemiş oluyor; onunla birlikte, onun getirmiş olduğu kurguyu da kaybediyor ve bu yüzden iki Liverpool'dan elde kalan sıfır oluyor. Bir nevi 2022 Liverpool, Thiago bağımlısı bir takım şeklinde yorumlanabilir. Ne kadar performansı gittikçe yükselse de Harvey Elliott'ın hücumcularla arasındaki oluşmamış kimya bazı büyük arenalarda kendisini hissettiriyor; San Paolo buna güzel bir örnek. Henüz oturmamış orta saha ve hücum kurgusu yüzünden Trent’in rolü de karışıyor ve bu sefer yalnızca savunmada eksi yazan vasat bir oyuncuya dönüşüyor.

Bence çözüm ise Jürgen Klopp'un vereceği kararda gizli. Her ne kadar çok iyi oynasa da Firmino’dan tamamen vazgeçip, kesik yiyen Nunez’i ilk 11’e oturtmalı: göz ardı edilmeyecek bir ücret mevzubahis. Harvey Elliot’un partneri ne olursa olsun James Milner olmamalı. Trent’in savunma zaafı nedeniyle 3’lü savunma kurgusu denenebilir, orta sahada Fabinho’nun yanına en uygun partner Thiago veya Arthur olacaktır. Jürgen Klopp yıllardır emek verdiği, sıra sıra işlediği takımının değişmesine kıyamıyor, izin vermiyor. Eğer üstündeki deriyi atarsa, Liverpool parlamaya devam edecektir. Ancak bugün itibariyle maalesef ligin parıltısız takımlarıyla aynı noktadalar.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

This Is EnglandThis Is England

BÜLTEN SAYISI

Thomas Tuchel'in Mirası

Menü: Beklenti Altında Kalan Takımlar

10 Eyl 2022

Thomas Tuchel'in Mirası

YAZARLAR

Oguzcan Keskin

Author @This is England.

This Is England

Premier League gündeminden öne çıkan gelişmeler ve eşsiz yorumlar mail kutunuzda.

İLGİLİ OKUMALAR