
Yazar: Cihan Baltepe, Arkeolog, Fütürist ve EatVappy'nin Kurucusu.
İnsanlar için varoluş mücadelesi ve beslenme muhtemelen yaşantılarındaki en etkin itici güçlerdir. Tanınmış fizikçi Erwin Schrödinger (1944) beslenmeyi entropiden kaçış olarak adlandırmıştır. Schrödinger’in görüşüne göre, ölüm adı verilen termodinamik denge durumundan beslenme ile geçici olarak kaçınırız. Hem akademik hem de endüstrideki deneyimlere dayanarak beslenme ile ilişkili, uygarlığımızın yakın geleceğini ilgilendiren birkaç önemli konuya değineceğiz.
1) Yeni besin işleme ve saklama sistemleri: Pişirme, ezme ve kesme muhtemelen en eski besin işleme teknolojileridir. Bu yolculuk en azından 3.3 milyon yıl önce taş aletlerle başlamıştır (Harmand ve diğ, 2015). Çok kısa zaman önce yaşamımıza giren öğütme makineleri, gıda mühendisliğindeki gelişmelerle yüksek ve düşük basınç kullanımındaki (ör: vakumlama ve yüksek basınçlı tüp) gelişmeler modern besin endüstrisinin en önemli dallarından birini oluşturmuştur. İlk bakışta kayda değer gözükmese de besinleri ömrünü uzatan sistemler bunlardır. Böylelikle pek çok besine erişim kolaylaşmıştır. Fakat neredeyse her ambalaj birer çöptür. Şu an piyasada mevcut olmayan besin ile temas uygun, dirençli biyoplastikten elde edilen ambalajlar ortaya çıkarsa hem petrol daha verimli yerlerde kullanılabilir hem de plastik atığı sorununu azaltabilir.
Besin kartuşlarının yazıcıya konulması ile besinin 3 boyutlu yazıcı olarak basılması ilgi çekici bir konu olarak gözüküyor. Fakat, bu teknolojinin limitli kullanım alanı olması nedeniyle uygarlığımıza yakın zamanda büyük bir değişiklik getirmesi kolay gözükmüyor.
2) Besin lojistiği: Besinlerin soğuk ve donuk lojistiğinin sağlanması çok modern bir icattır. Yakın zamana kadar bozulması nispeten kolay olan besin maddeleri kurutma veya tuzlama gibi yöntemlerle işlenip besinlerin bir yerden bir yere hareketliliğinin sağlanması mümkündü. Soğutmalı araçların ortaya çıkışı ile uzun mesafelerde besin hareketliliğinin artmasına yol açmıştır. Fakat, mevcut durumda soğuk ve donuk lojistik; yüksek enerji gerekliliği ve uluslararası politikaya bağımlılığı nedeniyle çok kırılgan bir sistemdir. Uygarlığın devamı ve güçlendirilmesi için besin üretiminin en azından bir kısmının lokalize edilmesi ve lojistik konusundaki kırılganlıkların azaltılması elzem bir konudur.
3) Bitki eti, sütü ve yan ürünleri: Bitki etlerinin, sütlerinin ve bunlardan elde edilen ürünlerin ana akım haline gelmesini yakın zamanda gözlemlemeye devam edeceğiz gibi duruyor. Bunun nedenleri; bitki etlerinin (a) termodinamik verimliliğinin hayvan etine göre yüksek olması, (b) sinir sistemi olup acıyı hissedebilen bir canlıya zarar vermeme istenci, (c) bitki ağırlıklı beslenmenin sağlık üzerinde olumlu etkilerine dair araştırmaların yayınlanmasıdır. Mantar etleri ise bitki etlerinin ardından yaygınlaşması muhtemel bir daldır.
4) Kültür eti: Bitkilerin kültivasyonu yapıldığı gibi hayvan dokularının da kültivasyonu yapılabilir. Hayvan eti iki şekilde elde edilebilir: (a) yukarıdan aşağı (b) aşağıdan yukarı. Mevcut hayvan eti üretme yöntemi olan ilk yaklaşım hayvanın bulunması, beslenmesi, öldürülmesi ile dokuların elde edilmesidir. İkinci yaklaşım ise hücrenin elde edilip kültürde beslenip arzu edilen dokuların hasat edilmesidir. Hücre kültivasyonu; mevcut hayvan eti üretimine göre termodinamik olarak daha verimlidir ve tüketim yerine yakın üretim ihtimalini arttırması açısından olumludur. Fakat, hücre kültivasyonun önündeki en büyük engel hücreyi beslemek için gereken besinin elde edilme zorluğu ve ilişkili ahlaki sorunlarıdır. İstisnai durumlar hariç kültür eti meydana getirirken dokuyu beslemek için fetal bovine serum kullanılmaktadır. Bu madde yerine daha verimli ve daha az sorunlu başka bir madde ortaya çıktığı zaman bu teknolojinin önü açıktır.
5) Süper-besin olarak adlandırabileceğimiz algler özel bir önem göstermemiz gerekenlerdir. Hem tuzlu hem tatlı suda yetişebilen türleri mevcuttur. Hem insan besini hem de makine yakıtı olarak kullanılabiliyorlar. Bulunması nispeten zor olan Omega-3 gibi bazı besin öğelerini içeren yenilebilir türlere sahiptirler.
6) Nano-besin ve Öğün Tozları: Şu an pratik bir netice elde etmek için erken de olsa uygarlığın başka bir boyuta çıkmasına nano ölçekte besin manipülasyonu getirebilir. Mikro-nutrient takviyeleri, yani vitamin ve mineral hapları ve varyantları, şu an kolayca ulaşılabilir durumdadır. Benzer şekilde makro-nutrientlerin, yani karbonhidrat, yağ ve proteinin mümkün olan en küçük şekilde ölçeklenip yoğunlaşması ile bir kırılma gerçekleştirebiliriz. Böylelikle gerçek anlamda süper besinler elde edebiliriz.
İyi hazırlanmış öğün tozları şu an birim başına en verimli besinin elde edebileceğimiz beslenme sistemleridir. Fakat, milyonlarca yıllık evrimimiz hala besini çiğnemeyi ve doygunluk hissiyatını istemektedir. Bu nedenle, öğün tozları niş birkaç kitleye hitap etmektedir.
7) Dikey Tarım: Besin üretimi nispeten yakın zaman olarak nitelendirilebilecek şekilde kısıtlı bölgelerde yaklaşık 12.000 sene önce ortaya çıkmıştır. Bugüne kadar istisnai durumlar hariç yatay besin üretim sistemleri kullanılmıştır. Dikey tarım (a) su kullanımı bakımından verimlidir, (b) tüketim yerine yakın üretim ihtimalini arttırması açısından olumludur. Fakat, dikey tarım (a) ışıklandırma için yoğun enerji kullanımı gerektirir. Bu nedenlerle yakın zamanda kitlelere yayılması zor duruyor. Fakat, bazı kısıtlı alanlarda dikey üretimi görmek mümkün olabilecek gibi duruyor.
8) Dış uzay besinleri: Üzerinde çalışmamız gereken başka bir konudur. Çünkü, dış uzayda yerçekimindeki değişime ve kaynak kısıtına bağlı besin elde etme sorunları mevcuttur. Dış uzayda kas ve kemik kaybı, kırmızı kan hücrelerinin azalması veya görme bozuklukları gibi fizyolojik durumlar meydana gelebilir. Bu nedenle koruyucu besinlerin kullanımı gerekliliği görülüyor. Aynı zamanda akılda tutmamız gereken bir konu da yeryüzündeki beslenme normlarının (ulusal veya uluslararası kurumların öne sürdüğü diyet ve sağlık önerileri gibi), dış uzayda uygunlanmaya çalışılması gerekmeyebilir. Dış uzay kendi bağlamında ele alınmalıdır.
Yukarıda bahsedilenlere ek olarak beslenmenin geleceğini üzerinde çalışırken göz önünde tutulması gereken pek çok unsur var: (a) hayvan tarımında antibiyotik kullanımının yol açabileceği antimikrobiyal dirençli patojen salgını ihtimali, (b) insan nüfusunun evrimsel ölçekte daha önce görülmemiş hızda ve şekilde artması, (c) gıda arzının ve global ticaretin kırılganlığı, (d) besin endüstrisinde (küçük çaplı işletmeler ve köyler dahil) hayvan köleliği, (e) yeryüzünde meydana gelen değişimler. Öngörülemeyen olayların gerçekleşmesini ve/veya uzgörülerin gecikmesi ihtimalini göz önüne almamız gerekiyor. Önemli nokta, nasıl bir gelecekte yaşayacağımızı belirlememiz ve buna uygun eylemleri uygulamaya başlamamızdır.
Kaynakça
Harmand, S., Lewis, J., Feibel, C. ve diğ. 3.3-million-year-old stone tools from Lomekwi 3, West Turkana, Kenya. Nature 521, 310–315 (2015). https://doi.org/10.1038/nature14464
Schrödinger, Erwin (1944). What is Life? The Physical Aspect of the Living Cell. Cambridge University Press.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Fütürist Bülten
Fütüristler Derneği tarafından haftalık olarak yayınlanan makalelerden oluşan bültendir.
İLGİLİ OKUMALAR



