
Kuru bir ağaç dalı gibi kırılmak, ya da bir bambu dalı gibi bükülmek... Hangi metafor kulağa daha hoş geliyor? "Resilience" yani güçlü ve esnek olma hâli bize bir bambu dalı gibi güçlü olmayı ama aynı zamanda eğilip bükülebilmeyi anlatıyor.
Resilience kavramını tanımlamak için Oxford Sözlüğü'ne başvurduğumuzda bize iki anlam veriyor:
1. Şok, yaralanma gibi hoş olmayan bir deneyimden sonra insanların veya diğer canlıların hızlı bir şekilde iyileşme yeteneği.
2. Bir maddenin büküldükten, gerildikten veya basıldıktan sonra orijinal şekline dönme yeteneği.
Bu sayıda bahsedeceğimiz resilience tüm bu anlamları kapsıyor ancak daha fazlası; hayatta esnek ve dayanıklı olmak üzerine odaklanıyor. Bu iş bir beceri istiyor evet, ancak korkmayalım, herkes için öğrenilebilir bir beceri bu.
Bir iyimserlik hâli değil resilience becerisinin bize kazandırdığı. Ya da her şeyi alttan alma, paspas olma durumu değil. Bahsettiğimiz hâl, olumsuz koşullar altında, yağmurda, fırtınada, ölümde, hastalıkta bazen dayanıklı bir şekilde dimdik ayakta kalabilmek; ancak ayakta kalacak, dimdik olacak durum yoksa da esneyerek kendini yeni ve değişen koşullara adapte edebilmektir. Ve belki de en önemlisi, bu ikisi arasında farkındalıkla ayrım yaparak doğru zamanda doğru kararı verebilmektir.
Asya'da insanlar yeni eve taşınma hediyesi olarak genellikle bambu götürürmüş. Bunun sebebi bambunun hem çok güçlü bir bitki hem de inanılmaz derecede esnek olması ve bu sebeple de çok sevilmesiymiş. Kış mevsiminde ne kadar kar yağarsa yağsın, tüm o karın ağırlığı altında bambu bitkisi dallarını yerlere kadar eğer, sonra karlar eridikçe tekrar eski yüksekliğine geri dönermiş. Bambu dışardan ne kadar narin görünürse görünsün, içinde çok büyük bir dayanıklılığa ve uyumlanabilme gücüne sahipmiş.
Zor bir çocukluk ve ergenlik dönemi yaşadığımı söyleyemem. Ancak oldukça erken yaşta yaşadığım büyük bir kaybın, canım babamın, beni hayata karşı çok daha dayanıklı ve uyumlanabilir hâle getirdiğini, yani küçük yaşlardan itibaren resilience pratiğimi başlatmak durumunda kaldığımı söylemem mümkün. Çünkü bir şeylerin sizin iradeniz olmadan değişebildiğini, sahiplik alanınızdan çıkabildiğini, planlarınızın alt üst olabildiğini gördüğünüzde, ortada tek bir gerçek oluyor; yeni koşullara ve değişime uyumlanmak. Uyumlanana kadar da, yaşadığınız duygulara, zorlu hislere dayanıklı olmak. Aksi takdirde hayat size rağmen ilerliyor ve elinden tutup ardına düşmezseniz, siz hayatın ardından bakakalıyorsunuz.
Esnek ve dayanıklı olmak için, tek başınıza bir savaş vermeniz gerektiğini zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Bambular, tek başına çok güçlüler evet ancak köklerinden başka bambularla bir araya geldiklerinde çok daha güçlü ve esnek özelliklere sahip oluyorlar; birbirlerine bağlanıyor ve bu bağlantıdan besleniyorlar.
Hamilelik sürecim, çalıştığım şirketin uyguladığı evden çalışma politikasıyla aynı döneme denk gelince konforlu bir hamilelik dönemi geçirdim diyebilirim. Pandemi kalıntıları halen devam etmekteydi ve bu yüzden her ne kadar gezme alışkanlıklarımı mümkün olduğunca devam ettirsem de, dört duvar arasında daha çok vakit geçiriyordum. Yogamı ve meditasyonumu yapıyor, işlerimi hallediyor, çalışıyor ve çoğunlukla kendi kendime yettiğim huzurlu zamanlar geçiriyordum.
Bir süre sonra fark ettim ki, yakın arkadaşlarım ve ailemle konuşmalar dışında gittikçe içe dönük bir hâle bürünmeye başladım. Kendi kendime yetme hâli, sanki beni ele geçirmiş gibiydi. Birçok durumla baş edebilir ve pandeminin getirdiği değişen koşullara adapte olabilir hissediyordum. Yine de bir süre sonra o bahsettiğim köklenme ve köklerimi dünya ile bağlayarak beslenme hâlini kaybetmeye başladığımı hissettim. İşte bu noktada, sadece kendi kendimize "ben böyle iyiyim, güçlüyüm ve her türlü koşula uyum sağlayabilirim" demek bizi bir süre sonra yetersiz hissetmeye itebilir. Çünkü yaşadığımız dünyada koşullar sürekli değişiyor. Bu değişimi yaratan en önemli kaynaklardan biri ilişkiler, yani diğer insanlar. Bu yüzden resilience geliştirirken, bambunun köklerini aklımızdan çıkarmamalı, ilişki bağlarımızı mümkün olduğunca sıkılaştırmaya çalışmalıyız.
Kendimize şu soruları sorarak başlayabiliriz:
1. Yaşananlar veya yaşanacaklarla, dayanıklı ve güçlü bir şekilde baş etmek için hangi yetenek ve kaynaklara sahibim? Bugüne kadar beni güçlü kılan deneyimlerim neler?
2. Hayatın akışına uyum sağlamaya gönüllü müyüm? Sahip olduklarıma sıkı sıkıya tutunmaktansa, her zaman farklı senaryoların mümkün olduğunu görebilmem için neler gerekli? Yaşadığım durumların farklı bir yüzünün de olabileceğini fark edebiliyor muyum?
Neticede "resilient" olmak için bir süper kahraman olmaya gerek yok. Sadece biraz farkındalık ve inanç yeterli. Esneklik ve dayanıklılık geliştirmek için mutlaka kendinizi bir mağaraya kapatmanız ve orada kendi kendinizle kalmanız değil beklenen. Aksine belki yukarda bahsettiğim gibi, kendinize bir topluluk oluşturup, köklerinizi birbirine örerek de bu yolculuğa çıkmak mümkün olabilir... Hatta hayallerimden birinin, yıllardır içinde olduğum hukuk alanında hukukçulara özgü bir resilience eğitimi olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. O kadar çok sıkıntı, süre baskısı, müzakere gerginliği içinde geçiyor ki hukukçuların yaşamı, gerçekten esnek ve dayanıklı olmaya en çok ihtiyacı olan meslek gruplarından bir tanesi olduğunu düşünüyorum.
William Shakespeare'in Hamlet'inde söylediği gibi:
"Ah bu katı, kaskatı beden bir dağılsa
Eriyip gitse bir çiy tanesinde sabahın!"
Hadi bir mum yakın, indirin biraz gardları. Yumuşak bir battaniyeye sarın kendinizi bu yaklaşan kış günlerinde ve gevşetin bedeni, kaskatı olmak kimseye yaramıyor, yere düşünce hemen parçalanıp, ilk fırtınada kırılmak istemiyorsanız...
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

İçimdeki Dünya
İçimizdeki dünyaya yakınlaşabilir miyiz? Onu merakla keşfedebilir miyiz? Pratikler, ilhamlar, motivasyonlar ve şifa dünyasından haberler iki haftada bir posta kutunda!
İLGİLİ OKUMALAR



