aposto-logo
TR
TREN

Sahne içinde sahne

Sinemanın müziğinin, müziğin sinematografisinin peşine düştüğümüz bir yazı serisi
Sahne içinde sahne

Duende

Duende

Her hafta sinema ve müzik evreninden söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Hâlihazırda Duende'de sinema ve müziği buluştursak, hatta Keşif Sahnesi ve Keşif Sineması ile birbirimize göz kırpsak da aynı yazıda hayatımızın merkezindeki tutkuların flörtleşmesine izin vermek bambaşka bir deneyim oldu. Sinemanın müziğinin, müziğin sinematografisinin peşine düştüğümüz; müziğin anlatıcı ve duygu aktarıcı rolüne büründüğü sahnelerden yola çıkıp üretici, izleyici ve dinleyici duraklarına tek tek uğradığımız “Bir Film, Bir Sahne, Bir Soundtrack” isimli yeni bir yazı serisiyle karşınızdayız.

Emre Eminoğlu & Taner Turna


The Social Network (2010) & Trent Reznor, Atticus Ross, Edvard Grieg - In the Hall of the Mountain King (1875 - 2010)

Mark, Eduardo, Divya, Cameron ile Tyler, Sean… Aynı anda görülen milyon dolarlık davalardan bazılarında aynı tarafta birbirlerini savunan, bazılarında birbirlerine karşı savaşan bu genç adamlar, onları bu davaya sürükleyen olayları ve yüzyılın keşfinin hikâyesini anlatıyor. Birkaç yıl öncesine geri saralım. Davacılardan ikiz kardeşler Cameron ile Tyler, Harvard Üniversitesi’nin kürek takımındalar ve kürek sporunun önemli yarışlarından Henley Royal Regatta’da güçlü bir rakibe karşı yarışıyorlar. Ama iddialılar; ama kazanacaklarına eminler. Yarış kızıştıkça, tüm yarışçıların gerginlikleri artıyor. Bu, saniyelerden bile kısa görünen yüz ifadelerinden de anlaşılıyor. Çekişme, rakibin son anda atağa geçmesiyle ve ikizlerin yenilgisiyle sonuçlanıyor. Tüm bunlar, Grieg'in In the Hall of the Mountain King eserinin, daha önce hiç duymadığımız bir yorumu eşliğinde oluyor. Soluk soluğa bir gün, nefes kesen bir müzik, kıyasıya bir mücadele…

Yarış: Bahsi geçen filmin adı: The Social Network (2010) - hani şu “Facebook filmi”. Aaron Sorkin’in senaryo matematiği, David Fincher’ın yönetmenlik dinamizmiyle birleşiyor; üzerine gaz pedalını sonuna kadar iten bir kurgu ve müzik ekleniyor. Film, Harvard Üniversitesi’ndeki yurt odasında, sosyal anksiyetesi zirvedeki Mark’ın bir gönül meselesinin intikam ateşiyle pişirdiği kod parçasıyla, medyadan siyasete, ticaretten ilişkilere dünya düzenini kökten değiştirecek bir sosyal ağın mucidi Mark Zuckerberg’e dönüşmesini anlatıyor. Onu bir başyapıt yapan, bugün para ve güç dengeleriyle âdeta bir çizgi roman kötüsüne dönüşen Zuckerberg’in değil, 10 yıl önceki hırslı ve kıvrak zekâlı Mark’ın filmi olması. Sosyal çağın sosyal ağ yarışında; iş etiğini ve dostluklarını hiçe saymayı göze alarak yaptığı hamleleriyle, rakiplerini ve hatta takım arkadaşlarını sollayan Mark’ın…

Çarpışma: Norveçli besteci Edvard Grieg’in In the Hall of the Mountain King eseri, Peer Gynt süitinin (No.1 Op. 46) bir parçası ve kahraman Peer Gynt’in Dağların Kralı olan trolün huzuruna çıkışını anlatıyor. Hâlihazırda yüksek olan temposu kademeli olarak daha da yükselen, fantastik öyküye eşlik eden epik hissiyatı, enstrümanların âdeta çarpışmasıyla bir gösteriye dönüşen eser, sinema tarihi boyunca da birçok yapımda kullanılmıştı. Ama hiçbiri bu kürek yarışındaki gibi değil…

Kesişme: Bahsi geçen filmin müziklerine imza atan: Trent Reznor & Atticus Ross - hani şu Nine Inch Nails’dekiler. Reznor, Fincher’ın teklifini filmin Facebook ile ilgili olduğunu öğrenince reddettiğini fakat senaryoyu okur okumaz, yorucu bir turne yılının ardından özlemini çektiği o yıllık araya elveda dediğini söylüyor. Yanına Ross’u da alıyor, Fincher’ın vizyonu ve hızlı kurgusuna uyum sağlayacak, çoğunlukla organik seslerden oluşan bir endüstriyel rock sound’u yakalıyorlar. Filmin, En İyi Özgün Müzik dalında Oscar ödülü kazanan müzikleri, Nine Inch Nails’in özellikle Ghosts I-IV gibi enstrümantal eserlerine benzerlik gösteriyor. İşte Reznor ve Ross’un müziği, bu yazıya konu olan sahnede, Grieg’in 135 yıl öncesindeki çarpışmasıyla kesişiyor. In the Hall of the Mountain King’in fırtınalı, synth destekli bir versiyonu, kürek yarışının çekişmesine eşlik ediyor, ilk yarısında 70 bpm ile başlayıp, ikinci yarısında kademeli olarak 94 bpm'e kadar yükseliyor.

Yenilgi: İkizler, yarışın ardından Mark ve Eduardo tarafından onlardan çalındığını iddia ettikleri sosyal ağın, ABD’nin en önemli üniversitelerinden sonra Avrupa’ya açıldığını öğreniyorlar. Suyun üzerindeki yarış, ağ üzerindeki yarışın bir metaforuna dönüşüyor. Kariyerine müzik videolarıyla başlamış bir yönetmen ve kariyerine film müziği besteleyerek devam eden bir rock yıldızının iş birliği sosyal medya çağını tanımlayacak, 2010’lar sinemasının standartlarını belirleyecek o filmde kesişiyor. Tesadüf mü? Bence hayır.

Emre Eminoğlu 


Burning (2018) & Miles Davis - Générique (1958)

Bir restaurantta üç kişi. Kimse arkadaş değil. İçlerinden biri, Afrika’ya yaptığı seyahatte çölde yaşadığı gün batımı deneyimini anlatıyor. Sonu olmayan kumdan bir ufkun üstünde dans eden bir güneş var. Sırasıyla turuncu, kan kırmızısı, mavi ve lacivert… Dile getirilen hisler: “Görünüşe göre dünyanın sonuna ulaştım. O gün batımında hiç var olmamış gibi yok olmak istedim.” Devamı zaten gözyaşları… Biraz ileriye saralım. Aynı üç kişi, bu sefer Kuzey Kore sınırındaki bir köy evinin verandasında oturuyor. Hâlâ arkadaş değiller. Herkes eline aldığı cümleyi durgun suya atıp çıkardığı dalgayla eğleniyor. O sırada güneş yine hoşça kal demeden yol alıyor. Bu sefer onun hareketlerine karşılık veren birisi var. Filmdeki adıyla Shin Hae-mi, fonda Miles Davis’in Générique şarkısı çalarken alacakaranlığa bir umut yerleştirip kabuğuna çekiliyor. Tıpkı güneşin her gün yaptığı gibi…

Adalet ve eşitlik çatlakları: Bahsi geçen filmin adı: Burning (2018). Cannes Film Festivali’nde FIPRESCI Ödülü’nü kazanan Burning’in künyesinde çokça başarı var. Burning’e dair en iyi tanım, filmin yönetmeni ve senaryo partneri Chang-dong Lee’ye ait: “Murakami dünyasında yaşayan genç bir Faulkner’ın hikâyesi.” Film, idealler uğruna dört nala koşan gelişmiş ülkelerin sınıflar arasına yerleştirdiği uçurumlara adalet ve eşitlik çatlaklarından bakmamızı sağlıyor. Senaryonun özenle taşıdığı gerilim, işsizlik, geçim derdi, bastırılmış öfke, acizlik ve umutsuzluğu da yanına alarak izleyenlere gençlik üzerinden siyasal ve toplumsal bir eleştiri sunuyor.

Paris sokakları: Yıl 1957. Miles Davis, 30 Kasım’da Olympia Theatre’da vereceği konser için Paris’te. Ülkesinde yaşadığı ırksal ayrışmaların ardından sorgusuz sualsiz bir sanatçı olarak saygı gördüğü Avrupa kıtasında konserlerine devam etti. O sırada bir gece kulübünde tanıştığı yönetmen Louis Malle’in kendisine sunduğu film müziği besteleme teklifini kabul etti. İki günde bir otel odasında filmi izlerken doğaçlama yapılarak üretilen müzikler, önce Louis Malle’in ilk uzun metraj yapımı Elevator to the Gallows’a eşlik etti, sonra Ascenseur pour l’échafaud isimli bir soundtrack albümüne dönüştü. O albümün açılış şarkısı olan Générique, yarım asrın ardından Burning’de başka bir toplumsal kopukluğun merkezine yerleşti. Miles Davis’in Paris sokaklarında çalkantılı ruh hâllerine eşlik eden trompet sesleri, böylelikle zamansız bir yolcuğun ardından tek bir bedende yeniden hayat buldu.

Alacakaranlık: Yönetmen Chang-dong Lee, alacakaranlıktaki büyülü ışıkları olağan bir akış içine sığdırmak için filmin bu sahnesini tam bir ayda çekmiş. Aklıma Hayao Miyazaki’nin 10 Years with Hayao Miyazaki belgeselinde çizim yaptığı sırada birden dışarı çıkıp sigarası eşliğinde gün batımını izlerken söylediği “Ölünce en çok gün batımını tekrar izleyemeyecek olmama üzüleceğim.” sözü geldi. Hak vermemek elde değil.

Taner Turna

Kolaj çalışması: Ece Tugay

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta sinema ve müzik evreninden söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

kürek

Duende

Emre Eminoğlu

Taner Turna

THE SOCIAL NETWORK

TRENT REZNOR

Harvard Üniversitesi

The Social Network

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

Çağrışımlar ve birliktelikler üzerine

Bir şarkının izinde bir öykü, bir sahnenin izinde bir şarkı, bir sanatçının izinde bir kitap.

04 Ara 2020

Ece Tugay

YAZARLAR

Duende

Her hafta sinema ve müzik evreninden söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

;