
Anne Frank dünya hikayelerinin baş kahramanı, yazarı, mağduru, zafer kazananı ve kaybedeni... Fakat, Anne Frank bu metinde sadece bu kişilerden biri olmaktan öteye gitmedi. O aslında sadece bir canlı olarak var oldu ve bazı hikayelerin oluşumuna zemin hazırladı. Hepimiz gibi… Bu metinde isminin kullanılmasının tek amacı onun adıyla var olan tüm sistemlerin mağdurlarına değinmektir. Onun hikayesi örülürken başka birçok kişiye dokunmuş, yaşadığı ev, dünya üstünde geçirdiği kısa zaman ve kaleminden dökülenlerin çok ötesinde ideoloji olma yolunda ilerlemeye çalışan aksak fikirlerin zorbalığına maruz kalmıştır.
Anne Frank’in hikayesi politika yapıcıların, siyaset üretenlerin ve fikirleri empoze edebilecek gücü elinde bulunduranların üretimidir aslında. Yani bazı durumlarda erkin (yöneten olarak düşünebiliriz) etki alanının ve yöntemlerinin bu aşamada zorbalığa cüret edebildiğini hepimiz deneyimledik, okuduk, gördük, duyduk… Dolayısıyla bu metinde değineceğimiz şey hikaye oluşturanın elinde bulundurduğu gücü aktarım şekli olacak… Yani iletişim kuramlarının en bilineni “Propaganda Kuramı”na değineceğiz.
Propaganda TDK’daki anlamıyla; bir öğretiyi, düşünceyi, inancı, siyasayı vb. başkalarına tanıtmak, benimsetmek, yaymak ereğiyle sözle, yazıyla ve benzeri türlü araçlarla, yollarla gerçekleştirilen her türlü çalışmadır. Propaganda kavramı üzerine yapılan ilk çalışmalar aslında I. Dünya Savaşı’ndan itibaren başlayacak şekilde düşünülebilir. Propaganda kavramı o dönem özellikle Avrupa’da yaygınlaşmaya başlayan Nazizmin / faşizmin kitleleri yönlendirmesi ile başlayıp II. Dünya Savaşı’nın sonunda SSCB’ye kadar uzanır ve ardından Soğuk Savaş’a dokunur. Bu anlamda yapılan çalışmalar da yönetici sınıfın (erk / gücü elinde bulunduran vd.) kendi arzuları ve çıkarları doğrultusunda toplumu / toplulukları yönlendirmesini kavramsal olarak açıklama arayışına girmiştir.
Kitle iletişiminde ilk araştırma, Harold Laswell'in 1927'deki Dünya Savaşı’nda Propaganda Teknikleri yapıtıdır. Lasswell savaşta fikir yönetimini devletin ele aldığını ve propaganda ile sosyal dayanışma yaratıldığını öne sürdü. Böylece psikolojinin uyaran-tepki kuramı iletişimde kullanılmaya başlandı. Buna bağlı olarak pasif izleyici görüşü gelişti. Lasswell 1939'daki Dünya Devrimci Propagandası yapıtıyla propaganda doktrinlerini popülerleştirdi. Lasswell'in iletişim alanına yaptığı en önemli katkı, iletişim kuramları ve araştırmalarının yoğun bir şekilde kullandığı "Kim, Kime, Hangi Kanaldan, Ne Etkiyle, Ne Söyler" formülü oldu. Bu formül Amerikan egemenliğindeki iletişim anlayışının temel taşıdır. Her şey bu temel üzerine inşa edilmiştir. (İ. Erdoğan, K. Alemdar, 2010, s 56 )
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, artan siyasal, ekonomik ve kültürel kontrol gereksinimiyle beraber liderlik, karar verme gibi konular önem kazandı. Sosyal bilimlerden siyaset bilimi, sosyoloji ve sosyal psikoloji, ekonomi ve kültür alanları bu şekilde önem kazanmaya başladı. Çünkü toplumun ve bireyin yönlendirilmesi konusu oldukça etkin bir şekilde ortaya çıkmaya başlamıştı. Pazarlama alanıyla kurulan ekonomi ilişkisi de aslında reklam kavramının bu alandaki etkisini ortaya çıkardı. İlerleyen süreçte II. Dünya Savaşı ve Avrupa’da o dönem kitlelerin popüler liderler tarafından yönetilmesi ve kitleleri sistem katma konusu fazlasıyla ön plana çıktı. Bu araştırmalarda ekonomik statü, eğitim, ev yaşamı, mahalle, cinsiyet ve yaş gibi temel sosyodemografik etkenler ölçüldü.
1930'larda faşist kışkırtma propagandasıyla (agit-prop) birlikte psikolojik savaş fikri gelişmeye başladı. Propaganda ve psikolojik savaş görüşü, Faşist İtalya’da ve Nazi Almanya’da liderlerin bir nutukla kitleleri harekete geçirmesi bu görüşü destekledi. Goebbels propaganda ve psikolojik savaşın günümüzdeki biçimini düşünen ve geliştirenlerin önde gelenlerden biri oldu. Goebbels, Hitler’in doğrudan-polemikçi propaganda tekniği düşüncesinin aksine, eğlenceyi en etken propaganda biçimi olarak gördü ve Hitler’le çatışmasına rağmen bu yönde film, müzik ve kısa-haber filmleri üretimini teşvik etti. Alman halkının bağnazlıklarını ve inançlarını eğlence-propaganda ile sömürmeye yönelik yapıtlara yöneldi. Almanlar savaşı kaybederken ve büyük yıkıntıya uğrarken, Goebbels, Amerikan Walt Disney ve Hollywood'un yaptığını yaparak, kaçışçı-eğlence filmi yapmaya başladı. Renkli filmle egzotik, mitolojik, metafizik sahnelerle, zevk ve eğlenceyi sundu. (İ. Erdoğan,...)
Yukarıda aktarmaya çalıştığım iletişim kuramının tarihsel süreci bu şekilde gelişirken erkin elinde (sözde) zaferini kullandığı, kitaplar, yazıldı, filmler yapıldı, eğitim sistemi bu fikirlerle yeniden oluşturuldu, sanat eserleri üretildi… Bu şekilde oluşturulan etki sistemi toplumların yönlendirilmesine olanak sağladı ve sonuçları unutulmaz bir kara leke olarak tarih sayfalarında yerini aldı. Bu model halen bir şekilde kullanılır. Hem siyasal sistemlerde hem de iletişimin dokunduğu diğer alanlarda (reklamlar ve dijital medya güncel örneklerden). Dolayısıyla hikaye oluştururken kurduğumuz çatı ve aktarım şeklimiz oldukça önemlidir. Dünyaya unutulmaz hikayeler bırakmak bizim elimizde.
Kaynak: Öteki Kuram Kitle İletişim Kuram ve Araştırmalarının Tarihsel ve Eleştirel Bir Değerlendirmesi. İrfan Erdoğan, Korkmaz Alemdar.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Ece Zeren Aydınoğlu
Sanat ve tasarım editörü.

Page
Page, tasarım ve kültür ortaklığından beslenen, toplumsal yapıyı sanat pratikleriyle eleştiren ve aktarmaya çalışan bir yayın olma hedefinde...
İLGİLİ OKUMALAR




