Biz ‘umutlu’ muyuz?

Umut konusu son zamanlarda bolca kafamızı kurcalıyor. Bu konuda farklı hisler var, konuşacak çok konu var.
Biz ‘umutlu’ muyuz?

Zihnimizde bir boks maçı var. 

Mavi köşede: Bilimsel veriler, raporlar, açıklamalar, sosyal medyadaki postlar, bilimsel makaleler hakkında buran buram ‘clickbait’ kokan Tweet’ler ve postlar… Kırmızı köşede ise ‘fakirin ekmeği’ lakabıyla umut var. Uzaktan bakıyoruz, sanki mavi köşedeki sporcu ağır siklet, kırmızı köşedeki ise tüy siklet gibi duruyor. Ama biz yine de Esmiyor’un ‘umutlu olup olmamak’ konusundaki yaklaşımını paylaşmak için aklımızdakileri bir şekilde derledik.  

İşin doğrusu IPCC’nin 6. Değerlendirme Raporu hepimizin canını sıktı. Eğer bu konuda canı sıkılmayan varsa, ya henüz raporda neler yazıldığına bakmamıştır ya da baktığı raporun önünde açık olan dilini bilmiyordur diye düşünüyoruz. 

Aslında hiç bilmediğimiz şeyler değildi içeriğinde yazanlar. Ama bazen gelecek haberin ne olduğunu bilirsin, yine de farklı bir sonuç umut edersin de, gözlerini kısa kısa bakarsın sonuca. İşte öyle oldu bize. IPCC raporu şaşırtan veya beklenmedik hiçbir şey söylemedi, ama binlerce bilim insanının 8 yıllık emeğinin bu sonuçları tasdik etmesi (ve bunu da yaparken bazı konularda artık kesinlilikle konuşması) oldukça can sıktı. Bu da pek tabii umut ile doğrudan bağlantılı. 

NASA’da iklim bilimi konusunda çalışan Kate Marvel umudum yok diyor, ama raporun bize umuttan daha önemli bir şey verdiğini söylüyor: Kesinlik! İklim değişikliğine neyin sebep olduğunu kesin olarak biliyoruz ve en kötü senaryoyu engellemek ve daha iyi bir dünya inşa etmek için kesinlikle bir şeyler yapabiliriz. Peki bu da umut değil mi? 

Evet, bu umut. Ama Terry Eagleton’ın söylediği gibi iyimser olmayan bir umut. Umutlu olmak için Pollyannacılık oynamamıza gerek yok, iyimser olmadan da umutlu olabiliriz. İyimser olmamak bizi dinç tutacak ve umduğumuz iyi geleceğe dair harekete geçmemizi sağlayacaktır. 

Cins cins umut var

Umut dediğimiz şeyin de farklı türleri varmış, biz de üzerine kafa patlatmaya ve konuşmaya başladığımızda bunun farkına vardık. Hele ki işin içine optimizm konusu girince çok daha farklı kavramlar da lügatımıza dahil oldu. Realistik umut, gerçekçi umut, gerçekçi olmayan umut, doğumla gelen umut, hatalı umut, ödünç alınan umut ve saire, ve saire...  

Haklısınız, bunlar biraz daha genel umut kavramları. O yüzden çok üzerinde durmuyoruz, ama “umut türleri” “types of hope” gibi Google aramaları sizleri bu konuda ahkam kesebilecek seviyeye getirir. 

Ama iklim krizi ile ilişkilendirebileceğimiz umut ve optimizm kavramlarına bir 10x analog zoom ile bakalım: 

Terry Eagleton’ın “iyimser olmayan umut” (hope, without optimism) konsepti bunlardan biri. Evrim Kuran, “Farklı kuşaklar iklim krizine nasıl bakıyor?” bölümünde bize “öğrenilmiş optimizm” (learned optimism) kavramını söylemişti. Paris İklim Sözleşmesi’nin baş mimarlarından Christiana Figueres de “inatçı optimizm” (stubborn optimism) kavramını ortaya atmıştı. 

İyimser olmayan umut

Terry Eagleton, sıklıkla birbirinin yerine kullanılan umut ve iyimserlik kavramlarının farkını, son zamanlarda ortaya çıkan “iyi düşünürsek iyi şeyler olurrrrr ;)))” furyasının canını biraz sıkacak şekilde ortaya koymuş. 

Terry, iyimserliğin bir şeyleri küçümseme, görmezden gelme veya felaketleri rasyonelleştirme eğiliminde olduğunu düşünüyor. Öte yandan, umudun ise, başarısızlık ve yenilginin gerçeklerini kabul ettiğini ancak bunlar karşısında teslim olmayı reddeden erdemli bir tarafı olduğunu savunuyor. 

İyimser olmayan umut ile biz kendimizi biraz özdeleştirdik gibi, ne dersin? Cidden ne dersiniz merak ediyoruz. Zira bu kavram bize çok yakın geldi. 

Öğrenilmiş optimizm

Bu kavramı da Amerikalı psikolog Martin Seligman ortaya atmış. Kendisi, öğrenilmiş iyimserlik kavramını, yine kendisinin geliştirdiği öğrenilmiş çaresizlik kavramından yola çıkarak oluşturmuş. Köpeklere birtakım hoş olmayan deneyler yapan psikolog, köpeklerin ‘çaresizliği öğrendiğini’ keşfetmiş. Bununla ilgili bir ara gelen kutularını bolca süsleyen, sonra WhatsApp’ta da 15 dakikalık şöhret yaşayan bir ‘kavanozdaki pire’ hikayesi vardır, bilirsiniz. Mantık temelli bir varsayım ile Martin “E çaresizlik öğrenilebiliyorsa, çaresizlikten kurtulma becerisi de pekala öğrenilir”  dedikten sonra işte bu kavram ortaya çıkmış. 

Yükselen deniz seviyelerini, sıcak hava dalgalarını veya eriyen buzulları kontrol edebilmenin sadece Marvel evreninde mümkün olacağını düşünenlere dev hizmet: Kendi tutum ve davranışlarımızı kontrol edebileceğimiz bir evren hâlâ burada bizimle.

İnatçı optimizm

Bize verilen gerçekliği istenen gerçekliğe dönüştürebilmenin inatçı iyimserlikten geçtiğini savunan Christiana Figueres, CV’sini bir solukta okuyup bitiremeyeceğiniz kadar başarılı bir iklim lideri. Hakikaten, bir ara üşenmeyip kazandığı ödüllere bir göz atın! Hayatını bu konuya adamış. 

Figueres, değişime kendi düşünce yapımızdan başlamanın en doğrusu olduğunu savunmuş yıllardan beri. Az önce bahsettiğimiz “iyi düşünürsek iyi şeyler olur” furyasının yakınından bile geçmiyor aslında. Ona göre iyimserlik, -özellikle de inatçı olanı- değişim yaratma, meydan okuma isteğinizi körükler. Çok daha ateşli bir kavram konuşuluyor. Zorluklarla karşılaşacağınızı bilirsiniz, yine de devam edersiniz. Elimizde olsa yaşam koçu olarak seçeceğimiz insan kendisi. 

Kimilerinin umudu: teknoloji

Teknoloji konusu apayrı bir dosya… Teknoloji ile iklim krizini alt edebilir miyiz mevzusunu Dünyanın en büyük bahsi nedir? sorusuna cevap aradığımız bir podcast bölümü yapacağız (sürpriz bir isimle!).  Umut konusunu noktalamadan, teknolojiye değinmemek olmaz, çünkü bazılarının tek umudu o.

Bir kesim için teknoloji gerçek bir kurtarıcı. Hatta iklim krizi falan hakkında çok da can sıkmaya gerek olmadığını düşünen de var. ‘Sıkma tatlı canınııııı, teknoloji bizi kurtaracaaaaakkkk’ yaklaşımı artık sadece Palo Alto’nun meşhur garajlarında değil, farklı yerlerde de konuşuluyor. 

David Wallace Wells, Yaşanamaz Bir Dünya adlı kitabında bir dostunun genç aile bireyinin aynen şöyle söylediğini yazmıştı: 

“Teknoloji her şeyin üstesinden gelecek. Eğer dünya elden giderse, biz de uzay gemilerinde yaşarız. Yemeklerimiz için 3D yazıcılarımız olacak. Laboratuvarda geliştirilmiş etler yiyeceğiz. Tek bir dana hepimizi doyurabilecek. Su veya oksijen üretmek için de tek yapmamız gereken atomları yeniden düzenlemek. Elon Musk.”

Not: Son iki kelime gerçekten böyle. Arkadaşın kafasını biz de anlamadık. 

Yalnız bu teknolojileri bir an önce üretmeye başlasak iyi olur. Yoksa bizi kurtaracak tek senaryo ileride zaman makinesi icat edilmesi ihtimali... (Aklımıza aşağıdaki senaryo geliyor.)

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

İklim krizi senin de sinirini bozmuyor mu?

Bizim sinirimizi çok bozuyor. Bu yüzden de harekete geçtik. Esmiyor Post!'da bu hareketlerin biri. İlk sayımıza hoşgeldin.

02 Eyl 2021

İklim krizi senin de sinirini bozmuyor mu?

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR