
Premier Lig’de sezona muhteşem bir giriş yapan Erling Haaland, geçtiğimiz hafta sonu Leicester City ile oynanan karşılaşmada sakatlığı nedeniyle forma giyemedi. Bu, ligde oynadığı 11 maçta 17 gol atan yıldız 9 numaranın maç başına 1,55 gibi inanması oldukça güç bir gol ortalaması yakaladığı Premier Lig’de ilk defa maç kaçırması anlamına geldi. Golcüsünün yokluğunda Leicester City’nin yoğun savunması karşısında zorlanan Manchester City ise golü Kevin De Bruyne’nin harika frikik golüyle buldu ve maçı kazanmayı başardı.
Maç başına gol oranı bu kadar yüksek olan bir oyuncunun yokluğu, muhtemelen her takımı olacağı gibi, Manchester City’yi de olumsuz etkiledi. Haaland’ın yokluğunda ilk 11’de forma giyen yeni transfer Julian Alvarez, fenomen golcü gibi savunma arkasına koşular yapmaya çalışsa da topla buluşma konusunda takım arkadaşı kadar öne çıkamadı. Leicester City’nin savunma ağırlıklı 5-4-1 dizilişi karşısında kendisine alan bulmakta zorlanan genç oyuncu, maçta sadece 12 kez topla buluşabildi. İkili mücadelelerde de Leicester’ın fiziksel özellikleri ile öne çıkan stoper üçlüsüne karşı etkisiz kalan Alvarez, ilk 11’de başladığı ilk Premier Lig maçında bekleneni veremedi. Hazırlık döneminde ve sonradan oyuna girdiği maçlarda olumlu sinyaller veren Arjantinli futbolcunun kendisini asıl gösterdiği karşılaşmaysa Şampiyonlar Ligi’nde oynanan Sevilla maçı oldu. 3-1 kazanılan karşılaşmayı 1 gol ve 2 asistle tamamlayan Alvarez, Haaland’ın oynamasının kesin olmayacağı Fulham karşılaşması öncesinde ilk 11’de başlamak için ikna edici bir performans gösterdi.

Görsel: Via Pais
Haaland’ın yokluğunda takımın gol yollarındaki etkisizliğinin sorumluluğunu Alvarez’e yüklemek haksızlık olur. Manchester City’nin geçtiğimiz yıllarda da futbolundaki en büyük zaafları arasında kapalı defansları açmak vardı. Özellikle geçen sezonki Crystal Palace ve Nuno Espirito Santo dönemindeki Wolves maçları buna örnek olarak verilebilir. Bu tip durumlarda Haaland’ın dar alanlarda yaptığı hareketlenmeler ve kendisini bir şekilde boşa çıkarma yeteneği takımın kapalı defansları da açması konusunda yardımcı oluyor. Haaland’ın yokluğunu fırsat bilerek savunma hattını Daniel Amartey – Wout Faes – Çağlar Söyüncü üçlüsüyle kuran Leicester menajeri Brendan Rodgers, istediğini almaya oldukça yaklaştı.
Transferi sonrası Haaland’ın takımdaki varlığından en çok fayda sağlayan isimler Phil Foden ve De Bruyne oldu. Rakip savunmacıların Norveçli yıldıza odaklanmasıyla City kariyerlerinde ilk defa önlerinde boş alanlar bulan iki futbolcu da sezona çok iyi başlangıçlar yaptı. Geçtiğimiz 2 sezonu ligde 9’ar golle tamamlayan Foden, henüz kasım ayı başlamadan ligde 6 gole ulaşmış durumda. Ligde 9, Şampiyonlar Ligi’nde de 3 asistle oynayan De Bruyne ise artık top dağıtımı yaparken çok daha az baskı altında kalıyor. Bunu en rahat gördüğümüz maçsa Southampton karşılaşması oldu.
Geçtiğimiz sezonlarda klasik bir 9 numarası olmadan başarılar kazanan Manchester City, Sevilla maçına kadar bu sezon Haaland’sız oynadığı maçlarda hücum performansı olarak eskiyi aratan bir performans gösterdi. Bunun en büyük nedeniyse takımın bu oyunu oynamasında önemli payı olan 2 futbolcunun yaz transfer döneminde takımdan ayrılmasıydı. Gabriel Jesus’un City’de öne çıkaran özelliklerden yüksek pres gücü ve top tekniği özellikleri olması nedeniyle takıma kazandırılan Alvarez, henüz Brezilyalı futbolcunun Pep’in elinde yaşadığı dönüşümü yaşayamadı. Daha önce birçok oyuncuya çok farklı özellikler kattığına şahit olduğumuz Pep Guardiola, henüz Alvarez’i istediği forvete dönüştürmek konusunda yeterli zamana sahip olamadı. Bu gibi durumlarda sorumluluk almak genellikle takımın tecrübeli oyuncularına düşer. Leicester City maçında De Bruyne’nin yaptığı da tam olarak buydu. Belçikalı yıldız attığı frikik golüyle takımına galibiyeti getirmeyi başardı.

Görsel: GOAL
Ancak bütün bu olumsuzlukların yanı sıra 1 maçlık performanstan büyük anlamlar çıkarmak da yanlış olur. Her alanda olduğu gibi futbolda da kesin kanıya varmak için daha fazla örneğin karşılaştırılması gerekiyor. Haaland fiziğindeki bir futbolcunun sezonun belirli dönemlerinde böyle ufak sakatlıklar yaşayacağını hem Pep hem sağlık ekibi hem de oyuncunun kariyerini takip edenler tahmin ediyordu. Bu tip durumlarda genelde yaratıcı çözümler bulmasına alışık olduğumuz Guardiola’nın böyle 2-3 maçlık dönemler için nasıl planlar üreteceğini zamanla göreceğiz. Özellikle Dünya Kupası sonrası oluşacak yoğun fikstür her kulübü oldukça zorlayacak. Bu gibi durumlarda rotasyonu iyi yapmasıyla tanıdığımız Pep’e bir kez daha büyük bir iş düşüyor.
Haaland’sız dönemin City adına görece daha rahat geçmesinin bir nedeni de fikstür. Ligin alt sıralarından kurtulmaya çalışan Leicester deplasmanında ve gruptan çıkmanın garanti olduğu Şampiyonlar Ligi’ndeki Sevilla maçlarında oynayamayan Norveçli golcünün Fulham karşılaşmasında oynamama ihtimali de yüksek görünüyor. Bu maçın ardından Lig Kupası maçında Chelsea ile karşılaşacak City’nin Dünya Kupası arası öncesi son maçı de kendi evinde Brentford karşısında olacak. Haaland’ın yokluğunu nispeten kolay bir fikstürde geçirecek olan City’nin bir avantajı da Norveç milli takımının Dünya Kupası’nda yer almayacak olması. Bu süreçte Haaland’ın hem sakatlığını atlatmak hem de kendisini fiziksel olarak hazırlamak için oldukça uzun bir zamanı olacak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Oğuzcan Ergin
Yazar @ Premiercast

This Is England
Premier League gündeminden öne çıkan gelişmeler ve eşsiz yorumlar mail kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR




