
Renkli dünyası ve ilginç hayal gücüyle bu bölümün konuğu Christi du Toit. Sanatçıyla hem iş hem de sanat olarak onun hayatındaki illüstrasyonu konuştuk.
Christi son dönemde çok yoğun çalışıyorsun ne tarz işler yaptın ve yapıyorsun?
Evet! Son dönemde çok yoğun çalışıyorum ve beni meşgul edecek bir sürü iş olduğu için de hayli mutluyum. Bir stüdyoda tam zamanlı pozisyonumu bırakıp yalnız çalışmaya karar verdiğimde, işi devam ettirecek yeterli proje olup olmayacağı konusunda hiçbir fikrim yoktu. Fakat bir şekilde yaptığım işler insanların dikkatini çekti. İnsanların benim işlerimi tanımaları genellikle sosyal medya sayesinde oldu ama tabii ki bağlantı ve önerilerin de etkisi fazla. Müzisyenler ve gruplarla çok çalışıyorum. Aynı zamanda festival ve etkinlikler için marka çalışması, paketlemeler için grafik, uygulamalar ve web siteleri için illüstrasyon, dergi ve bloglar için yazı işleri, reklam ajansları ile kampanyalar yaptım, sergiler düzenledim, animasyonlar ve filmler için illüstrasyonlar yaptım. Çalışmalarımda temaların ve kullanımın ne kadar çeşitli olduğunu görebilirsin. Bu da işi eğlenceli ve ilgi çekici kılıyor.
İlhamını nereden alıyorsun? Neden grafik tasarım?
İlham her yerden gelebilir. Briften, rüyadan, doğadan, başka insanların çalışmalarından (ve süreçlerinden), çevremdeki dünyadan... Liste sonsuza kadar uzatılabilir. Ben nasıl ilham aldığımı hiç bilmiyorum ki bu da bu soruyu zor kılıyor. Bazen nereden geldiğini bilmediğim bir fikir kafama takılıyor ve güzel oluyor o kadar. Sanırım illüstratör olarak çalıştıktan bir süre sonra belli bir düşünce yolu geliştiriyorsun ve bu da görsel problemleri çözmene yardımcı oluyor. Başlangıçta grafik tasarımı seçtim çünkü sanat eseri yaratma ihtiyacı duydum, aynı zamanda çalışmalarımın sadece dekoratif değil fonksiyonel olmasını istedim. İllüstrasyon, görsel sanat ve grafik tasarım arasındaki mükemmel dengeyi sağlıyor, bu yüzden de bana mükemmel bir seçenek gibi geldi.

Çizimlerine baktığımızda dünya senin gözünden biraz farklı görünüyor. Genelde briflere göre mi yoksa kendi hayal gücüne göre mi hareket ediyorsun?
Bazı müşterilerin çok belirli brifleri oluyor, bazılarının olmuyor ve senin yaratıcı yorumlamana açık oluyorlar. Bu eldeki projeye göre değişiyor. Daha resmileşmiş marka ve kuruluşların çoktan oluşturulmuş bir kişiliği ve fikirleri oluyor, bu yüzden de markalarını doğrudan yansıtan ve pazarla ilişki kuran daha belirgin istekleri oluyor. Bazı sınırlar olması gerçekten eğlenceli de olabiliyor, projeleri daha zorlayıcı ama modernize kılıyor. Kişisel çalışmalarım için ben genelde kendi ilgi alanlarımı yansıtıyorum. Bu, karanlıktan eğlence ve ilgi çekiciliğe doğru sıralanabilir. Kişisel çalışmalarımda bir sürü yeni deneyler yaparak gelecek projelerde kullanabileceğim yeni teknikler öğrenmeye çalışıyorum.
Cape Town’ı çok seviyorsun, bu kentin mesleki anlamda sana kattığı bir şeyler var mı?
Cape Town harika bir şehir. Çok yaratıcı aynı zamanda rekabetçi... Rekabet tabii ki iyidir, çünkü her yeni projede kendini zorlamanı ve çalışmalarını geliştirmeni sağlıyor. Güney Afrika bu sınıflandırmadan kurtulmaya çalışan insanları olan bir üçüncü dünya ülkesi. Bunun getirdiği ise insanları daha çok çalışmaya zorlayarak yapabileceklerinin en iyisini yapmalarını sağlamak, bu da Güney Afrikalılara daha çok uluslararası tanınma hakkı veriyor. Cape Town 2014 yılında “Tasarım Başkenti” unvanını aldı ki bu da çok büyük bir başarı ve açıkladığım şeyin kanıtı.
Sanatçı ile sohbetimizin kalanı önümüzdeki haftanın Page’inde yer buldu.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Page
Page, tasarım ve kültür ortaklığından beslenen, toplumsal yapıyı sanat pratikleriyle eleştiren ve aktarmaya çalışan bir yayın olma hedefinde...
İLGİLİ OKUMALAR



