Çocuklar İçin Yeni Nesil Tehlike: Siber Pandemi

Dijital dünyaya doğan çocuklarımızın karşılaştığı tehlikelerin farkında mıyız?
Çocuklar İçin Yeni Nesil Tehlike: Siber Pandemi

Yazar: İrem Karaduman

Çocukken bilgisayarla ilk tanıştığım günü hatırlıyorum. Almanya’dan gelen akrabalarımızın getirdiği çikolatalara kavuşacakmış gibi bir heyecanla okuldan dönmüştüm. Odamın kapısını aralayınca gördüğüm manzara karşısında Boat Show’da gözyaşlarını tutamayan çocuğa dönmüştüm.

Aradan yıllar geçtikten sonra bu yazıyı yazarken ise günümüz çocukları için bilgisayar, tablet ve mobil cihazların ne kadar alışılagelmiş şeyler halinde olduğunu fark ettim. Ben ilk bilgisayarımı aldığımda çok oyun oynarsam bilgisayarım yorulur düşüncesiyle biraz oynayıp bırakırken, şimdiyse çocuklar gözünü açtığı andan itibaren teknolojik cihazlarla etkileşim halinde oluyor. Tüm bu alışılagelmişliğin içinde ben de varım diyerek tüm yaş gruplarına meydan okuyan siber pandemi tehlikesi özellikle çocukları hedef alıyor.

Dijital dünyada çocuklara yönelik birçok farklı siber risk ve tehlike bulunuyor. Çoğu çocuk bu siber tehlikelerin ve zorbalık boyutuna ulaşan durumların farkında olamayabiliyor, ancak kendilerine zarar verildiğinde bir siber suçlu tarafından mağdur edildiklerinin farkına varabiliyorlar. Ebeveynlerin büyük bir çoğunluğu çocuklarını internette koruyabilecekleri araçlar hakkında yetersiz bilgiye sahipken, bildikleri birkaç araç veya yöntemi uygulamak için ise gereken zaman ve enerjiyi ayıramıyor. Tüm bu eksik adımlar ve bilinçsiz alışkanlıklar, çocukları siber tehlikelerin açık hedefi haline getiriyor.

Siber risk ve tehditler kavramsal olarak durumun ciddiyetini tam olarak yansıtamayacağından, rakamlarla adım adım çocukların maruz kaldığı siber tehlikeleri inceleyelim. Araştırmaları incelerken bir kez daha durumun ciddiyetinin farkına vardım ve seninle de paylaşmak istedim.

Her 3 Çocuktan 2’si Siber Risk Tehlikesiyle Karşı Karşıya

Uluslararası bir kuruluş olan DQ Enstitüsü, dünyanın ilk gerçek zamanlı Çevrim İçi Çocuk Güvenliği Endeksi’ni hazırlıyor. Enstitü, son üç yılda toplam 30 ülkedeki 145.426 çocuk ve ergenlik çağındaki bireylerle bir anket çalışması gerçekleştirdi. DQ Enstitüsü’nün Çevrim içi Çocuk Güvenliği Endeksi'ne (COSI) göre 30 ülke genelinde ankete katılan 8-12 yaş arası çocukların neredeyse üçte ikisi (%60’ı) en az bir kez siber saldırı riskine maruz kalıyor. Uzaktan eğitim gören 30 kişilik bir sınıftan 20 çocuğun siber saldırıların hedefi haline geldiğini hayal edebiliyor musun?

Siber saldırı kavramını biraz daha derinlemesine inceleyelim. Çocukların maruz kaldığı bu siber saldırıların hepsi tek bir soruna dayanmıyor. Çocuklar birbirinden farklı alanlarda bu saldırılara maruz kalıyor.

Tüm bu oranlar korkutucu durumu tüm gerçekliğiyle tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Çocukları dışarıdaki tehlikelerden korumaya çalışırken aynı zamanda sanal dünyadaki tehlikelerden koruma farkındalığını bir an önce kazanmamız gerekiyor. Eğer bu farkındalığa biraz daha geç kalırsak bu gördüğümüz oranlar giderek artma sinyalleri veriyor.

#DQEveryChild hareketi kapsamında, bu küresel veri tabanı çocukların çevrim içi güvenliği ve dijital vatandaşlık girişimleriyle birlikte otomatik olarak güncelleniyor. Bu girişim ülkelerin çevrim içi çocuk güvenliğini ve dijital vatandaşlık kültürlerini geliştirmeye yönelik çeşitli çabaları daha etkin bir şekilde koordine etmelerine yardımcı oluyor.

Ülkeler Bazında Değerlendirme

Çalışma kapsamındaki 30 ülke 6 farklı COSI ölçütüne göre değerlendirildi. Bu ölçütler sırasıyla siber riskler, disiplinli dijital kullanım, dijital yetkinlik, bağlanabilirlik, sosyal altyapı ve rehberlik ve eğitim başlıkları çevresinde şekilleniyor.

Bu ölçütler çerçevesinde baktığımızda ise Doğu Asya ülkeleri siber riskler, disiplinli dijital kullanım, dijital yetkinlik ve bağlanabilirlik açısından diğer bölgelerdeki ülkelere göre daha iyi bir sıralama gösterirken, Batılı ülkeler sosyal altyapı ve rehberlik & eğitim konusunda diğer bölgelerdeki ülkeleri geride bırakıyor. Batılı ülkeler ve eğitim demişken Erasmus hayallerini hatırlatmış olabilirim, inan bu beni de çok üzüyor.

Eğer ülkeler bazında 6 ölçüt kapsamında detaylı bilgilere ulaşmak istersen DQ Enstitüsü sayfası üzerinden “Ülkeler Bazında Rapor” kısmına gelerek merak ettiğin ülkelerin verilerine kolayca ulaşabilirsin. Üstelik araştırmalarında kullanmak istersen bu verileri rapor halinde indirebilirsin. Dileriz çalışmanın sınırları genişletilir ve bu sayede çocukların siber güvenliğine dair çok daha fazla ülkenin raporlarına erişebiliriz.

Bu Tabloda Türkiye Hangi Konumda?

·

6 COSI ölçütüne göre Türkiye'nin sıralaması

Türkiye, 55,8 genel COSI puanıyla 30 ülke arasında global ölçekte 8. sırada yer alıyor. Bu, ortalama bir performans olarak sınıflandırılıyor.

 Siber Riskler için düşük puanlı alanda (25. sırada) yer alıyor.

Bağlanabilirlik konusundaki performansı karma olarak nitelendiriliyor. Karma performans erişimin hızlı (2. sırada) ama aynı zamanda sınırlı (20. Sırada) olmasıyla açıklanıyor.

COSI ölçütlerine göre Türkiye'nin puanlaması

6 COSI ölçütüne göre olan puanlamalara baktığımızda ise küresel ortalamalara oranla “nispeten” iyi bir konumda olduğumuzu söyleyebiliriz. Her an 6 ölçütün birinde ya da birden fazlasında risk grubuna dahil olabiliriz. Konu çocuklar ve siber güvenlik olunca dengeyi korumanın oldukça zor olduğu aşikâr. “Sen de benim gibi gerçekleri biliyorsun” diyerek, durumu güzelce özetlediği için güzel bir Sezen Aksu şarkısını bu tatsız gerçeklerin arasına iliştirmek istedim.

Küresel Çevrim İçi Gençlik Davranış Araştırması

Microsoft tarafından yürütülen Küresel Çevrim içi Gençlik Davranış Araştırması’na göre ise Hindistan'da 8-17 yaş arasındaki çocukların %53'ü siber zorbalığa maruz kalıyor. Siber zorbalık vakalarının çoğu sosyal medya kullanımından kaynaklanıyor ve %60 kadar büyük bir çoğunluğu Facebook üzerinde gerçekleşiyor. Kalan %40’lık dilimini ise cep telefonları ve çevrim içi sohbet odaları dolduruyor. Dahası, birçok sosyal platform çocukların sahte profiller oluşturmasıyla yetişkin içeriklerine erişebilmesi hilesine engel olamıyor.

Sosyal medya platformlarının durdurulamaz yükselişiyle birlikte hitap edilen kitle de genişleyerek potansiyel riskler artıyor. Hatırlayacak olursan birkaç hafta öncesinde Demet Akalın, Apple yetkililerine tam olarak şu sözlerle seslenmişti:

Siber riskler ve tehlikelerden bahsederken Demet Akalın nereden çıktı şimdi diye düşünüyorsan hemen açıklayayım. Demet Akalın’ın Tiktok’u aktif olarak kullanan kızı Hira Kurt, bir “tiktok fenomeni” tarafından 7.000 TL dolandırılmıştı. Tiktoker Özgür Balakar’ın yayınına katılan Hira Kurt’un ona hediyeler göndermesi sonucunda böyle bir fatura geldiği anlaşıldı. Bu olayın ardından Akalın’ın açıklamasına gelelim:

 


Çocukların küçük yaşlardan itibaren sosyal medya faaliyetlerine başlamaları, beraberinde bahsettiğim siber risk ve tehditleri getiriyor. “Küçük çocukları kandırmak kolay hele başında velisi yokken” açıklaması öğrenilmiş çaresizliğimizi açık bir şekilde gözler önüne seriyor. Çocukların dijital yetkinlikler kazanmalarına destek olurken, bir yandan güvenli bir internet deneyimi yaşamalarını sağlamak hepimizin sorumluluğunda. Bu gerçeğe arkanı dönüp gidemeyeceğin konusunda anlaşalım.

Siber Riskler Çeşitlilik Gösterse de Hedef Yine Çocuklar

Siber riskler ve tehditler ağımızı biraz daha genişletecek olursak Amerika’da gerçekleştirilen bu çalışmaya göz atabiliriz. Çocukluk ve yetişkinlik dönemi arasında sıkışıp kaldığımız ergenlik dönemine hızlıca bir dönüp geri gelelim. O dönemlerde her birimizin birbirinden farklı şikayetleri olurdu. Bu şikayetlerimiz özellikle de fiziksel özelliklerimizle ilgili olduğunda dışarıdan gelebilecek her türlü yoruma karşı hangimiz alıngan değildi? Tıpkı bizim tecrübe ettiğimiz gibi ergenlik dönemindeki birçok çocuk “naming” olarak adlandırılan lakap takma gibi nahoş durumlarla karşılaşabiliyor.

Reklamlara bile konu olan bu durumu inkâr edemeyiz. Tüm sınıfın korkulu rüyası olarak bize tanıtılan Gürbüz’ü hatırla. Nazlı kekstrasını Gürbüz’e kaptırmamak için keki ters çevirip Gürbüz’ü alt etmeye çalışırdı. “Gürbüz” yalnızca o reklam filmindeki çocuk değil her birimizin sınıfında diğerlerine göre nispeten daha kalıplı olduğu için alay konusu olan ve farklı lakaplarla adlandırılan bir çocuk. Niyetim “Gürbüz mağdur olan mı, zorba olan mı?” tartışmasına girmekten ziyade bir çocuğun sınıf ortamında arkadaşlarının kendisine karşı olan tutumundan nasıl etkilenebileceğini örneklemekti. 

Bunun siber tehditlerle ne ilgisi var diye düşünmeye başlamış olabilirsin ama şimdi bağlantısını çözeceğiz. Özellikle akıllı telefonların kullanım yaşının düşmesi ve sosyal medyanın hızlı yükselişiyle birlikte siber tehdit ve risklerin de nerede, ne zaman ve nasıl gerçekleştiği gibi parametreler de değişti. Yani anlayacağın sınıflar sanal odalara, oyun parkları ise sosyal medya platformlarına taşındı. Rakamlara bakacak olursak yapılan araştırmaya göre Amerika’da yaşayan gençlerin %42’si çevrim içi ortamlarda kötü hitaplara maruz kalıyor. Bu tür isim/lakap takma durumları en yaygın taciz türlerinden biri haline geldi desek pek yanlış sayılmaz.

Ek olarak, gençlerin yaklaşık üçte biri (%32’si) birilerinin internette kendileri hakkında yanlış söylentiler yaydığını belirtirken, %25’i kendilerine istemedikleri halde müstehcen görüntüler gönderildiğini ifade ediyor. Gençlerin diğer %21’lik kısmı ise sürekli olarak nerede, ebeveynleri dışında kiminle olduklarına ve neler yaptıklarına dair sorular aldıklarını söylüyor. Tüm bunlara ek olarak, gençlerin %16’sı çevrim içi fiziksel tehditlerin hedefi oluyor. Gençlerin yaklaşık %7’si özel görüntülerinin izinleri dışında internette yayınlanması durumuna maruz kalıyor.


Amerika’da gerçekleştirilen bir siber risk araştırmasının sonuçları

 Rakamlar azımsanamayacak kadar yüksek, çocukların maruz bırakıldığı durumlarsa göz ardı edilemeyecek kadar ciddi. Geleceğimizi şekillendirecek olan çocukları bu denli rahatsız edici durumlara maruz bırakmanın onlar üzerinde yaratacağı etkileri öylece yabana atamayız. Bir an önce alışılmış çaresizlikleri geride bırakarak sürdürülebilir önlemler alınması gerekiyor. Gerek ebeveynler gerekse okullar bu durumların en yakın takipçisi olmalı ve çocuklara en güvenli dijital dünyayı sunmaya çalışmalı. 


Aslına bakacak olursak yalnızca ebeveynler ve öğretmenler değil toplumun her bir parçası bu durumu değiştirmek adına bir şeyler yapmalı; çocukların çevrim içi güvenliği ve siber risklere karşın korunması bir etik haline gelmeli. Özellikle dijital platformlarda hedef kitlesi çocuklar olan yapılar bu etik çerçevede hareket etmeli. Daha önce birçok çocuğun ciddi şekilde etkilenmesine ve hatta ölüme varan durumlara sebep olan bir bilgisayar oyunu tehlikesiyle tanışmıştık. Sanal ölüm tuzağı olarak adlandırılan bu oyun siber tehlike ve risklerin en açık örneğini oluşturmanın yanı sıra durumun ciddiyetini de ortaya koyuyor.

Fark Yaratabilirsin!

Çocukların siber güvenliği konusunda atılabilecek adımlara ortak olarak ve bu farkındalığı sosyal fayda açısından benimseyerek fark yaratmak senin elinde. Çocukların güvenli bir internet deneyimi sürdürmeleri dijital okuryazarlıklarını ve üst düzey bilişsel becerilerini geliştirmelerine olanak sunar. Yaratıcılıklarını özgürce kullanabilecekleri, daha çok araştırarak hayal ettiklerinden fazlasını gerçekleştirebilecekleri bir öğrenme ortamı sunmak varken çocuklarımızı nasıl siber pandeminin ortasında bırakabiliriz?

Bu yazının geniş versiyonunu gelecekburada.net'te okuyabilirsin.


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

👪 Çocuklar İçin Yeni Nesil Tehlike: Siber Pandemi

Çocukları internette bekleyen tehlikelerin farkında mıyız?

18 Nis 2021

👪 Çocuklar İçin Yeni Nesil Tehlike: Siber Pandemi

YAZARLAR

İrem Karaduman

Bilgi, deneyim ve ilham paylaşım platformu Gelecek Burada'da "eğitim teknolojileri"ni odağına alarak, geleceğe dair yazıyor.

İLGİLİ OKUMALAR