Konfor Alanından Çık-ma-mak

Bırak, hayat seni dansa kaldırsın.
Konfor Alanından Çık-ma-mak

Bir önceki konu başlığımızda aslında Erhan sadece ilgisini etki alanına dönüştürmekle kalmadı, hikayesinde de anlattığı gibi konfor alanından dışarı adım atarak hayallerinin peşine gitti.  Bir başka deyişle, zoru başardı.

Konfor alanından çıkamama durumunun bendeki Türkçe meali ‘‘Aman Ali Rıza Bey, tadımız kaçmasın’’. Bilimsel boyutunu bilemiyorum ama hepimizin doğduğumuz andan itibaren bir iç rehbere sahip olduğunu ve bu rehberin çoğu zaman aile ve çevreyle şekillendiğini düşünüyorum. Örneğin birbirinden farklı milyonlarca insanın aynı sırayla ilkokul-ortaokul-lise-üniversite yıllarından geçmesi kişisel bir tercih ya da karar sonucu olamaz. Belli ki birileri bize o yolu göstermiş ve çoğu zaman üzerine düşünmeden o yoldan yürümüşüz. Tabii ki ilkokul yaşındayken ‘‘neden okula gidiyorum’’ diye sorgulayalım demiyorum. Bunu da yapan ama çocuk olduğu için sadece alay konusu olan pek çok insan var. Ancak belli yaştan sonra sırf etrafımızdakilerin istediği olsun, kimseye sıkıntı çıkarmadan yolumuzun doğru tarafından yürüyelim diye yaptığımız seçimler beni ürkütüyor açıkçası. Lise biter, üniversite olsun. Üniversite biter, iş olsun ama en bilindik, güvenilir yerde olsun. Maaşı, saati, yeri belli olsun. Tüm bu kalıpları aşabilen, konfor alanından çıkabilen belki de sayılı örnek isim var. Ancak ben o örneklerle ne zaman karşılaşsam hikayenin sonunda başarı ve mutluluk görüyorum. Kabaca bugün hepimizin tanıdığı üniversite terk milyarderler, 30lu yaşlarından sonra ailesinden ve çevresinden gelecek seslere kulağını tıkayıp sıkıcı işinden ayrılma kararı alan cesur çalışanlar, benim gözümde tüm start up kurucuları ve korkularına rağmen kendi seçimlerinin yolundan giden herkes

Bir de bir konuşma var ki tüm bu söylediklerimizi çok daha pozitif bir şekilde özetleyecek:

2018 yılında YGA zirvesinde Sani Şener o zirveye katılan hiç kimsenin unutamayacağı bir söz söyledi:

‘‘Yüreğiniz şarkı söylerse eğer, hayat sizi mutlaka dansa kaldıracaktır.’’

Ardından da yaygın inanışın aksine toplum arasında ‘başarı’ olarak nitelendirilenin mutluluğu değil, mutlu olmanın başarıyı getirdiğini anlattı.


Birine göre CEO olmak, bir yerin üst düzey yöneticisi olmak, çok para kazanmak ya da popüler meslek sahibi olmak başarılı olmak olabilir. Ancak mutlu değilsen başarı kelimesinin anlamı nedir bilinmez. O yüzden bugün mutluk üzerine, bizi mutlu edenin ne olduğu üzerine düşünelim.


Konfor alanı kavramı hala kafamda canlanmadı diyenler için bu sefer biraz daha somut daha eğlenceli bir örnekle geliyorum. Tenis dünyasının iki önemli ismi Roger Federer ve Rafael Nadal 2 Mayıs 2007 günü beklenmedik bir şekilde hibrit bir sahada karşı karşıya geldi.

Yapımı 19 gün süren toprak-çim hibrit sahada çim sahanın kralı olarak bilinen Federer toprak sahada; toprak sahanın kralı olarak bilinen Nadal ise çim sahada oynadı. Tarihe Battle of Surfaces (Zeminler Savaşı) olarak geçen maç, konfor alanının dışına çıkmaya verilebilecek en güzel, en somut örneklerden.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR