Daha Yaşanabilir Bir Dünya İçin

Sürdürülebilirlik Bilinci ve Değişim Arayışı
Daha Yaşanabilir Bir Dünya İçin

Yazar: Kerem Tabu, Fütürist Akademi Eğitmeni, Makine Mühendisi

Her birimiz insan olarak bulunduğumuz ekosistem içerisinde hayatlarımızı sürdürmeye çalışmaktayız. Hepimiz bu sistemlerin birer parçası mıyız yoksa bu sistemlerin merkezinde her şeyin yalnızca insan için var olduğu düşüncesi ile insanı ön plana koyarken diğer canlı ve hatta cansız unsurları tamamen göz ardı mı etmekteyiz? İnsanoğlu kendisini ön plana koyarken aslen yine sonunda kendi yaşam döngüsünü sürdürülebilir kılması için gerekli olan ama göz ardı ettiği ve hatta varlığının bile farkında olmadığı, kendine ait doğal yaşamı içerisinde olan unsurları ne zaman dikkate değer olarak görecek? Dünya yaşanamaz halde iken artık sanırım iş işten çoktan geçmiş olacak.

İnsanın kendi varlığını hayatın merkezine koymasının Orta Çağlara kadar dayanan bir tarihçesi var diyebiliriz. Hristiyan teolojisi Tanrı'nın dünyayı ve içindeki tüm varlıkları insan için yarattığını belirtir. Bu yaklaşım, genellikle insanın dünyadaki diğer tüm canlılardan üstün olduğunu, doğanın ve diğer tüm canlıların değerinin, insanlara ne kadar hizmet ettikleriyle ölçülebileceğini öne sürer. Bu ifadelerdeki tüm varlıkların insan için yaratıldığından maksat, tüm yaratılanların, insanların kendi varoluşlarını anlamlandırmak için kullanabilecekleri bir dizi öğe veya unsurlar olarak algılamak yerine kendi ihtiyaçlarının (ihtiyaç da tam olarak ne demek ise) karşılanabilmesi için yaratılmış metalar olarak görmek belki de en başından beri süre gelen bir yanlış. Bir şekilde insan olarak kendimizi dünyanın merkezine konumlandırdığımız zaman, kendimizi bitmek bilmeyen ihtiyaçlar döngüsünün de içine sokmuş oluyoruz. Hatta ekonomide bir ilke vardır “ihtiyaçlar sonsuz, kaynaklar kısıtlı”. Artan dünya nüfusunun gerekliliklerini karşılayabilmek anlamında bakılırsa evet, ancak işte tam da bu noktada ihtiyaç olduğunu sandığımız birçok şeyin aslında ihtiyaç mı yoksa süregelen bir alışkanlık mı, yoksa bizi içinde bulunduğumuz çevrede statü konumlandırması yapacak bir unsur mu olduğunu pek de düşünmüyoruz sanırım. Acaba gerçekten ihtiyaçların/isteklerin, sonsuz olduğu düşüncesini bir daha mı gözden geçirmemiz gerekiyor?

Gerçekten kaynaklar kısıtlı olsaydı içinde bulunduğumuz dünyaya verdiğimiz zararlar sonucunda, doğa kendini bir şekilde yenileyip -ama insanoğluna bedelini ödeterek- kendi kaynaklarını yine bize sunar mıydı? Ya da şöyle düşünelim, dünya var olduğundan beri 108 milyar insana ev sahipliği yapmış ve daha ne kadarına yapacağı da elbette bilinmiyor, şu an için ortalama 75 yıllık ömre sahip olan ve bu kadar insana cömertliğini sunan bu dünyada mı kaynaklar kısıtlı?  Peki ya dünyanın nüfusunun yüzde ikisinin gelirinin kalan 98’ine eşit olduğunu ve her geçen günde bunun dramatik bir şekilde arttığını söylesek. Kaynaklar mı kısıtlı, kaynakların dağılımı mı adaletsiz derdiniz?

İşte tüm bu bahsettiğimiz insanın yaşadığı ekosistemde kendini merkeze koyması, kapitalist sistemde ihtiyaçlarının sonsuz olmasının kendisine kodlanması ve tabi ki mutlu olma hissini daha derinlemesine bir anlam arayışından ziyade kısa süreli geçici elde etmelerle yaşama dürtüsü, insanı hayatının her alanında “oto pilot”ta yaşayarak al-kullan-mutlu ol döngüsüne sokmuş durumda.  Bu aslında basitçe beynimizdeki ödül merkezimizi tetikleyerek mutlu olmamızı sağlıyor, ancak kötü haber, bu mutluluğun devamı için ödül merkezinin sürekli çalışır durumda olması gerek.

Bu bahsettiğimiz “oto pilot” davranış modelinden kurtularak beynimize gelen sinyal ile vereceğimiz tepki arasına biraz zaman koyarak yani daha anlamlı ve derinlemesine düşünerek ihtiyaçlarımıza daha rasyonel bir şekilde karar verebilir, insan olarak bizim de bu ekosistemin bir parçası olduğumuzu ama bu ekosisteme faydacıl olabilecek düşünme becerimizin de var olduğunu hatırlayabiliriz.

Şimdi ihtiyaçlarımızın, içinde bulunduğumuz ekosisteme verdiği gördüğümüz /göremediğimiz zararlara ve bu olumsuz durumu azaltmak için bireysel olarak neler yapabileceklerimize bir bakalım.

Döngü Haline Gelen İhtiyaç ve İsteklerimiz - Alışkanlıklarımız 

Akıllı Telefonlar: Neredeyse üç yılda bir belki de hiç gerekli olmadığı halde en son çıkan akıllı telefonları satın alırken o telefonların içerisinde bulunan “kobalt” madeninin genellikle güvenli olmayan ve düşük ücretli koşullar altında çocuk işçiler tarafından yapılan madencilikle, (Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde) elde edildiğini ve bu süreç esnasında onlarca çocuğun öldüğünü bilseniz bu satın alma refleksiniz nasıl etkilenir? Ayrıca eski cihazların da uygun şekilde geri dönüştürülmemeleri durumunda içerisindeki kimyasalların toprağa ciddi manada zarar vermeleri de ayrı bir boyut. Akıllı telefonların kullanımı artık asli amaçlarından çıktı, bunu görmemiz lazım ancak onun bireysel ve hatta toplumsal olarak etkin kullanımına vereceğimiz önem, cebimizde taşıdığımız ve bizi sosyal olarak konumlandıran bir nesne olarak görmekten daha önemli olmalı.

Plastikler için durum çok daha farklı ve vahim durumda. Bilim insanları her yıl yaklaşık 8 milyon ton plastik atığın okyanuslara karıştığını tahmin ediyor. Bu miktarın, 2025 yılına kadar her mil karede 2 kilogram plastik olacak şekilde okyanuslardaki plastik yoğunluğunu ikiye katlayabileceği tahmin ediliyor. Dünyanın en büyük okyanusu olan Pasifik'te, “Büyük Pasifik Çöp Yaması” adı verilen dev bir plastik atık yığını bulunmaktadır. Bu yama, tahminlere göre 1,6 milyon kilometrekare alana yayılmış durumda, bu da Türkiye'nin yaklaşık iki katı bir alan demektir. Bu bölgedeki plastik konsantrasyonu o kadar yoğundur ki, birçok deniz canlısı bu plastikleri yemek zannederek tüketiyor. Eğer plastik kirliliği bu hızda devam ederse, 2050 yılına kadar okyanuslarda yaşayan kuşların %99'unun plastik yemiş olacağı tahmin ediliyor. Bu etkiler göz önüne alındığında, bireysel mücadelemizde aslında çok basit ama farkında olmakla geliştirebileceğimiz davranışlarımız mevcut. Örneğin tek sefer kullanımlı olarak aldığımız pet şişelere veya poşetlere veda etmeyi, onların yerine kendi cam veya türevi kapları daimî olarak kullanmayı, eğer hala daha plastik kullanıyorsak da onları sağlıklı olacak şekilde birden fazla kullanımda tutmayı ve sonrasında onların oluşturduğu atığı bireysel olarak çevremizde bulunan atık istasyonlarında bertaraf etmeyi artık bir hayat uygulaması haline getirmeliyiz.

Satın aldığımız ürünlerin paketlenme tipleri ve boyutları da alışveriş yaparken oto pilottan çıkmamızı gerektiren unsurlardan bir tanesi. Aşırı veya büyük boyutlu paketlemelerin vereceği zararlar ise şu şekilde:

Artan Atık Miktarı: Aşırı paketleme, gereksiz miktarda atık üretir. Bu atıklar genellikle düşük geri dönüşüm değerine sahip olup çöp sahalarında son bulurlar.

Küresel Isınmaya Katkı: Paketleme materyallerinin üretimi, taşıması ve bertarafı, sera gazı emisyonlarının artmasına yol açar.

Doğal Kaynakların Aşırı Kullanımı: Aşırı paketleme, kâğıt ve plastik gibi malzemelerin üretimi için doğal kaynakların aşırı kullanılmasına yol açar. Bir ton kâğıdın üretimi genellikle 17 ağacın kesilmesi, 26,500 litre suyun kullanılması ve 10,000 kW enerjinin harcanması anlamına gelir. Gereksiz yere üretilen kâğıt ambalajlar bu israfı artırır.

Su Kirliliği: Paketleme materyallerinin üretimi sırasında birçok zararlı kimyasalın kullanılması, su kirliliğine yol açabilir.

Toprak Kirliliği: Atık materyaller genellikle çöp sahalarına gider ve toprağı kirletir, bu da tarım topraklarının verimliliğini etkileyebilir.

Aldığımız her ürünün sadece kendisinin değil paketlenme durumunu ve eğer ürünü biz paketlettirecek isek yukarıda saydığımız olumsuz etkilerini de yeniden düşünerek karar vermeliyiz.

Bireysel olarak çoğumuzu etkisi altına alan bir diğer konu ise ‘hızlı moda değişimi’. Hızlı moda, modanın hızla değişen trendlerini yakalamak ve tüketicilere uygun fiyatlarla sürekli yeni stiller sunmak amacıyla düşük maliyetli üretim yöntemlerini benimseyen bir endüstri yaklaşımıdır. Ancak, bu yaklaşımın çevresel etkileri oldukça büyüktür ve birçok farklı şekilde ortaya çıkar. Hızlı moda endüstrisi, tüketim hızını arttırdığı için büyük miktarda doğal kaynak tüketir. Pamuk gibi doğal lifler için gereken su miktarı, bir tişört üretmek için bile binlerce litre su gerektirebilir. Örneğin, bir tek kot pantolonun üretimi için ortalama 7,500 litre su gerekmektedir. Tekstil boyama, dünya genelinde kullanılan tatlı suyun kirlenmesinde %20'sinden sorumlu olan en büyük ikinci kirleticidir. Ayrıca, tüm bu giysileri üretmek ve taşımak için kullanılan enerji, hava kirliliği ve iklim değişikliği üzerinde önemli bir etkiye sahip olmaktadır. Moda endüstrisi, küresel karbondioksit emisyonlarının yaklaşık %10'unu oluşturmaktadır, bu oran uluslararası uçuşlardan ve deniz taşımacılığından toplamda daha fazladır. Bunun yanında polyester gibi sentetik liflerden yapılmış giysiler, yıkanırken mikro plastik parçalarını suya bırakabilirler ve bu mikro plastikler sonunda denizlere ve okyanuslara ulaşır ve sucul yaşamı tehdit eder.

Daha sürdürülebilir malzemelerin kullanılması, ürünleri satın almadan önce ne kadar süre ile bizzat kullanılabilir olduğunu düşünmek, geri dönüşüm ve ikinci el giysi alışverişi yapmak ve giysilerin daha uzun süre kullanılması bu alanda çevreye/insana vereceğimiz zararı minimize edebilir.

Örneklerimizi gıda tarafından verirsek bizi çarpıcı sonuçlar bekliyor. Dünya Gıda Programına göre, her yıl dünya genelinde 1,3 milyar ton gıda çöpe atılmaktadır. Bu miktar, üretilen gıdanın üçte birine karşılık gelmektedir. Ayrıca bu gıdaların üretiminde kullanılan su miktarı, Amerika'da her yıl evlerde kullanılan suyun beş katına eşittir. Gıda israfı, küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %8'ini oluşturur. Atık gıdanın metan gazı salınımına yol açması, bunun ana sebeplerinden biridir.

Açlık: Atılan gıdanın miktarı, dünyada açlık çeken insanları beslemek için yeterli olabilir. Dünya Gıda Programına göre, atılan gıda miktarının sadece % 25'i, dünyadaki açlık sorununu çözebilmektedir.

Son zamanlarda oldukça yaygın olan vejetaryen ve vegan gibi terimleri duymuşsunuzdur. Burada vejetaryenler et tüketmez iken veganlar et ve süt ürünlerini de tüketmiyorlar. Bunların kendilerine göre birçok sebebi var elbette. Bunlardan en önemli ikisi etik ve çevresel sebepler. Etik kısmında, birçok insan hayvan haklarına ve hayvanların etik muamelesine derinden değer verir. Onlar, hayvancılık endüstrisinin genellikle hayvanlara kötü muamele ettiğini ve hayvanların acı çektiğini düşünürler. Bu nedenle, hayvan ürünlerini tüketmeyi reddederler. Aslen bu, insanın ekosistemin sadece bir parçası olduğu, kendini merkezde görmediğini içselleştiren bir düşünce. Çevre tarafından bakılacak olursa hayvancılık, özellikle büyük ölçekli endüstriyel hayvancılık, çevreye ciddi zararlar vermektedir. Bu, sera gazı emisyonları, su kirliliği, ormanların yok olması ve biyoçeşitlilik kaybı dahil olmak üzere birçok formda gerçekleşir. Örneğin, bir kilogram sığır eti üretmek için yaklaşık 15,000 litre su gereklidir. Bu su, hayvanların içmesi, yem üretimi ve temizlik işlemleri için kullanılır. Birçok insan, bu çevresel etkileri azaltmak için vejetaryen veya vegan olmayı seçer.

Tüm bu yukarıda saydığımız kullanım/satın alma alışkanlıkları maalesef ki bulunduğumuz ekosisteme zarar vermekle beraber uzun vadede bu ekosistemin bir parçası olan insana da zarar vermekte. İşte o yüzden daha yaşanabilir bir dünya için şimdi bir seçim yapalım, ya bu hayatta verdiğimiz kararları daha derinlemesine ve bütüncül olarak düşünmeden oto pilotta yaşayarak alacağız ve zarara ortak olacağız ya da her bireyin sadece kendisi için değil, gelecek nesillere karşı da sorumlu olduğu bilinci ile kararlarımızı ve alışkanlıklarımızı kontrol altında tutarak daha yaşanabilir bir dünya için katkı sağlayacağız.


Sevgili Okuyucularımız,

Fütürist Bülten hakkındaki görüş ve önerilerinizi [email protected]'a e-posta atarak bizlere iletebilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Fütürist BültenFütürist Bülten

BÜLTEN SAYISI

Daha Yaşanabilir Bir Dünya İçin

Sürdürülebilirlik Bilinci ve Değişim Arayışı

27 Eyl 2023

Daha Yaşanabilir Bir Dünya İçin

YAZARLAR

Fütürist Bülten

Fütüristler Derneği tarafından haftalık olarak yayınlanan makalelerden oluşan bültendir.

İLGİLİ OKUMALAR