Dil ve Beden

Uzun zamandır hayalim olan Marakeş seyahatimi gerçekleştirirken (o kadar etkilendim ki o doku ve renkleri kelimelere nasıl sığdırabileceğimi düşünüyorum hâlâ... Ama en kısa zamanda bu seyahat hakkında detaylı bir yazı yazacağım) okuyorum bu kitabı. Sanırım Marakeş seyahati için seçilebilecek en anlamlı kitap bu, bilmediğiniz bir kültürü bedeninizle ve tüm duygularınızla keşfetme yolculuğu...
Bedeninde görünen, hissedilen tüm değişimleri gün gün kaleme alan Pennac, aslında bireyin büyüme yolundaki duygusal değişimlerine de yer veriyor. Tüm bu değişimleri başkasının kaleminden okumak kendi bedenimizle kurduğumuz ilişkinin sökülen ipliklerini de gün yüzüne çıkarıyor aslında. Biz ne zamandan beri kendi bedenimizi dinliyoruz?
Kendi adıma konuşmak gerekirse fiziki değişimler konusunda bedenimi acımasızca yargılayanlardandım ben. Onun ne hissettiğini, nelere nasıl tepkiler verdiğini anlamaya çalışmadan, sadece görüntüden ibaret değerlendirirdim. Kızardım, yargılardım, zorlardım ama kendi hâline bırakmayı denemezdim hiç... Yaş almaya başlayıp evrenle kurduğumuz ilişkide asıl ağır basan tarafın "ben" olduğunu anladığım o zaman kırılmasına kadar tabii...
"Bir yerinin acımasından mı korkuyorsun? Senin korkun canını daha çok yakıyor."
Fiziksel olarak hissettiklerimiz mi bedenimizde daha büyük yaralar açar korkularımız mı? diye düşünüyorum bu cümlenin altını çizdiğim günden beri. Korkularımızın hayatımıza ne kadar keskin sınırlar çizdiğini, bizi birçok şeyin tadını almaktan uzaklaştırdığını da görebiliyorum... Düşmekten, düştüğümde dizlerimin parçalanmasından korktuğum için bisiklete binmeyi öğrenemedim mesela. Şimdi düşünüyorum da dizlerimdeki yaraların acısı, bisiklet kullanma hevesimin içimde edindiği bu koca yerden daha mı fazla olacaktı? Hiç sanmıyorum.
Hayatta bazı dersleri canımız acıdığında, kendi hatalarımızdan ders aldığımız zamanlarda kendiliğinden çıkarabiliyoruz, hatta çoğu zaman bizi kendimize getiren de acılarımız, hatalarımız oluyor. Pennac da korkularımızın fiziki acıları bastıracak kadar kuvvetli olmaması için yazıyor bu günceyi. Bedenini dinledikçe korkularıyla yüzleşebilmek, hayatın bize sunduğu tüm imkânları "kendimiz" olarak değerlendirebilmek için.
"İnsanların gözünde belirli bir çerçevenin dışında yaşam yoktur. Çerçeveyi kırmanı tavsiye ederim."
Alışık olduğunuz kültürün çok dışında bir ülkeye gittiğinizde oraya uyum sağlamanız için o çerçeveyi kırmak şart oluyor. O çerçeve tamamen ön yargılarımızın çizdiği bir alandan oluşuyor ve kısıtlamalarla dolu bir dünya görüşünü sahiplenmemize neden oluyor. "Asla"ları kırmak, yeniliklerin içine adım atabilmek gerekiyor yaşayabilmek için. Bu kırılan çerçevenin camları inanın hiç can acıtmıyor, acının ne olduğunu anlatarak gösteriyor. O çerçeveyi kırabilmek uyumlanmakla beraber hayattan da tat alabilmek aslında. Çevremizdekileri olduğu gibi kabul edip, farklılıkların ne kadar özgürleştirici olduğunu kavrayabilme meselemiz. Böyle ele alınca içimizde çözmemiz gereken ne kadar çok mesele varmış... Korkularımızla hayatımıza çizdiğimiz o kesin sınırlar kalkınca sonsuz bir yaşam yolculuğu içinde kendi istediğimiz yolu çizebilme gücüne sahip olduğumu bilmekle başlıyor her şey.
Deneyimlemeden de bilemiyoruz ki bunu... Kendi kurallarımı çiğnediğim bu seyahatte okuduğum bu satırlar bana ne kadar da doğru olduğumu gösteriyor!
"Hiç kendine sordun mu, temizlenirken neleri kirlettiğimizi?"
Ucunu bucağını bulamadığım bir cümleydi dedim kendi kendime, altını çizerken. Müthiş bir derinlik, bir o kadar da can yakıcı bir yüzleşme bu cümle... Kendi doğrularımızın sonuçlarının başkalarına ne hissettirdiğini düşünmeyi bırakalı çok oldu, değil mi?
Bencilliğin içinde kaybolduğumuz bir çağda kendimizi toplumsal normlara göre şekillendirirken bir yandan da kendi isteklerimiz uğruna başkalarının canının yanmasını umursamadan kabulleniyoruz. Bazen gündelik hayat akışımızın içinde bazen aldığımız büyük kararlarla yapıyoruz bunu. Bizim için iyi olan her şeyin herkes için her zaman iyi olmayacağını öğrenmek için nerede durmalıyız?
Bilmiyorum.
Ama kendi zevki için doğayı, hayvanları, insanları gözünü kırpmadan yok edebilen varlıklarla beraber nefes aldığımızı hissettikçe içim daralıyor. Her şey silindiğinde unutulmuyor bazen zaman ileri hızla aktıkça daha çok hatırlatıyor bize nasıl bir dünyada yaşamaya çalıştığımızı. Aramızdaki mesafeler fiziksel olarak var olsalar da hislerimizi, hikâyelerimizi görmezden gelemeyiz.
Hayat, canımızı acıtan tüm baskılara karşı mücadele etme gücünü bedenimizde hissettiğimizde doğru yöne akıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

1Kitap1Mekan
Gerek klasik, gerek modern edebiyattan kitap önerilerimi ve birçok yeni mekan tavsiyemi 1Kitap1Mekan bültenimde bulabilirsiniz!
İLGİLİ OKUMALAR



