Dönüşümü destekleyen politikalar

Döngüsel ekonomi politikalarında nelere dikkat edilmeli?
Dönüşümü destekleyen politikalar

Döngüsel ekonomi temelde kaynak verimliliğinin sağlanması amacıyla toplumsal ve ekonomik sistemlerimizi değiştirmeyi, yani bir diğer deyişle gündelik ve profesyonel hayatlarımızın baştan aşağı yeniden tasarlanmasını gerektiriyor. Bu yeniden tasarım süreci çevresel ve sosyal refahın yanında ekonomik refahı da sağlama amacına sahip olduğu için makro seviyede küresel sistemleri, mikro seviyede ise ulusal ve yerel yönetimleri doğrudan ilgilendiriyor.

Yalnızca özel sektörün veya akademinin yaptığı çalışmalarla bütünsel bir dönüşüm sağlanamayacağı belli. Buna karşın günümüzde döngüsel ekonomi henüz devletler nezdinde doğru anlamlandırma ve doğru konumlandırma konusunda sorunlarla karşı karşıya. Döngüsel ekonominin doğru şekilde ele alınmadığı, potansiyelinin kısıtlı ölçüde fark edildiği süreçler ne yazık ki bu dönüşümün hatalı ve eksik yürütülmesine neden oluyor.

Önceki yazılarımızda defalarca yer verdiğimiz gibi bu dönüşüm sürecinde toplumsal ve ekonomik yapıları oluşturan tüm paydaşların kendi etki alanları dahilinde görev ve sorumluluklarını anlamaları ve bu kapsamda kendilerine özel yol haritalarına sahip olmaları gerekiyor. Yine de insanlık olarak toplumsal yapılarımızı belirli bir sisteme oturtma amacıyla kurguladığımız devlet yapıları bu dönüşüm sürecinde diğer tüm paydaşlara yol gösterme sorumluluğuna sahip. Bu da bireyler olarak bizi direkt olarak etkilemediği sürece çok fazla farkında olmadığımız veya dikkat etmediğimiz politika ve regülasyonların önemini artırıyor.

Bu haftaki tartışma yazımızda da Dünya Bankası (The World Bank) tarafından yayımlanmış olan Squaring the Circle” raporunu referans alarak politika ve regülasyonların potansiyellerini tartışmaya açıyoruz.

Potansiyel politika ve regülasyonlar

Döngüsel ekonomiye geçiş sürecinde bugün en dikkat çeken küresel liderlik hiç kuşkusuz Avrupa Birliği (AB) tarafından yürütülüyor. AB üye ülkeleri ve AB ile ticari ilişkileri olan diğer ülkeleri etkileyen birçok yasa, yönetmelik, vergi sistemi vb. politika ve regülasyon hayata geçirilmeye devam ediyor. Fakat AB’nin kurgulamış olduğu dönüşüm süreci ne yazık ki ne direkt olarak AB üyesi ülkelerde ne de dış ülkelerde beklenildiği şekilde yürütülmüyor.

Bakış açımızı biraz daha daraltıp AB Döngüsel Ekonomi Eylem Planını incelediğimizde hayata geçirilmesi hedeflenen tüm aksiyonların aslında devlet nezdinde ele alınması gerektiğini, fakat bunun ne yazık ki mevcut durumda yalnızca “çevre” konuları ile ilgili bakanlıklar tarafından yürütüldüğünü görmek mümkün. Bu da toplumsal bir dönüşüm gerektiren döngüsel ekonomiye geçiş sürecinin yalnızca atık yönetimi, kirliliği önleme vb. alt kırılımlarda ele alınmasına neden oluyor.

🔎 Döngüsel Ekonomi 101’in yorumu: Burada raporda da yer verilen bir süreci özellikle öne çıkartmak gerekiyor. Döngüsel ekonomiye geçiş çevresel ve sosyal konularda sistemsel dönüşüm gerektirirken, ülkelerin ticari süreçlerini de direkt olarak etkileyecek. Bu nedenle özellikle ticaret konuları ile ilgili bakanlıkların, dijitalizasyon süreçlerinin yürütüldüğü kurumların da bu sürece dahil edilmesi, döngüsel ekonomiye geçişin yalnızca toplumsal yapıları değil, ekonomik yapıları da değiştirme amacına uygun bir dönüşüm yürütülmesi açısından kritik önem taşıyor.

Döngüsel ekonominin devletler tarafından doğru anlamlandırılması sistemsel dönüşümün belki de en kritik noktası. Yalnızca “çevre” konuları değil, eğitim, finans, bankacılık, sosyal adalet, vergilendirme ve daha birçok yapının topluca ele alınması bu dönüşüm sürecinin bütünsel şekilde yürütülmesi adına politikalar nezdinde dikkat edilmesi gereken bir süreç. Bu bütünsel dönüşümün sağlanması için elbette tüm bakanlıkları, ilgili devlet kurumlarını yönlendirecek her şeyin bir adım dışında kalarak eksikleri, hızlı yol kat edilen süreçleri veya görece daha yavaş ilerleme kaydedilen süreçleri gözlemleyip yol haritasını her an güncelleyebilecek bir yapının kurgulanması gerekiyor.

Döngüsel ekonomiye geçiş sürecinde çok önemli bir yere sahip olan ve ilerleyen haftalarda bizim de yazılarımızda yer vereceğimiz vergilendirme sistemi özellikle yeni belirlenecek politika ve regülasyonlar açısından önemli. Ham madde vergileri, tüketim vergileri, ikinci el kullanımda vergi indirimi vb. çalışmalar döngüsel ekonomiye geçişin hem özel sektör hem de tüketiciler açısından daha kolay (biraz zorlamayla olsa da) benimsenmesini sağlayacaktır.

Normal şartlarda kolektif bilinçle benimsenmesi gereken bu tarz toplumsal dönüşüm süreçleri içinde bulunulan ekonomik, sosyal ve kültürel normlara göre toplumdan topluma değişiklik gösterebilir. X ülkesinde çok daha rahat benimsenen ikinci el ürün kullanımı Y toplumunda farklı nedenlerden dolayı benimsenmeyebilir veya daha uzun bir zamana yayılabilir. Döngüsel ekonomiye geçiş süreci iklim kriziyle mücadele, açlık, gıdaya erişim vb. birçok konu özelinde odaklı çalışılmasına da olanak tanıdığı için elbette uzun bir zamana yayılması çok da verimli olmayacaktır. Bu nedenle toplumsal ve ekonomik yapıları oluşturan tüm paydaşları kapsayacak döngüsel vergilendirme sistemlerinin kurgulanması küresel, ulusal ve yerel yönetimlerin hayata geçirmesi gereken en önemli politika ve regülasyonların başında geliyor.

Burada Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında gündemimizde olan sınırda karbon vergisi uygulaması en iyi örnek olarak görülebilir. Dikkat edilmesi gereken nokta ise bu vergilendirmelerin yalnızca belirli konu odakları (Örn: sera gazı salımı) özelinde sınırlı kalmamasıdır.

Biliyoruz ki yazılarımızı bir süredir takip eden okurlarımız döngüsel ekonominin yalnızca bir atık yönetim stratejisi olmadığını duymaktan sıkıldı.😊 Fakat gün geçtikçe daha çok örneğini görüyor, ülkemizde de çalışmalarına başlanan ulusal döngüsel ekonomi yol haritalarına bakıldığında ne yazık ki tamamen atık yönetimi odaklı planlamalar yapıldığını anlıyoruz. Bu nedenle her yazımızda bunu belirtme gereği duyuyoruz.

Döngüsel ekonomi atık yönetimi odaklı bir çerçevede ele alındığı taktirde asıl amacı olan kaynakların (her türlü kaynak; ham madde, enerji, insan, sermaye vb.) verimli kullanımı ve değerinin uzun süre korunması prensibi göz ardı ediliyor. Bu da potansiyelinin ne yazık ki çok az bir kısmını gerçekleştirmesine ve sürdürülebilirlik çalışmalarında olduğu gibi sistem içindeki ufak tefek sorunlara odaklanılan yeni bir “Sürdürülebilirlik Stratejisi” olarak görülmesine neden oluyor.

Bu sorunun ortadan kaldırılması için farklı sektörlerin birbirinden öğrendiği, yalnızca atıklara değil daha en başta tasarım sürecinde, kullanılacak tüm kaynakların belirlendiği, iç bir adım olarak atıkların nasıl yönetileceğine karar verildiği ve tüketim sonrası farklı yöntemlerle tüm kaynakların yeniden sisteme dahil edildiği bir yapı kurgulanmalı. Bu da döngüsel ekonomi politikalarının öncelikle ulusal bazda doğru kurgulanarak diğer paydaşlara doğru yol gösterilmesi ile mümkün olabilir.

Son olarak da sorumluluğun biraz daha yerel yönetimlere aktarıldığı şehirlerin dönüşümü üzerinden politikalara değinmek gerekiyor. Döngüsel ekonomi küresel olarak birbirine bağlı olduğunu bildiğimiz tüm sistemlerin bütünsel bir şekilde güncellenmesini gerektiriyor olsa da bu dönüşümün ilk önce ülkeler nezdinde çerçevelenmesi gerekiyor. Belirlenen stratejik çerçeveye paralel olarak da dönüşümün asıl makine dairesi olarak düşünebileceğimiz şehirlerin bu dönüşüm sürecine liderlik etmeleri gerekiyor.

Şehirler toplumsal ve ekonomik yapılarımızın birbiri içine geçtiği, profesyonel ve gündelik hayatlarımızı kurguladığımız bölgelerdir. Bu da şehirlerin kendi karakteristik özelliklerine, planlamalarına, bulundukları konuma ve hatta içerisinde yaşayan halkın demografik yapısına göre bile değerlendirilmesi gereken hareket araçları olarak düşünülmelidir. Döngüsel ekonomiye geçiş sürecinde yerel yönetimlerin özellikle yerel halkın bu dönüşümü benimsemesi için yalnızca ticari veya ekonomik regülasyonlar yapması değil, halkı eğitmesi, yaşam alanları gibi odak alanlarındaki regülasyonları da hayata geçirmesi gerekiyor.

Şehirlerin dönüşüm süreci, yerel yönetimlerin kapasitesi de düşünüldüğünde elbette birçok engelle karşı karşıya. Bu engeller özellikle bilinçsiz halk, stratejik karar alma mekanizmalarında sınırlı söz hakkı, fon ve yatırım eksikliği gibi temel sorunlar olarak düşünülebilir. Yine de dünya üzerindeki tüm şehirlerin bir şekilde bağlantılı olduğu gerçeğini kabul ederek birbirinden öğrenme yetkinliğinin artırıldığı bir senaryoda şehirlerin döngüsel ekonomiye geçiş sürecine liderlik etmelerinin önünde herhangi bir engel kalmayacağını söylemek de mümkün olabilir.

🔎 Döngüsel Ekonomi 101’in yorumu: Döngüsel ekonomiye geçiş sürecinde birçok farklı paydaşın çeşitli görev ve sorumluluklara sahip olduğunu her geçen gün daha iyi anlıyoruz. Yine de her dönüşüm sürecinde olduğu gibi döngüsel ekonomiye geçiş sürecinde de lider paydaşların var olması gerektiğini biliyoruz. Ellerindeki politika, regülasyon, standart belirleme gibi yetkiler sayesinde bu liderliği doğal olarak almak zorunda olan devletlerin doğru kurgulanmış politikalarla geleceğin dünyasını inşa etme şansları olduğunu söylemek çok da hatalı olmaz.

Döngüsel ekonominin sistemleri en baştan tasarlama önerisinin arkasında yatan ana neden geleceğin inşası sırasında olası tüm hataların daha en başta, tasarım aşamasında ortaya çıkmasını sağlama amacı yatar. Bu da politika ve regülasyonların mevcut düzendeki gücünden çok daha kapsayıcı bir güce sahip olmasına neden olur. Tam da bu nedenle devletlerin, yasa yapıcıların döngüsel ekonomiyi doğru anlaması, bütünsel bir vizyona sahip olması ve bu dönüşüme liderlik ederek tüm paydaşlara yol göstermeleri beklenmektedir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Döngüsel EkonomiDöngüsel Ekonomi

BÜLTEN SAYISI

Dönüşümü destekleyen politikalar

Döngüsel ekonomi politikalarında nelere dikkat edilmeli?

22 Ara 2022

unsplash.com

YAZARLAR

Döngüsel Ekonomi

Döngüsel Ekonomi Hakkında Her Şey!

İLGİLİ OKUMALAR