Eternity and a Day, 1998

Angelopoulos'un katarsis tüneli.
Eternity and a Day, 1998

Onu izledim ben. ile iki haftada bir konuk yazarları ağırlamaya, sözü film izlemeyi de filmler hakkında konuşmayı da en az benim kadar sevenlere bırakmaya devam ediyorum. Bu haftaki konuğum, Faruk Songur.

Bu bölümde daha önce yer verdiğim birçok kişi gibi, hiç tanışmamış olmama rağmen, #FilmTwitter sayesinde uzun yıllardır film zevkini yakından takip ettiğim sinemaseverlerden biri Faruk. Benim de defalarca, birkaç blogger'ı bir araya topladığı özel yazıları sayesinde konuğu olduğum blogu Buzdan Sinema artık yok. Fakat Faruk'u Twitter ve Letterboxd'dan takip edebilirsiniz.

Faruk ne izlemiş?

Faruk'un en iyisi: Eternity and a Day, 1998

Oscar adaylarını irili ufaklı bitirmeye çalıştığım, bir yandan geçmişteki ağır topları ziyaret ettiğim bu dönemde oltama takılan en kıymetli yakut Theodoros Angelopoulos’un Eternity and a Day’i. Film gurmelerinin çok zamandan beri izlediği ve bağrına bastığı bu klasik, hastalığın ve ölümün ensemizden düşmediği bir süreçte beni gafil avladı. Gözlerimizin hafifçe nemleneceği, içten içe hiçbirimizin konduramadığı o nihai “ölüm alameti” üzerine can yakıcı bir deneyim.

Angelopoulos gökyüzü ve denizin ayrı ayrı harelendiği bir günde, ölüm ve yaşamın kol kola gezdiği bir kesişim kümesinden sesleniyor bize. Alegorisini karşıtlarla çiziyor ve bu karşıtların birleşim formülünden yeni bir his çıkarıyor. Bu his kimi zaman bir otobüsün buğulu camından, kimi zaman çamurlu bir pantolonun paçasından ve kimi zaman da kalkan bir geminin siluetinden akıyor. Ama nerede olursa olsun, hikâye ciğerimizi harlamaktan imtina etmiyor. İçimizi oydukça, haykırışlarımız karanlık dehlizlerde usulca sönüveriyor. Kayıp mazinin izinde ve beklenen sonun ağırlığıyla bir ruhun son çırpınışlarına bakakalıyoruz. Fakat Angelopoulos her kışın bir yazı olduğu hatırlatıyor ve tepemizden umut ışığını eksik etmiyor. Alexander’dan aldığı her bir parça yerine küçük bir çocuğun hayat dolu enerjisini koyuyor. Yitmekte olan anılara karşı yaşanacak olan anılar. Ve o zaman vakıf oluyoruz; bu tabiat döngüsünün ta kendisi. Kapanış yazıları akarken ve Eleni Karaindrou piyanosunun başına geçerken, Eternity and a Day için içimizde bazı duygular yeşeriyor. Tıpkı bitirdiğimiz bir kitaba yeniden başlamak ya da dinlediğimiz bir şarkıyı defalarca çalmak gibi.

Eternity and a Day, bu sene izlediğimiz The Father’ın bir nevi uzak akrabası. İki eserin bitişinde, histeri sancıları dört bir yanımızı sararken, her şeye rağmen kaldıramadığımız hakikatle boğuşuyoruz. Bu hakikat de Bruno Ganz ve Anthony Hopkins’in yaşattığı katarsis tünelinde, asıl bizim kendimizi ne zaman bulacağımızdır. - FS

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

🔂 Tekrar tekrar izlenen filmler.

Tekrarlar, sonsuzluk, teras geceleri ve davul sesleri.

18 Nis 2021

🔂 Tekrar tekrar izlenen filmler.

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR