Evliliğin Alafranga Yöntemi: Evlilik İlanları

Yazı: Ömer Obuz
Giriş Yerine
Bu çalışmada II. Meşrutiyet döneminden itibaren kimi yazılı basında yer almaya başlayan ve Cumhuriyet döneminde popülerliği artan evlilik ilanları incelenmektedir ki asıl odak noktam Cumhuriyet yılları olacaktır. Nitekim bu araştırma için Akşam, En Son Havadis, Haber Akşam Postası ve Kelepçe’de yer alan 1929, 1930, 1941, 1942 ve 1949 yıllarına ait kimi ilanlardan yararlandım. Ele aldığım ilanların pek çoğunun benzerliklerinden dolayı dikkat çekici bulduklarımı seçerek analiz etmeye çalıştım. Ayrıca çoğu ilan verenlerin erkeklerden oluştuğunu, dolayısıyla çalışmada daha ziyade onların ilanlarının yer aldığını söylemeliyim.
Bu çalışmada asıl dikkat ettiğim nokta ilanların verildiği yıllardaki koşullar olmadığından, dünya ekonomik bunalımının ve sonrasının malum sosyo ekonomik etkilerinden pek söz etmeyeceğim. Ancak evlilik ilanlarındaki arayış ve beklentilerin mevcut koşullardan etkilenmiş olduğunu, yani ilanların en önde gelen parametresinin ekonomik kaygılar olduğunu da belirtmeliyim.
Bilindiği gibi eski zamanlarda kadınlar ile erkeklerin bir araya gelip söyleşmeleri pek kolay olmadığından evlilik, ancak başkalarının aracılığıyla mümkündü. Adına görücülük denen bu yöntem 20. yüzyıla dek Osmanlı İmparatorluğu’nun köklü bir ananesi olarak varlığını sürdürdü.(1) Basit bir mantığa dayalı bu yöntemde anne, akraba ve/veya konu komşu gibi kadınlardan oluşan görücüler kimi zaman önden haber vererek kimi zamansa çat kapı kız görmeye giderlerdi.
Kabul etmeli ki görücülük usulü, kadınlar için ziyadesiyle onur kırıcı olabiliyordu. II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde eleştiri oklarının hedefi olmasının temel nedeni de bu durumdu. Değişen koşullarla birlikte bilhassa erken Cumhuriyet döneminde görücülüğün yanında evlilik için tarafların karşılıklı görüşerek/konuşarak anlaşmasına da önem verilmeye başlandı. Hatta bazı gazetelerde kadınların evleneceği kişiyi görmesi ve önceden konuşması gerektiğine yönelik tavsiyeler veriliyor, “görücü ile evlenmek çıkmaza sapmak” olarak nitelendiriliyordu.(2) Gerçekten de artık kadınlar ve erkekler balolarda, aile toplantılarında, misafirliklerde, sinema ve tiyatrolarda birbirleriyle tanışmaya başladı. Ailesi olmayan ve birileriyle görüşerek evlenebilme imkanı bulamayanlarsa giderek trend halini alan evlilik ilanlarıyla şanslarını deniyorlardı.
Kadınlar Ne, Erkekler Ne İster?
Mektup ve ilan yoluyla tanışma, aslında Amerika’da yaygın bir yöntem haline gelmişti. Taraflar yaş, eşkal, meslek ve beklentilerini ilanlarla paylaşıyor ve bir talipli çıkarsa etkileşim hızlandırılıyordu.(3) Görünüşe göre modern zamanlarda basının genişleyen imkan kapasitesi, çöpçatanlığı içeren bir potansiyeli açığa çıkarınca gazete ve dergiler evlilik ilanları yayınlar olmuştu. Evlenmek isteyenler pek yorulmadan kendi isteklerini özgürce şart koştukları bu mecraların kabiliyetlerinden faydalandılar.
Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde Musavver Malumat-ı Nafia, Vakit ve İzdivaç’ta sütunları süsleyen evlilik ilanları,(4) biraz da toplumsal bir vazifenin parçasıydı. Bunun önde gelen nedeni savaşların etkisiyle ailelerin dağılması ve dulların sayısının artmasıydı. Nitekim işe ihtiyacı olan kadınlara iş bulmak için kurulan Kadınları Çalıştırma Cemiyeti, iyi bir düşüncenin mahsulü olarak mesela Vakit gazetesi aracılığıyla evlilik ilanları da vermeye başlamıştı.(5) Böylesine bir yöntemin özellikle kimsesi olmayanlar için oldukça işlevsel olduğu anlaşılıyordu. Süs’te yayınlanan bir ilana göre eğitimli 28 yaşındaki bir memurun kimsesi yoktu ve geleneksel yöntemleri de reddettiğinden evlenmek için ilan vermeyi tercih etmişti. Nitekim kendisine bir talipli olursa, bu başyazara müracaatla ve onun delaletiyle mümkün olacaktı.(6)

Gazetede yer alan iki evlilik ilanı Akşam, 22 Ağustos 1930
Evlilik ilanlarında işleyiş genellikle şöyle olurdu: Kişiler örneğin Şövalye, Herkül, Hülya gibi ya da isim ve soy isimlerinin ilk harfleriyle oluşturdukları rumuzlarla ilan verirlerdi. Bazılarının ilanlarında, kendilerine talipli olursa diye açıktan adresleri olurdu. Mahremiyete önem verenlerse ilanlarına adres bırakmazlardı. Bu durumda ilan sahibiyle tanışmak isteyen kişi mektup yazardı ve söz konusu gazete/ dergiye gönderirdi. Gazete/dergi mektup hangi rumuza gelmişse, ondan bahsederek mektubu aldırınız şeklideki bir ilanla durumu haber ederdi.
Elbette Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e konsept aynıydı ama kişiye ve zamana göre beklentilerde değişimler söz konusuydu. Örneğin eski izdivaç ilanlarından birinde kişi, fazlasıyla saç meraklısı olduğunu belirterek aradığı adayın saçlarının uzun olmasını istiyordu. Cumhuriyet dönemindeki bir ilanın sahibi ise kısa saç modasından etkilenerek eş adayının saçlarının “alâgarson” kesik, yani kısa olmasını arzu ediyordu.(7)
Kadınlar bazen esnaf ve tüccar, bazı dönemlerdeyse öğretmen, memur, mühendis arıyordu. Örneğin muhtemelen İkinci Dünya Savaşı’nın etkisiyle 1941 yılında bazı kadınlar subayları tercih etmeye başlamıştı. Benzer şekilde 1940’lardan sonra aranılan şartlar arasında Türk ırkından olmak olmaya başladı. 1941 yılında 29 yaşındaki bir genç evleneceği kişide aradığı üç şartın ilkini Türk, ikincisini en az orta tahsilli ve üçüncüsünü de evi ya da bir gelirinin olmasına bağlıyordu.(8) 1949 yılındaki ilanda ise H.O. rumuzlu kişinin tercihi gelin adayının esmer olması, soyunun temiz ve ırkının Türk olmasıydı.(9)
Temiz bir ailesi, adayın kendisininse “namuslu” olması çoğu ilanda yer alan temel kriterlerdendi. İlginç olan, ilan veren erkeklerin çoğunluğunun kadınlardan maddi beklenti içerisinde olmalarıydı. Üstelik bu beklenti yalnızca Cumhuriyet devrine has değildi. Musavver Malumat-ı Nafia’da yer alan bir ilan aynen şöyleydi:
“Ben fakirim, gönlüm kibardır. Memuriyet katiyen istemem. Sinnim yirmi beştir. Yaşıma göre bir kız veya dul kadınla izdivaç etmeye karar verdim. Elimden her şey gelir. En ziyade merakım ticarete… Alacağım hanımın yüz, yüz elli lirası bulunmak şarttır. Bu para ile ticaret etmek ve muvakkat bir zaman için kendisiyle beraber gezmek isterim. Halim olsun, terbiyeli olsun, güzel olsun… Bu paraları yiyip bilahare terk edeceğim hatıra gelirse de kefil göstermeye hazırım. Ben gencim, yakışıklıyım, fakat kendimi satmıyorum.”(10)
Mülk ve servete yönelimin açıkça ifade edilişi belki takdire şayandı fakat vazgeçilmez kriter olarak belirlenmesi daha baştan soru işaretleri doğurmaktaydı. Zira konu evlilikten ziyade ticareti çağrıştırıyordu. Gerçi evlilik için sevginin önemli olduğunu söyleyenlerin sayısı az değildi ancak yine de neredeyse herkes maddiyatı önemsiyordu. Doğrusu kanaatkârlığın anlamı da değişmişti. Bir kadın evleneceği kişinin fevkalade zengin olmasını istemiyorsa da sözgelimi arzu ettiği zaman baloya ya da bir eğlence yerine götürülebilmeli, istediği elbise veya manto yaptırılabilmeliydi.(11)
Neden evlenmediğini izah eden 27 yaşında iki yabancı dil bilen, üniversite tahsilli birinin anlatımına bakılırsa iki defa evlenmek istemiş ancak mümkün olmamıştı. Bunun nedeniyse her ikisinin de giysi ve sinema gibi maddi şeyleri şart koşmalarıydı. Nitekim ikisinden neden vazgeçtiğini oldukça rasyonel şu cümlelerle izah ediyordu: “Benim ile mi evlenecekler, Kalivrusi (İstanbul’un ünlü çeyiz/terzi dükkanı) veya Park Otel ile mi?”(12)

Erken Cumhuriyet döneminde evliliğin yöntemleri kadar bizzat evlilik kurumunun kendisi de sorgulanır olmuştu. Son Posta, 5 Haziran 1939
Hem günlük hayatın akışı içerisinde hem de evlilik ilanlarında, maddiyat öncelenen kriterdi. İlanlar, evlilik maksadıyla flu kimlikleri aynı amaç için bir araya getiriyordu ama aynı zamanda gazete ve dergiler bütün Türkiye’ye açık, devasa bir mecrada sayısız rakip demekti. Doğal olarak adayların arasında rekabet vardı, rekabetse kişiyi sonuca ulaştıracak farklı meziyetleri gerekli kılıyordu. Vahşi kapitalist düzende en büyük artı belirttiğim gibi mal - mülk, servet ve meslekti. Kadınınsa yine geliri önemliydi, ancak bakireliği, “temizliği/namuslu”(13) oluşu, güzelliği ve ev işlerine vukufiyeti de aranılıyordu.
Evlilik ilanlarının dikkat çeken bir tarafı, beklentisi yüksek olanların kadınlar değil, erkekler olmasıydı: İşini genişletmek isteyen,(14) bir atölye açabilmek için geliri olan birini arayan ya da şoförlük yapabilmesi için kendisine taksi alması şartını koşan erkeklerin en azından öncelikli dertleri sanki evlenmek değildi.(15) Görünüşe göre erkekler, öncelikle çalışarak elde etmeleri zor olan daha müreffeh bir hayata ve statüye erişmek için de şanslarını deniyorlardı. Bu tarz beklentileri olanlar, ilanlar arasında sivrilebilmek ve isteklerine karşılık bulmak için farklı şeyler vaat etmek gerektiğinin farkındaydılar. Yakışıklılık, çalışkanlık, ahlak bunlardandı. Gerçi ilan sahipleri çoğunlukla arkadaşlarına, akrabalarına ya da komşularına referanslarla güzel, ahlaklı ve çalışkan olduklarını aktarıyorlardı ama bazıları doğrudan söyleyerek şansını artırmaya çalışıyordu:
“Siyah kaşlı, siyah gözlü ve çok yakışıklı bir gencim. Boyum 1.70, yaşım 22’dir. Çok kazançlı bir sanat sahibiyim. Elan ücretliyim. Kendi namıma çalışabilmem için 25-30 bin lira gibi bir paraya ihtiyacım vardır. Hayatta sigaradan başka içki kullanmam. Saadeti evinde arayanlardanım (…) Şen ve daima güler yüzlü olduğumu ilave etmeliyim. Bayanda aradığım vasıflar: Yukarıda belirttiğim maddi imkanı mevcut ve güzel olması şarttır.”(16)
Erkeklerin çok sık talep ettiği bu istekler, sadece zanaatkarlardan değil memurundan öğrencisine geniş bir kesimden geliyordu. Yine örnek olması açısından ifade etmeliyim ki bir memur aradığı konforlu hayatı kendi kazancıyla temin edemediğinden tahsilli genç ve güzel biriyle evlenmek isterken(17) 21 yaşında eczacılık mektebinde okuyan kimsesiz başka bir gençse kendisini okutması şartıyla kız ya da dul biriyle evlenmeyi umuyordu.(18)
Evlilik ilanlarının bizlere gösterdiği bir başka nokta arayış içerisinde olanların “Batılı” özelliklerini ön plana çıkarmasıydı. Kişiyi o dönemlerde Batılı yapan Fransızca konuşmak ve piyano çalmaktı. Bu kabiliyetlere verilen önem bir süreklilik göstererek erken Cumhuriyet dönemine de sirayet etmişti. 1918 yılında İzdivaç’ta yayınlanan bir ilanda iyi bir aile mensubu ve geleceğinin parlak olduğunu iddia eden bir genç, kendisiyle yolculuklara çıkabilecek bir eş ararken ilanına şu şartları eklemişti:
- Nezih ve namuslu olması,
-Almanca ya da Fransızca dillerinden birini bilmesi,
-Piyano çalabilmesi,
-Hâli ve vaktinin yerinde olması.(19)
Biliyoruz ki Batılı bir lisanı konuşabilmek ve/veya piyano gibi bir enstrümanı çalabilmek tartışmasız biçimde “medenilik” göstergesiydi. Genellikle Fransızca bilenlerin, piyano çalanların ya da tahsil görmüşlerin aradığı kişilerse yine tahsil görmüşler oluyordu. Bir hanım, 1930’da verdiği ilanda 20 yaşında ve sarışın olduğunu, Fransızca ve piyano çalmayı bildiğini vurguladıktan sonra 25 - 30 yaşlarında mühendis veya öğretmen bir gençle evlenmek istediğini belirtiyordu.(20) 1941 tarihli bir başka ilandaysa Güngör rumuzlu kadının benzer özellikleri ve beklentileri vardı: “Tahsilim lisedir. Fransızcayı iyi bilirim. Boyum 1,60, kilom 60’dır. Kumralım, oldukça güzel sesim de dinlenecek gibidir. Endamım mütenasiptir. Ev işlerine vakıfım. Ciddi bir subayla izdivaç etmek istiyorum.”(21)
Bu tarz ilanların yanında sayısı daha sınırlı olan, geleneksel arayışların da olduğunu söylemeliyim. Bir ilan aynen şu şekildeydi: “Çatık kaşlı bir köylü çocuğuyum. Sanatım tesviye ve tornacılıktır (…) Köyde bağım ve bahçem vardır. Hayatta 16 yaşlarında bir erkek kardeşimden başka kimsem yoktur, eşimde aradığım huylar köylü olması şarttır, Müslüman ve beş vakit namazını kılması ve fakirler tercih olunur”.22 Benzer bir ilanın sahibi bir kadının arzuladığı ise memurluğu bırakıp ev kadını olmaktı: “19 yaşındayım. Esmer, orta boylu, kara kaş ve gözlü siyah saçlıyım. Sunilikten hiç hoşlanmayan, samimi bir tabiatım var. Süsü gençliğin tabiat vergisi olan ziynetlerimde bulurum. Arkadaşlarım ve muhitimdekiler beni cana yakın ve şirin bulduklarını söylerler.”(23)
Zaman, evlilik yöntemlerini de etkilemişti. Nitekim ilanlar vasıtasıyla evlenme usulü, 20. yüzyılın başından itibaren yaygınlaşmış, kimileri süreli yayınlar aracılığıyla müstakbel eşlerini aramaya başlamışlardı.

Pek çok evlilik ilanının yayımlandığı Kelepçe dergisindeki “Evlenme Köşesi” Kelepçe, 5 Mart 1949
Erkeğin maddi durumu yerindeyse mesela güzellik öncelenen şart oluyordu. 1949 yılında, bir ilan sahibi, otel, çiftlik, ev ve dükkanları olduğunu, hayatının ise çapkınlıkla geçtiğini belirterek bunların boş olduğunu anladığını söylüyordu. İlanıyla, “mazisi olmayacak” boyu 1.69 kilosu 60’dan aşağı olmayacak “çok güzel” bir kadın aradığını duyuruyordu.(24) Kadınların zengini ya da güzeli, rakiplerine karşı henüz başından avantaj sağlasa da mesela ev işlerini bilmesi ve/veya biçki-dikişten, terzilikten anlamaları da tercih sebebiydi. İzmir’den Seyfi, aradığı hanımın siyah saçlı, siyah gözlü ve biçki yurdundan mezun olmasını istiyordu.(25) Zengin bir tüccarsa ev işlerinden tamamen anlayan birini arıyor, terzilikten anlayanları tercih edeceğini söylüyordu.(26)
İlan verenlerin kimliklerinin gizli oluşu, yani tanınmamanın verdiği özgüvenle hareket edenler; isteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara misali sınırları zorlayan isteklerde bulunuyorlardı. Mesela biri, ilan hukuki olmadığından yayınlanmasa da derginin açıklamasından anlıyoruz ki ikinci bir kadın ile evlenmek istiyordu. Ancak elbette bu ilan yasalara uygun olmadığından yayınlanmadı: “Medeni Kanun sarihtir. Böyle bir izdivaca imkân yoktur. Bu sebeple yazınızı neşredemeyeceğimizi üzülerek bildiririz. Eşinizin muvafakati, ancak nikahın feshi ile tahakkuk ederse başka bir yazınızı gönderebilirsiniz.”(27)
Hukukî ya da ahlakî açıdan herhangi bir sorun teşkil etmese de tuhaf bir başka isteğin sahibi 21 yaşındaki hanımdı. O, doğrusu evliliği Amerika’yı görmek için istiyordu. Bu yüzden Amerika’da yaşayan bir Türk ile evlenmeyi umuyordu.(28) Bir başka ilanın sahibi 28 yaşındaki Esmer rumuzlu bir erkekti. Söylediğine göre tek kusuru her gün alkol kullanmasıydı ancak bunun da güya sadece kendi kesesine zararı dokunuyordu. Aradığı ve şart koştuğu, kendisini içkiden vazgeçirecek olgun bir kadındı.(29)
Son Söz
İlan sahiplerinin beklentilerine bakılırsa evliliğe dair motivasyonları birbirine çok benziyordu. Kimi aşırı istekler bir kenara, insanlar temelde daha müreffeh bir hayat umuyordu. Haliyle ilan verenler çoğunlukla yoksullardan oluştuğu için mahrum olduklarını önceliyorlardı. İstedikleri zenginliğe ya da güzelliğe karşılık, karşı tarafa ya fiziksel özelliklerini ya ne kadar iyi bir ahlaka sahip olduklarını, çalışkanlıklarını ya da el becerilerini sunuyorlardı.
Dipnotlara buradan ulaşabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Toplumsal Tarih Dergisi'nin Temmuz 2021 tarihli 331. sayısından toplumsal dönüşüm yazıları
09 Ara 2022

YAZARLAR

Toplumsal Tarih
Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.
İLGİLİ OKUMALAR


