Farklı olmaktan neden bu kadar korkuyoruz?

Tam da bu soruyu bi' bilene sordum.
Farklı olmaktan neden bu kadar korkuyoruz?

Pixar ve Sparkshorts’un iş birliği ile Şubat ayında çıkarmış oldukları Float adındaki kısa animasyon büyük küçük demeden tüm izleyenleri bu konu üzerine düşündürmek ve bilinçlendirmek adına yapılmış. Animasyonda diğerlerinden “farklı” olan bir çocuğun, sırf farklı olduğu için başkaları tarafından incitilmemesi ve zorbalığa uğramaması adına babası ile birlikte verdiği hayat mücadelesine değinilmiş. Animasyon aynı zamanda -ve ne yazık ki- tarihte ve yakın zamanda da sık sık gündeme gelen, Asyalı Amerikalılara karşı önyargıları ve bu durumdan doğan nefret suçlarına da dikkat çekmek istiyor. 

Merak etmeyin animasyonla ilgili spoiler vermeyeceğim :) Benim amacım da tıpkı animasyonun hedeflediği gibi farklı olmaktan neden bu kadar korktuğumuz konusuna dikkat çekmek. Bunu bu vesileyle hem size hem de kendime soruyorum. Zira yıllardır üzerine çokça düşünüp benim de cevap bulmakta kimi zaman zorlandığım bir konu. Evet “kimi zaman” diyorum çünkü bazen farklılıklarımı çok sevdiğim anlar, bazen de onları kabul etmek istemediğim hatta değiştirmek için elimden geleni yaptığım anlar oldu. Ancak bunun üzerine düşününce kabullendiğim farklılıklarımın toplum tarafından takdir edilenler olduğunu fark ettim. Bu cümleyi okuduktan sonra şöyle bir durup sizi de bunun üzerine düşünmeye davet ediyorum. Farklı olduğunuzu düşündüğünüz ve değiştirmek istediğiniz bir özelliğiniz veya bir parçanız hakkındaki fikriniz, başkaları tarafından takdir edildiğinde değişti mi değişmedi mi? 

Güzel bir içe dönüş yaşadıysak şimdi şu farklılık konusuna ve animasyona geri dönelim. Animasyonda pek fazla diyalog bulunmuyor. Ancak bir tanesi var ki resmen tüm animasyonun diyalogsuz olmasını unutturuyor size. O da babanın çocuğuna “Neden normal olamıyorsun?” diye sorduğu sahne. Farklı özellikleri olan çocuğunu artık insanlardan ve onların zorbalıklarından korumakta zorlanan ve aynı zamanda kendisi de farklı olan bir babanın acı serzenişi belki de bu. İşte burada hepimizin asıl sorması gereken yegâne soru: “Normal nedir?” Normal, eğer kendimizi değiştirmek zorunda kalmak, kabul etmemek, başkaları gibi olmaya çalışmak ve olduğumuz kişiden yani bizi biz yapan şeylerden vazgeçmek demek ise normal olmak benim pek ilgimi çekmiyor açıkçası. Peki senin? 

Farklılıklarından dolayı üzerine sayfalarca yazılacak kadar şey yaşamış olan tanıdığım birisi, “Bence bizi biz yapan aidiyetlerimiz değil, hariciyetlerimizdir” demişti. Herkesle aynı olan özelliklerini çıkardığında geriye kalan ne oluyorsa işte seni sen yapan şeyler onlar oluyor. Bence onlara sıkıca tutunalım. Çünkü eğer herkes gibi olduğumuz duygusu yerleşmeye başlarsa, işte o zaman onlara bakıp güç alabiliriz. Bu durumu şuna benzetiyorum; düşünün ki kocaman bir kütüphanedesiniz ve içinde binlerce kitap var. Elbette hepsi değerli ve her biri farklı bir amaca hizmet ediyor. Ama bu kitapların bazıları açık raflarda dururken bazıları cam kapaklı raflarda ve hatta ayrı birer bölmede duruyorlar. Neden? Çünkü onlar aslında eşi benzeri olmayan ve yıpranması istenmeyen kitaplar. İşte bizim farklılıklarımız da öyleler bence. Hepsi tıpkı eşi benzeri olmayan çok değerli kitaplara benziyor.

Farklılıklarımızın kabul ve değer gördüğü ve cesaretlendirildiği bir dünya hayalim var. Bize yetişmese bile-ki umarım yetişir-gelecek nesillere bunu borçluyuz.

Animasyonu izlemek için tık tık:  

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR