Gölgelenen Sultan, Unutulan Yıllar: I. Mahmûd ve Dönemi (1730-1754), I-II

Yazı: Kenan Yıldız*
Edisyon kitaplarının en önemli özellikleri, kapsayıcı (muhîtü’l-ma’ârif) olmalarıdır. Teknik boyutu ilgilendiren bu vasıf, akademik iddiası olan eserler için şüphesiz ki tek başına yeterli değildir. Kitabın kapsamına göre yazarların seçimini editör belirlerken, işlenecek konuların titizlikle ele alınması yazarların uhdesinde bulunmaktadır. Çok yazarlı olmaları nedeniyle edisyon kitapların dil, üslup, nitelik ve derinlik bakımından denge, uyum ve kalite sorunlarını barındırması kaçınılmaz olabilmektedir. Dolayısıyla tarafların teknik ve akademik koordinasyonunun, eserin niteliğini belirleyen en önemli faktör olduğu söylenebilir. Böyle örtüşmelerin her zaman mümkün olmadığı ise malumdur.
Diğer taraftan, bir dönem için edisyon kitap hazırlamak da kendine özgü akademik zorluklar barındıran bir girişimdir. Nitekim, dönemi doğru seçmek, alan uzmanlarını tespit etmek, ihtiyaç listesi hazırlar gibi, yazılacak konuları tayin etmek ancak editörün titizliği ile kotarılabilir iş kalemleridir. Bütün bu zorluklarına rağmen, çok başarılı bir dönem kitabı, geçtiğimiz yılın sonlarında yayınlandı. Hatice Aynur’un yayına hazırladığı eser, “etrafını câmi, ağyârını mâni” örnek bir çalışma olarak literatüre farklı bir boyut kazandırmış oldu.
Eserin odaklandığı periyot, yirmi beş yılı kapsamasına rağmen “Lâle Devri” ve “Patrona İsyanı”nın gölgesinde kalmış ve bu yönüyle eserin ismine de ilham vermiş olan I. Mahmud dönemi. İki cilt olarak yayımlanan kitap, ekler ile birlikte beş bölümden oluşmaktadır. Sultanın biyografisi ve döneminin siyasi panoramasının çizildiği üç makalelik ilk bölüm “I. Mahmud’a Dair” başlığını taşımaktadır. Dört makalenin yer aldığı “Saray ve Toplum” başlıklı ikinci bölüm eğlence hayatı, edebiyat ve müzik konularına odaklanmaktadır. Yedi makaleden oluşan “Kütüphaneler ve Kitaplar” başlıklı üçüncü bölümde, dönemin kitap kültürü, kütüphaneleri, hat sanatı ve matbaacılığı üzerinde durulmaktadır. İkinci cilt, üç makaleyi içeren ve dönemin mimarlık düzeyini irdeleyen “Mimarî Dönüşümler” ile açılmaktadır. Kitabın “Ekler” başlıklı son bölümü, devrin bir envanter dökümü niteliğindeki üç çalışmadan müteşekkildir.
Abdülkadir Özcan imzalı “I. Mahmud ve Döneminin Kısa Panoraması” başlıklı çalışma dönemi genel hatlarıyla yansıtıyor. Patrona gölgesinde padişah olsa da I. Mahmud’un bu süreci dakik bir şekilde yönetmesi ve kısa sürede kontrolü ele alışı; uyguladığı ekonomik tedbirler; eğitim ve kültür atılımları; Avrupa, Rusya ve İran ile olan ilişkilerdeki diplomatik başarısı anlatılıyor.
Sultanın tahta çıkış temasını işleyen 103 şiir, Hatice Aynur ve Fatma M. Şen’in “Sultan I. Mahmûd’un Cülûsuna (1143/1730) Yazılmış Şiirler I: İnceleme” başlıklı makalelerinde değerlendirilmektedir. Bu şiirler tüm Osmanlı sultanlarına yazılanlardan nitelik ve nicelik yönünden ayrılmaktadırlar. Daha çok ulema ve bürokratlar tarafından yazılan, estetik kaygıların daha geride kaldığı bu şiirlerin Patrona isyanı, cülûs ve kişisel beklenti temalarını içerdiğini makaleden öğreniyoruz. Bu başlıklara göre gruplandırılan ve dönemin gündem olan konularına şairlerin zaviyesinden bakmayı mümkün kılan şiir metinlerinin tamamına, ikinci ciltte “Ekler” kısmında yer veriliyor.
Zeynep Aycibin imzasını taşıyan “Sultan I. Mahmûd ve Dârüssaâde Ağası Moralı Beşîr Ağa” başlıklı makale, 1752’de peşpeşe çıkan yangınları planladığı, yolsuzlukları organize ettiği gerekçesiyle “hâ’in-i dîn ü devlet” hükmüyle idam edilen Beşir Ağa’nın profi-line dair kroniklerde geçen bilgileri derleyerek saray dahilindeki ilişkiler ağına mercek tutuyor. Derlenen bilgiler ışığında, olumsuzlukların asıl sorumlusunun I. Mahmud olduğu sonucuna varılıyor.
İkinci bölümün ilk makalesi Tülay Artan’a ait.
Osmanlı toplumundaki sınıfsal katmanları ve “Lâle Devri”nin kapanması ile 1740-50 arasında değişmeye başlayan eğlence kültürünü, Boğaziçi’ndeki doğal çevrenin insan yapısı ve bir tür yapay bir çevreye dönüşümünü açıklayan çalışmanın başlığı “I. Mahmûd Saltanatında Boğaziçi Eğlenceleri: Temâşâ, Tefekkür, Tevakkuf ve Şehr-i Sefâ”. Yazar, “mihr ü mâh”, “rûz u şeb” ve “mehtâbiyye” redif ve temalarının Osmanlı şiirinde görülmeye başladığını, geceleri boğaz, kamusal alanlar ve rıhtımlarda kadın-erkek “müzikli eğlencelerin I. Mahmud’un saltanatı sırasında ve saray çevresinde ortaya çıktığını” vurguluyor. Artan, I. Mahmud döneminde saray çevresi ve halkın eğlence kültüründe görülen değişme ve yenilikler, sultanın yaptırdığı yeni köşkler ve ziyaret ettiği yerleri ruznamelerden tespit ediyor. Bu kaynaklarda sıklıkla geçen temâşâ, tevakkuf ve tefekkür kavramları da eğlence kültürü bağlamında tahlil edilirken, Sultanın musiki merakı vurgulanarak ağırlıklı olarak Göksu’ya gittiği belirtiliyor. Ayrıca, “tarihsizleştirme” kavramsallaştırması üzerinden Osmanlılar için “yeni” tabirinin mahiyeti tartışmaya açılarak, 18. yüzyılın yekpare bir zaman dilimi olarak yansıtılmasına itiraz edilirken Shirine Hamadeh’in Şehr-i Sefa: 18. Yüzyılda İstanbul başlıklı kitabının argümanları kritik ediliyor.
Kitabı hazırlayan Hatice Aynur’un “I. Mahmûd Döneminde Edebî Kültür” başlıklı çalışması “çöküş, yorulma, tekrar” tabirlerinin layık görüldüğü ve böyle algılanan bir dönemin gerçekliğini ortaya çıkarmaktadır. Sebkatî mahlasıyla güçlü şiirler yazan Sultanın sanatla içiçeliği bu çalışmayla daha iyi anlaşılır hâle geliyor ve adına farkedilir nicelikte cülûsiye yazılmış olması bahsi de biraz daha bağlam odaklı olarak inceleniyor. İktidar ve edebî muhit arasındaki hâmilik ilişkileri üzerinde durulurken, şair ve yazarlar ile onları himaye edenler de tespit ediliyor. Bir taraftan dönem dîvân ve mesnevileri hakkında kapsamlı bir değerlendirme yapılırken, diğer taraftan dönem eserleri konularına göre tasnif ediliyor. Bu çalışmanın devamı olarak hazırlanan ve I. Mahmud dönemi eserlerinin açıklamalı, kronolojik bir listesi ikinci ciltte “Ekler” bölümünde “dönemin kitabî dünyasının sicili” olmak üzere veriliyor.
Harun Korkmaz imzalı “I. Mahmûd Devrine (1730-1754) Ait İki Fasıl Mecmûası” isimli makale, notanın kullanıldığı ancak yaygınlık kazanmadığı bu dönemin repertuvar, musiki hayatı ve bestekârları hakkında bilgiler veren iki güfte mecmuasını inceliyor. Eserlerden biri 1152 tarihli ve Ebûbekir Ağa tertibiyken, 1165 tarihli olan diğerinin mürettibi meçhuldür. Musiki temalı ikinci makale, kitabın tasarımını da yapan Ersu Pekin’e ait “Hızır Ağa’nın Çalgıları: Tefhîmü’l-Makâmât’ın Resimlerini Okuma Denemesi” başlıklı çalışmadır. III. Ahmed ile başlayıp III. Selim dönemine kadar altı padişah devri görmüş olan Hızır Ağa’nın en verimli çağları, musahiplerinden olduğu
I. Mahmud dönemidir. Hızır Ağa’nın I. Mahmud’un vefatı sonrasında yazdığı musiki nazariyatına dair, eski-yeni karşıtlığını işlediği ve içinde çalgı resimlerinin bulunduğu eserinin mevcut beş nüshasından biri saray için hazırlanmış. Pekin, Avrupa çalgılarını da içeren resimleri yorumladığı gibi dönem müziğine dair tespitlerde de bulunuyor.
“Kütüphaneler ve Kitaplar” temalı çalışmaların ilki, İsmail Erünsal’a ait. Erünsal, I. Mahmud devrini, “vakıf kütüphanelerinin altın çağı” hatta, “Osmanlı kütüphanecilik ve kitap tarihinin en zengin dönemi” olarak adlandırıyor ve Sultanın bizzat kurduğu üç büyük kütüphane başta olmak üzere devrin bütün kütüphanelerine dair zengin bilgiler veriyor. “I. Mahmûd Döneminde Ayasofya Kütüphanesi ve Koleksiyonu” başlıklı çalışmasında Yoichi Takamatsu, kütüphanenin bilinen beş yazma kataloğu dışında iki katalog daha tespit ettiğini belirtiyor. Yazar, katalog ve fihristlerin yanısıra kitaplar üzerine düşülen notlardan hareketle Ayasofya koleksiyonunun oluşumu hakkında özgün tespitlerde bulunuyor.
Filiz Yenişehirlioğlu’nun “Geleneğin Devamı: Ayasofya I. Mahmûd Kütüphanesi Çini Süsleme Programı” başlıklı makalesi, devrin en önemli kütüphanelerinden birinin çini tezyinatını ayrıntılı şekilde inceliyor. Zeren Tanındı imzalı “Kitap Sanatında Gelenek ve Yenilik: I. Mahmûd Dönemi” başlıklı makale, kitap sanatlarındaki üslup ve tekniğin 17. yüzyılın sonlarında değişmeye başlayıp 18. yüzyıla zemin hazırladığını vurguluyor ve dönem eserlerinden cilt, tezhip, portre örnekleriyle bu değişimi belgeliyor.
Eserin, içerdiği konular açısından yelpazesinin genişliği, makalelerin dil, üslup ve bilimsel yetkinlikleri ile özellikle gölgelenmiş bir sultan ve dönemini devleti merkeze almak suretiyle bir çok yönleriyle aydınlığa kavuşturmayı başardığını ifade etmeliyim.
Elaine Wright ve Elizabeth Omidvaran’ın ortak çalışmalarının başlığı “An Album for Mahmud I in the Chester Beatty Library”dir. Yazarlar, Dublin Chester Beatty Kütüphanesi’nde bulunan ve I. Mahmud tuğrasını taşıyan 17 varaklık bir albümü ele alıyorlar. Yazarlar, içinde bulunan hat örnekleri, Kur’ân ayeti, çiçek, Mekke, Medine, Kudüs ve Selimiye Camii resimleri ile dairesel bir dünya haritası gibi birbirinden bağımsız gibi duran çalışmaların neden bir araya getirilmiş olabileceğini tartışmakla birlikte albümü, Sultanın “sanatın hâmîsi” vasfını gösteren bir delil olarak değerlendiriyorlar.
İrvin Cemil Schick’in “I. Mahmûd Döneminde Hat Sanatı” başlıklı çalışması, 18. yüzyılda yazılmış biri I. Mahmud devrine ait iki hattat tezkiresini temel alarak, dönem hat sanatını sülüs - nesih ve talîk olmak üzere iki başlık altında inceliyor. Hattın bu döneminin, “iki devrim arasında kaldığını” belirleyen makale, hattatların bir dökümünü de içeriyor.
Orlin Sabev imzalı “I. Mahmûd Döneminde Müteferrika Matbaası” başlıklı makale, matbaa ve kitap tarihine ilişkindir. Çalışmada, İbrahim Müteferrika’nın I. Mahmud’a hitaben bizzat kaleme alıp Patrona İsyanı sonrasında 1732’de 500 adet bastığı, sosyal, siyasi ve askerî gelişmeler bağlamında birtakım reform önerilerini içeren Usûlü’l-Hikem fî Nizâmi’l-Ümem isimli siyasetnamesi inceleniyor ve matbaanın kamuoyu oluşturmadaki etkisi de bu bağlamda değerlendiriliyor.
Eserin ikinci cildi, üç makaleden oluşan “Mimarî Dönüşümler” teması ile açılıyor. Ünver Rüstem imzalı “İmparatorlukta Yenilenme, Mimarîde Çağdaşlık: I. Mahmûd ve Osmanlı Baroku” başlıklı çalışma, dönemin mimari eserlerindeki Barok tavır ve unsurlarını inceliyor. Barok inşa üslûbunun gelişmesini Sultan’ın bizzat teşvik ettiği, bunun geçmişten manasız bir kopuş değil bilakis, İmparatorluğu ihya etme düşüncesinin bir sonucu olduğu vurgulanıyor. İyi eğitimli, zevk sahibi diğer hâmilerin de bu akımda rol aldığı belirtilirken, Osmanlı Baroku “imparatorluğun devam edegelen küresele ilgisinin rekabetçi ilanı” şeklinde yorumlanıyor.
M. Baha Tanman’ın “I. Mahmûd Dönemi Mimarîsinde Payitaht-Eyalet İlişkileri” başlıklı çalışması bu bölümün ikinci makalesi. Tanman, I. Mahmud döneminde İstanbul ile Şam, Halep, Kahire, Şumnu, Aydın gibi yerlerde yapılan mimari eserleri tür, tercih edilen üslup ve bezeme gibi unsurlar açısından karşılaş tırarak İmparatorluk genelindeki mimari değişimi inceliyor.
Alexander Wielemaker’ın “The Taksim Water Network: Renegotiation of Authority and Dynastic Legitimacy” başlıklı makalesi, inşasına III. Ahmed döneminin sonlarında başlanan ancak, I. Mahmud’un annesi Saliha Sultan tarafından tamamlanarak 1732’de açılan Taksim Suyolu Şebekesini inceliyor. Kasımpaşa, Galata, Tophane, Fındıklı ve Kabataş’a su sağlayacak olan şebekenin Valide Sultan’ın kendi bütçesinden finanse edilmesi, öte yandan onun daveti üzerine buraya bağlanacak çeşmelerin de âyân tarafından yaptırılmasını siyaset ile sanatın buluşması bağlamında değerlendirirken, sanatın hanedan üyeleri ve devlet adamları için meşruiyet sağlayıcılığına dikkat çekiliyor. Suyolları ile bunlara bağlı çeşmelerin haritalandırılması ve çeşme bânilerinin isimlerinin listelenmesi çalışmaya ayrı bir değer katıyor.
Eserin “Ekler” bölümü, Mahmud döneminin sicili olarak değerlendirilebilecek nitelikte üç değerli çalışmayı içeriyor. Melih Kayar’ın “I. Mahmûd Dönemi Kronolojisi” başlıklı çalışması dönem tarihçilerinin eserlerinden Mahmud devri olaylarını derliyor. Bölümün ikinci çalışması H. Aynur imzalı “I. Mahmûd Döneminde Kaleme Alınan Eserlerin Açıklamalı Kronolojik Dökümü” başlıklı katalogtur. Mahmud döneminde yazıldığı tespit edilebilen tüm eserleri ihtiva eden ve bir benzerine rastlanmayan bu önemli çalışma dönem kitapları için örneklik teşkil edecek niteliktedir. Bölümün ve eserin son çalışması, H. Aynur ve F. M. Şen’in birlikte kaleme aldıkları ve birinci ciltte yer alan cülûsiye şiirleri konulu makalenin devamı niteliğindedir. Şiirlerin tam dökümleri, özellikleri ve şairlerinin kısa biyografilerini içeren bu titiz çalışma da cülûsiye şiirlerini derlemesi bakımından alanında ilktir.
Eserin, içerdiği konular açısından yelpazesinin genişliği, makalelerin dil, üslup ve bilimsel yetkinlikleri ile özellikle gölgelenmiş bir sultan ve dönemini devleti merkeze almak suretiyle birçok yönleriyle aydınlığa kavuşturmayı başardığını ifade etmeliyim. Müstakil makaleler dışında ayrı bir bölüm oluşturan ve büyük emeklerle hazırlanmış olduğu açık olan “Ekler” ise, eseri taçlandırmakta ve mükemmele yakın bir seviye yakalanmasına yardımcı olmaktadır. Yukarıda da belirtildiği üzere, bu bölümde yer alan derlemeler, yapılacak dönem çalışmaları için hususi bir model sunmaktadır.
Nihai olarak, kitabın mükemmel bir editör ve yazar uyumu içinde bulunduğunu, grafik tasarımın da bu uyuma eşlik ederek ortaya her bakımdan örnek bir dönem kitabının çıkmış olduğunu vurgulamak isterim.
*İstanbul Medeniyet Üniversitesi
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Toplumsal Tarih Dergisi'nin Temmuz 2021 tarihli 331. sayısından toplumsal dönüşüm yazıları
09 Ara 2022

YAZARLAR

Toplumsal Tarih
Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.
İLGİLİ OKUMALAR


