Güneş Jeomühendisliğinin Ardındaki Gerçekler

Yazan: Lili Fuhr
BERLİN – İklim kaosu Küresel Kuzey'i ve dünyanın en zengin insanlarının yaşam tarzlarını tehdit ederken elitlerin fosil yakıtlara bağımlılığı seri bir şekilde durdurmayı talep ettiğini duymayı bekleyebiliriz. Ancak, bunun yerine tartışmalı bir fikir öne sürülüyor: Güneşi karartmak. Güneş jeomühendisliği olarak bilinen bilim kurgu benzeri yöntemleri savunanlar, bu yöntemlerle atmosfere giden enerji miktarını düşürerek gezegenin termostatını kısabileceğimizi iddia ediyorlar. Bu fikir, zengin filantroplar tarafından fark edilmesine ve Beyaz Saray'ın araştırmaları finanse etmesine yetecek derecede ilgi çekti. Ancak bir sorun var: Güneş jeomühendisliği felakete davetiye çıkarıyor.
Şu anda manşetlere çıkan teknolojik bir tasarı olan Stratosferik Aerosol Enjeksiyonu’nun savunucuları, aerosollerin üst atmosfere salınması ve güneş ışığının uzaya geri sıçramasının yüzey sıcaklıklarını düşüreceğini iddia ediyor. Bu fikir, kimilerinin bir B planı üzerinde çalışmamız gerektiğini iddia ettiği bir dönemde ilgi görüyor, çünkü küresel ısınmayı 2015 Paris İklim Anlaşması’nda kararlaştırıldığı gibi 1,5 °C ile sınırlamak için artık çok geç. Ancak, Uluslararası Enerji Ajansı İcra Direktörü Fatih Birol'un da kısa süre önce açıkladığı gibi, bu hedeften vazgeçmek karbon kirleticilerinin ekmeğine yağ sürmek olacaktır ve güneş jeomühendisliğinin bir B planı olabileceği fikri yanlış ve tehlikelidir.
Uzmanlar, dünyanın termostatını "kontrol edebileceğimiz" fikrini defalarca çürüttüler. İklim bilimi konusunda dünyanın önde gelen otoritesi Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, güneş jeomühendisliğinin güvenilir bir çözüm olmadığı konusunda uyarıda bulundu. İklim modelleri, küresel ısınmayı güneş ışığının azaltılmasıyla maskelemenin atmosferik dolaşımda büyük değişiklikler getirebileceğini ve muson gibi yağış şekillerini değiştirebileceğini, özellikle giderek daha şiddetli ve sık fırtınalar, kuraklık, yangınlar ve diğer iklimle olayları yaşayan ülkeler üzerinde belirgin etkileri olacağını göstermektedir.
Stratosferik Aerosol Enjeksiyonu gibi güneş jeomühendisliği teknolojileri işe yaramak için benzeri görülmemiş bir uluslararası iş birliği gerektirecektir. Hükümetlerin, kimyasal püskürtme yapan uçakları yerden kaldırmak için uzlaşmaları gerekecek. Örneğin, yalnızca güçlü ülkelerin veya askeri rejimlerin gerekli altyapıyı sağlayabileceği çıkarımını yapabiliriz. Ayrıca, kimyasal madencilik ve üretim, büyük ölçekte ek altyapıya ihtiyaç duyacak. Ve tüm bunların onlarca yıl veya daha uzun süre sürdürülmesi gerekecek. Yeni bir hükümet, rejim değişikliğinden sonra bir aerosol enjeksiyon programını durdurursa, atmosferdeki sera gazı seviyelerine paralel olarak küresel sıcaklıkların yükselmesine neden olacak bir "sonlandırma şoku" tetiklenebilir.
Buna rağmen, Harvard Üniversitesi, tartışmalı bir araştırma projesi kapsamında Stratosferik Aerosol Enjeksiyonu ile ilişkili ekipmanı test etmeye hazırlanıyor. Ancak bu yöntem etkili bir şekilde yönetilemez. Bu nedenle yüzlerce akademisyen, güneş jeomühendisliği için kamu fonlarını engellemek, açık hava deneylerini, patentlemeyi ve dağıtımı yasaklamak ve uluslararası forumlar ve politika tartışmaları için desteğe karşı koymak amacıyla bir Güneş Jeomühendisliği Kullanmama Anlaşması çağrısında bulunuyor.
Teknolojik ve politik sınırlamalara ek olarak, önde gelen avukatlar, güneş jeomühendisliğinin uluslararası insan hakları ve çevre hukuku ile çeliştiğini söylüyor. Jeomühendislik hava koşullarını değiştirirse insanların yaşam, sağlık ve geçinme haklarını ihlal edebilir. Dahası, Stratosferik Aerosol Enjeksiyonu, sınır ötesi çevresel zararlara neden olmaktan kaçınmak için yasal yükümlülüklerini ihlal edebilir. İklimi küresel ölçekte etkileyecek bir teknoloji, potansiyel olarak etkilenen herkesi söz sahibi yapacaktır ki bu mümkün değil.
Ancak bu planların işe yaramayacağını, risklerle dolu olduğunu, test edilemeyeceğini veya yönetilemeyeceğini, yakın vadeli iklim eylemini geciktireceğini bildiğimiz hâlde neden bunlara yönelik ivme ve desteğin arttığını görüyoruz? Basitçe söylemek gerekirse, büyük kirleticilere işin içinden sıyrılma imkânı veriyorlar ve ilgili teknolojilerin ve altyapıların patentini almalarına ve bunlardan kâr elde etmelerine izin veriyorlar.
Petrol ve gaz şirketleri onlarca yıldır (güneş ve diğer) jeomühendislik teknolojilerini araştırıyor ve patentliyor. Aslında, çoğu güneş jeomühendisliği modeli, fosil yakıtların devamlı üretimi ve yakılması ile başa çıkmak için Karbondioksit Gideriminin büyük ölçekli düzenlenmesine dayanmakta. Karbondioksit Giderimi savunucuları, kirleticilere karbon giderme karşılıkları sunarak uzun vadeli çözümleri baltalamakta ve iklim krizini şiddetlendirmektedir. Endişe verici bir şekilde, Karbondioksit Giderimi çağrıları bu yılki COP27'de ivme kazandı ve bu da Paris Anlaşması’na büyük bir darbe olma riski taşıyor.
Jeomühendislik destekçileri genellikle bunun dezavantajlı Küresel Güney'in lehine olduğunu söylerken, Küresel Güney buna kanmıyor. Aslında, küresel iklim hareketindeki çoğu grup güneş jeomühendisliğini tamamen reddediyor. Yerli topluluklar, Alaska ve İsveç gibi yerlerde güneş jeomühendisliği deneylerine karşı toplandılar. Gerçekte, bu teknolojileri araştıran ve finanse edenler, en zengin ve en kirletici ülkeler (özellikle de ABD).
Dünya, karbonu atmosferden uzaklaştırmak için hızlı bir onarma yöntemi olmadığı ve fosil yakıtların aşamalı olarak ve hızlı bir şekilde ortadan kaldırılmasının yerini alamayacağı gerçeğine uyandığında, güneş jeomühendisliği, risklerle dolu ama sözde alternatifsiz olduğundan, son seçenek olarak hak edilmemiş bir güvenilirlik kazanabilir. Bu senaryonun gerçekleşmesine izin vermemeliyiz.
Bu, bu senaryonun; politika tartışmaları, özel girişimler, hükümet önerileri ve araştırmalar yoluyla normalleşmesine izin vermememiz gerektiği anlamına gelir. Bilim açıktır: ekosistemlere ve insan haklarına geri dönüşü olmayan zararları hâlâ önleyebiliriz. Ancak daha fazla iklim felaketinden kaçınmanın tek yolu şimdi gerçekleştirilecek gerçek iklim eylemidir. Fosil yakıtlardan uzaklaşmayı hızlandırmalı ve bilim kurguyu rafa kaldırmalıyız.
Lili Fuhr, Uluslararası Çevre Hukuku Merkezi'nde İklim ve Enerji Programı Direktör Yardımcısı.
Telif hakkı: Project Syndicate, 2022.
Not: Bu makalede yer alan tüm görüşler yazarlara ait olup, Aposto'nun editoryal bakış açısını yansıtmamaktadır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
PREMIUM'A ÖZEL
Küresel ısınmayı 2015 Paris İklim Anlaşması’nda kararlaştırıldığı gibi 1,5 °C ile sınırlamak için artık çok geç.
13 Oca 2023

YAZARLAR
İLGİLİ OKUMALAR

