Hanımların Alayı Neşeli Geçti

Bak şimdi teyzeler burada konferans verecekler
Hanımların Alayı Neşeli Geçti

Bir dans havası çalsa da kadın erkek şu meydanda dört dönsek – Hatırı sayılır bir kalabalık – Böyle alaya kim gönüllü girmez?

Mehmet Selahattin, 12 Nisan 1930

Sabahın saat 9’u. Sultanahmet Meydanı önünde yarım daire çeviren bir polis müfrezesi bayraklarla süslenen kürsünün yanına kimseyi bırakmıyor. Güç bela zararsız mahluklardan olduğumuzu anlatabildik. Fakat o ne ya? Hani ya bugün bu meydanda hep kadın görecektik. Hesap edilse 100 erkeğe 10 kadın düşer düşmez. Daha ortada ne Kadın Birliği azası var ne de onun muakkipleri.

Tarihî meydan âdeta can sıkıntısından esniyor. Nihayet saat ona doğru idi ki hanımlar beşer onar kafile halinde gelmeye başladılar. Ancak içlerinde erkeksiz gelenler pek azdı. Yalnız erkekleriyle olsalar bir şey değil, bazıları kucaktaki çocuklarını da beraber getirmişlerdi.

Kürsünün etrafı gittikçe doluyordu. Fotoğrafçılar, gazeteciler oraya buraya koşuşuyor, çocuklar kabak çekirdeği yiyiyor ve hanımlar peçeli peçesiz, süslü, babayani, ağır, hafif, genç, ihtiyar kimi otomobille kimi yayan fakat hepsi mütebessim, hepsi memnun düğün evine gider gibi konuşarak, şakalaşarak tramvay caddesinden akın akın meydana yığılıyorlardı.

Dallı basmadan entariler giymiş iki çocuğile etrafına hayran hayran bakan bir kenar dilberi vızlamaya başlayan çocuğuna kürsüyü gösteriyor:

“Bak şimdi buraya teyzeler çıkacak.”

“Teyzeler ne yapmaya çıkacak oraya?”

Kadıncağız bir cevap bulup veremedi. Sonra yutkunarak;

“Şey,” dedi. “Kofirus verecekler ya! Onlar kofirus verecekler biz de dinleyeceğiz.”

O sırada muhteşem kıyafetli birkaç hf. etrafa Obigan kokuları dağıtarak önümüzden geçtiler. Ekabir-i nisvan sökün etti demeye kalmadan Ayasofya Hamamı’nın üstüne konulan bir hoparlör cızır cızır bir şeyler çalmaya başlamasın mı?

“E fena değil, çalgı da var.” dedik.

Birisi atıldı:

“Bir dans havası çalsa da kadın erkek şu meydanı dört dönsek.”

Herkeste bir telaş:

“Aman kalabalık basmadan ilerde bir yer kapsak!”

“Kalabalık basmadan kürsüye yaklaşsak!”

Tuhaflardan biri atıldı:

“Korkarım kalabalık basmadan içimize sıklet basacak.”

Çok geçmedi bir grup daha göründü. Uzaktan tanıttılar:

“Esirgeme derneği azası.”

Birisi dedi ki:

“Alaya iştirak edenleri Allah kem gözden esirgesin makamında gelmiş olacaklar!”

Etrafıma bakarak;

“O... Hatırı sayılır bir kalabalık toplanmış.” dedim.

Gülüştüler.

“Pek hatırlarını saydığımız yoktu amma şimdi ister istemez…”

Gramofon, nam-ı diğer radyolu gramofon şakrak parçalar çalmaya devam ediyor. Sanki bir te dansandayız. Bazı peçeli hanımlar ortaya birtakım rivayetler çıkardılar.

“İşitmediniz mi? Hacı Bekir lokum dağıtacakmış.”

“Taksim Bahçesi’nde sofralar hazırlanmış, kuzu yenecekmiş.”

Bilmem daha ne kadar bekledik. Bir fısıltı ağızdan ağıza dolaştı:

“Geliyorlar.”

Başlarındaki beyaz ay şeklindeki çelenkleriyle Kadın Birliği azası kalabalığı yararak ilerliyorlar. Hadi bir alkış: Şakır şakır şakır…

“Yaşasınlar!”

İyi amma daha kimleri bekliyoruz? Derken bir polis yasağı:

“Erkekler geriye, hanımlar ileriye.”

“Neden o?”

“Emir öyle.”

Ortalık şöyle bir karıştı. Yaşlı bir adam memurun eline sarılmış yalvarıyor:

“Aman çocuk ağlıyor, ayak altında ezilecek!”

Bu zavallı müstakbel belediye azasından bir hanımın kocası olacak. Şimdiden yemek pişirip bulaşık yıkamayı öğrense fena etmez.

Hele şükür kürsüye bir hanım geldi. Latife Bekir Hanım’ın ta kendisi. Meraklılar soruyor:

“Acaba öteki nerede?”

“Göremedim.”

“Belki gelmemiştir.”

Anladınız mı? Nezihe Muhiddin Hanım’dan bahsediyorlar. Latife Hanım nutkuna başladı. Fakat heyecandan sesi kısılmış, sözleri bir türlü işitilmiyor, elinde bardak ikide bir dudaklarına götürüyor.

Gaipten bir ses:

“Su içeceğine yumurta içeydi. Ses kısıklığına iyidir.”

Nihayet Latife Hf. indi. Saime Faik Hf. çıktı. Fena söylemiyordu, sesi de gür ve pürüzsüzdü. Fakat bu arada bir gaf yaptı:

“Bundan sonra aramızda kadınlık erkeklik farkı kalmamıştır!” diye bağırdı.

Bu söze teşehhüt miktarı gülmekten kendini alamayan birisi:

“Biz ufak bir fark var zannediyorduk. Demek o da kalmamış.” dedi.

Aliye Esat Hf. de “Şehir ev demektir. Ev idaresi de kadına aittir. Şu halde şehir kadınındır.” vecizesini sarf ettiler.

Bu merasim bittikten sonra hanımlar önde muzika, ellerinde bayraklar alay halinde Taksim Meydanı’na hareket ettiler.

Bir delikanlı onlar geçerken içini çekti:

“Acaba bu alaya kim gönüllü yazılmaz?”

İşte intihap edilmek ve intihap etmek hakkına kavuşan Türk hanımları bu cumayı böyle sevinçle, neşe ile geçirdiler.

Bayramları kutlu olsun ve başka ne diyelim? Allah kocalarını kendilerine şirin göstersin!


*Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki tüm ifadelerine katılmasak da anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. Dönemin anlam dünyasına sadık kalındı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara hak ettiği değeri vererek İstanbul’un geçmişine dair zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Erkekler geriye, kadınlar ileriye #70

Kadınlar Birliği, kadın hakları, Obligon kokuları, Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı

25 Nis 2023

Erkekler geriye, kadınlar ileriye #70

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.

İLGİLİ OKUMALAR