Hatıralardan miras olmaz mı: Kamp Armen

Hatıralardan miras olamaz mı mesela? Yaşanmışlıklardan, karşı çıkmalardan, kavgalardan ve kazanımlardan oluşan bir miras geride bırakılamaz mı? Kızıma, Karolin'e bırakacağım en yüklü değerdir mesela Kamp Armen.
Hatıralardan miras olmaz mı: Kamp Armen

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Uraz Kaspar

Miras nedir?

Ev, araba, belki bir miktar para?

Hatıralardan miras olamaz mı mesela, yaşanmışlıklardan, karşı çıkmalardan, kavgalardan ve kazanımlardan oluşan bir miras sizce geride bırakılamaz mı? 

Kızıma, Karolin'e bırakacağım en yüklü değerdir mesela Kamp Armen. Üstelik bunu ona salt bir kimlik kazanımı, sadece "Ermeni olma durumu" üzerinden de bırakmayacağım. Kendi hikayesini kendisi yazacak, kendisi bulacak yolunu ama önce o da kendi Atlantis'ini arayacak.

Su gibi olacak, kendi çatlağını kendisi bulacak…

--

Kamp Armen, 

1962 yılı sonlarında, Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi tarafından Anadolu’dan gelen yetim çocukların öncelikle hayatta kalması, topluma kazandırılması, dilini ve dinini öğrenebilmesi için Tuzla sahilinde satın alınan tarlanın bilindik ismi. 

Dönemin İstanbul nüfus yoğunluğuna baktığımızda kırsal olarak adlandırılabilecek, gözlerden uzak, kimsenin işinize karışmayacağı, otoritenin dikkatini çekemeyeceğiniz kadar şehirden uzak bir kara parçası. 

8-12 yaşlarındaki çocukların, o meşhur fotoğraflarda olduğu gibi Tuzla sahilinden metal kovalarla deniz kumu ve çakıl taşıyarak Tuzlalı Hasan kalfa liderliğinde inşa ettikleri Atlantis Uygarlığı. 5 çocuk, 10 çocuk derken toplam 1500 Ermeni evladının yuvası, ailesi olmuş bir kurtarılmış bölge. 

Unutulan şey ise, bir yerde toplanan bu sayıda Ermeninin, İstanbul’dan ne kadar uzak olursa olsun birilerinin dikkat çekeceği gerçeği. 

Çekti de.

Kamp Kültürü

Yaz kampları, yetimhaneler ve misafirleri…

Ermeni toplumunda yerleşmiş kamp kültürü için verilmiş en güzel örneğe Rober Koptaş’ın 16 Mayıs 2015'te Agos Gazetesi için yazdığı "Kamp Armen'in Özgür Çocukları" yazısında rastlıyoruz. Şöyle diyor Koptaş: 

"Gözümüzde onca büyüttüğümüz kampın gerçek hâliyle karşılaşmamız pekâlâ beklediğimiz sonucu doğurmayabilirdi.

Ama öyle olmadı.

Hayır, Tuzla'taki kampta gerçekten de sabah akşam köfte ya da döner yemiyorlardı. Aslına bakarsanız kampın imkânları belki bizimkinden çok daha kısıtlıydı. Ama orada kalan çocuklarla tanıştığımızda, birkaç dakikalık ilk tereddüt anından sonra onlarla kaynaştığımızda, o küçücük aklımızla bile farkına vardığımız çok önemli bir şey vardı. Tuzla kampında kalan çocuklar, bizim aksimize, bulundukları yerden, yaşadıkları hayattan memnundular! 

Evet, kocaman, yemyeşil bahçeleri, ağaçlar arasında salıncakları, voleybol sahaları vardı bizde olmayan. Ama bunlar ikincil şeylerdi. O kampın sınırları içinde çocuklar özgürce hareket ediyorlardı, kısıtlanmış bir ortamda değillerdi. Bu yüzden de yaşadıkları çevreyi benimseyip sahiplenmişlerdi. Bizlere kampı gezdirirken, yemekhanelerini, yatakhanelerini gösterirken o kadar rahat, kendilerinden o kadar emin olmalarının sebebi buydu.

Hep birlikte harika bir gün geçirdik. Koştuk, oynadık, şarkılar söyledik, yemek yedik.

Akşam saatlerinde tekneye binip geri döndüğünde hepimizin üzerinde tatlı bir yorgunluk, aynı zamanda da geride bıraktığımız Tuzla kampına şimdiden duymaya başladığımız özlem vardı…"

Direniş

Hikayenin buraya kadar olan kısmı bilindik. Kamp Armen'e 1983 yılında devlet eliyle el konması, tapulu bir arazinin eski sahibine bedelsiz olarak geri verilmesi ve sonrasında defalarca el değiştirmesi de. Vakfın (diğer azınlık vakıfları gibi) bir kamuoyu yaratamaması ve 6 Mayıs sabahı araziye sokulan dozerin vurduğu o ilk kepçe.

O kepçeyi vurmayacaklardı.

1915'in 100. yılı, Hrant'ın katledilmesi toplumsal baskının aileler ve özellikle Ermeni gençler üzerinde en sıkı hissedildiği günlerin yaşanmasına sebep oluyordu. Buna rağmen kepçenin duvara vurduğu ilk darbenin hemen ardından, İstanbul’un tüm semtlerinden, geleneksel Türkiyeli Ermeni ana-baba öğretileriyle "sessiz olması, bu işlere karışmaması" öğütlenmiş Ermeni gençleri doldurdu Kamp bahçesini. 

İlk kez toplumsal bir dayanışma göstererek, birlikte "hayır" dediler. Hayır, burası bizim ve yıkamayacaksınız. Bunda özellikle Gezi Parkı süresince Ermeni gençleri içindeki birlikteliği yaratan ve yakalayan Nor Zartonk'un etkisi yadsınamaz. 

HDP bileşeni olmaları, tecrübeleri ve organize yapıları sayesinde tüm sürecin en önemli aktörleri tartışmasız onlardı. Cılız sesler uğultuya, uğultu ise toplumsal bir tepkiye sebep oldu. 3-5 genç hepi topu, geçer hevesleri ve dağılırlar diyen "toplum liderlerini" yanılttılar. 

Dağılmadılar. 

Toplumsal kodlarımıza aykırı olarak dağılmadık. 

Türkiyeli Ermeniler'in de hak arayışı mücadelesinde birlikte hareket edebileceğini, gerekirse 175 gün, yaz-kış demeden alanı ve bize ait olanı terketmeyeceğimizi gösterdik. Azdır böylesi anlar toplumsal hafızamızda, uslu ve uyumlu bir toplum olmak bunu gerektirir çünkü. Verilen kadarını alır ve teşekkür edersin, etmelisin. Etmen gerektiği kodlanmıştır zihnine, derneklerin düzenlediği mangal partileri, tavla ve futbol turnuvalarımız hep bunları öğütlemiştir farkında olmadan.

Buna da şükür! 

Nedendir bilinmez ama Ermeni toplumu içinde çok dillendirilmeyen bir mezhepsel farklılık sebebiyle de Kamp'ın sahiplenilmediği, "bizim değilki orası" yaklaşımı sergilendiği konuşuluyordu o dönemde toplum içinde, ama cılız kalan bu sesler hiçbir zaman toplum nezdinde kabul görmedi. 

Nor Zartonk ve Garo Paylan'ın çabalarıyla diri tutulan direniş ve sahiplenme duygusu 175. günün sabahında sonuç verdi ve tapu Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı'na iade edildi. Hükümetle kurulan politik diyalog kanalları ise sırlarını hâlâ saklamakta. Ahmet Davutoğlu'nun başbakanlığı döneminde bu konu üzerinde şahsen durduğu, iadesi için hükümet destekli çaba harcandığı o dönem konuşulan konular arasındaydı. Zira böyle bir destek olmadan, şehrin en güzel arazilerinden birinin iadesi zaten mümkün olmayacaktı.

Bizim olanın bize geri verilmesine sevinmekten dolayı üzgün olsam da mutluyum. Bunun bir kazanım ve emsal teşkil etmesi gerektiğini ben de sürece hâkim olan herkes gibi düşünüyorum ama on yıldır aklımı kurcalayan sorulara da henüz cevap bulabilmiş değilim.

  • Kamp Armen hangi koşullar altında iade edildi?
  • "Binanın geçmişini bilmediğim için kendimi vebal altına girmiş hissetmiyorum. Madem Ermeniler için bu kadar önemliydi, neden burayı satın almadılar. Şimdi yıkılmasın istiyorlar Amaçlarını anlamıyorum" diyen ve kıvrak zekasıyla aynı tapu için iki kez ödeme yapmamızı bekleyen eski tapu sahibi Fatih Ulusoy tapuyu neden devretti? 
  • Bunun için ne kadar ödeme aldı ve daha da önemlisi bu ödemenin devlet nezdinde açıklaması neydi?
  • Bu "iade ediş" AK Parti hükümetleri döneminde Ermeni toplumuna gösterilen yakınlığın en somut belgesi. Evet ama diğer vakıf mallarımız emsal teşkil edecek mi yoksa Kamp Armen çok dikkat çektiği için tek sefere mahsus bir ödül müydü?

Yeni dönem

Kamp iade edildi, yeni inşaat için Tuzla Belediyesi izin verdi ve temeller geçen hafta atıldı. Açılışta konuşma yapan Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi Ruhani Lideri Kirkor Ağabaloğlu'nun da dediği gibi artık inşaat için sadece paraya ihtiyaç var. 

Sahne sırası takım elbiseli dernek yöneticilerimizde. Şimdi de onlar en iyi bildikleri işi yapacak ve para toplayacaklar. Yemekler düzenleyecekler, kamp için devlet ve belediye desteğinin önemini vurgulayacaklar. 

Hatta dinlerken içimizi ekşiten arazinin topraksal değeri ve konumunun eşsizliğinden bahsedecek, komşu lüks villaları övecekler. Bizler bunları duyduğumuzda biraz üzüleceğiz, utanacağız hatta. 

Utanacağız çünkü o bahçeye koşarken aklımızda arazinin konumu yoktu, bizim olanı vermeme hissi vardı, "yeter artık" diyerek koştuk o bahçeye. Milyonluk havuzlu villa sahipleriyle komşu olmaktan duyacakları "mutluluk" değildi 14-15 yaşında gençleri sandalye üzerinde sabahlatan. 

Temel atma törenine gidip gitmeyeceğime son sabaha kadar karar veremedim. Oraya tekrar ait hissetmemekten korktum. Oldum olası sevemedim resmî törenleri ve sevinçleri, "Bana burada ihtiyaç yok" hissim hiç geçmedi böyle günlerde. O gün de aynılarını hissettim. 

Artık tek dileğim o arazinin öneminin emlak değerinden çok, kültürel bir miras, bir hatıra mekanı olmasından geldiğini unutmayacak yöneticilerle yola devam etmesi.

Temeller atıldı, yeni dönem de başladı belki ama Kamp tarihinin yeni sayfasında yer alacak kimsenin unutmaması gereken tek bir gerçek var. O da binanın asıl temellerinin Hrant Güzelyan, Hrant Dink, Rakel Dink, Anadolu’yu karış karış dolaşarak dağılan kuzuları toplayan Der Giragos, müteveffa Patrik Şınorhk Kalustyan oluşudur.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

🖊 Hatıraların mirası, tartışmalı ev sahibi

Uraz Kaspar, temellerinin yeniden atılması üzerine, Ermeni toplumu için önemli bir kültürel miras ve hafıza mekanı olan Kamp Armen'in ne anlam ifade ettiğini yazdı. Mehmet Can Çetin, COP Zirvesi'nin bu yıl odaklanacağı noktaları anlattı.

22 Kas 2023

Fotoğraf: Bianet

YAZARLAR

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları

Bu yılki NATO Zirvesi; semboller, anlatılar ve kültürel güçle örülen "yumuşak gücün" ortadan kalkmadığını; aksine yeni bir biçim kazandığını gösteren anlarla doluydu. Savunma sanayiinin ve caydırıcılığın öne çıktığı bir dönemde yumuşak güç de bu gerçekliğe uyum sağlıyor; daha sert semboller, daha karizmatik lider imajları ve daha gösterişli ritüeller üzerinden yeniden üretiliyor.

Nart Özel

·

11 Tem 2026

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?

Mutlak butlan kararı, yalnızca CHP iç dengelerini değil, toplumsal muhalefetin yönünü, enerjisini ve mücadele kapasitesini de doğrudan etkileyen bir kırılma noktası oldu. CHP’nin seçilmiş yönetiminin butlan tartışmalarına ayırdığı enerjiyi azaltıp odağını muhalefeti örgütlemeye ve CHP’yi de aşan geniş bir özgürlük cephesi kurmaya yöneltmesinin imkanları neler olabilir?

08 Tem 2026

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?