aposto-logo
TR
TREN

Hey hey, ya oyun bozmaya gücümüz kalmadıysa?

Oyun bozmaya gücümüzün kalmadığını hissettiğimiz zamanlar ve bu dönemlerde nelerden güç bulduğumuz üzerine
Hey hey, ya oyun bozmaya gücümüz kalmadıysa?

Yazı: İlayda Eskitaşçıoğlu


İki hafta önce, insan hakları aktivistlerinin bir araya geldiği bir toplantı için Norveç’te, Utøya adasındaydım. 2011 yılında ekstrem sağcı terörist Breivik’in 69 genç insanı fikirleri yüzünden öldürdüğü korkunç bir saldırıyla anılan, hayaletli olduğunu düşündüğüm adada. Yanılmışım. Hem de nasıl. Hem yas tutulan hem de iyileşilen, saldırganların değil, saldırının kurbanlarının ve hayatta kalanların hayatlarının kutlandığı, nefret söylemine karşı dimdik duran, genç insanların anıtın hemen yanı başında kurulan kütüphanenin çiçekli bahçesinde politika tartışmaya devam ettiği bir direniş adasıymış orası meğer.

Anıtın hemen yanından kendime anı olarak bir çam kozalağı alıp tartışmaların sürdüğü konferans salonuna girdiğimde tam karşımda kalp şeklindeki adanın nefis bir yağlı boya resmini gördüğümü hatırlıyorum. Bu resmin içinde de saldırının ardından yazılmış ünlü bir şiirin son mısrası vardı:

“Hei, hei, på tide å stå opp og endre verden"
"Hey hey, ayağa kalkıp dünyayı değiştirmenin zamanı."

İki hafta sonra, İstanbul’da, evimdeyim. Utøya’dan getirdiğim kozalak ve seçimde avukat olarak görev aldığımda kullandığım, dernek ekibiyle deprem sahamıza da götürdüğüm, hâlâ boşaltamadığım ufak sırt çantası yan yana duruyor. İnanılmaz bir yorgunluk, belirsizlik, garip bir uyuşukluk hissediyorum. Aklıma aynı mısra geliyor. Hey hey, peki ya bizim dünyayı değiştirmeye, oyun bozmaya gücümüz kalmadıysa?

Konuşmamız Gerek Derneği olarak 2016 yılından beri mücadele ediyoruz. Çabalıyoruz, üretiyoruz, konuşuyoruz. Türkiye’de büyümüş genç kadınlardan oluşan küçük bir çekirdek ekip ve giderek büyüyen gönüllü ekibimizle 2023’e girerken Türkiye’de menstrüel adalet mücadelesi için pek çok taze fikrimiz, projemiz vardı. Derken deprem oldu, üstüne gelmiş geçmiş en gergin seçim dönemlerinden birini geçirdik. Gözümüzü açıp kapadık ve bir anda yılın ortasına geliverdik. Çok çalıştık, çok mücadele ettik, çokça travma biriktirdik. Ama hangi arada olup bitti bu? Toplantılarımızda, kolektif bir “tutamıyorum zamanı” hissi hakim. "Seçimler bir bitsin, sonra bakarız" dediğimiz konulara bakma zamanı geldi.

Feminist mücadelenin içinde olanlar için çok daha tedirgin bir dönem başladı. Bazılarımız kendini yenilmiş, yorgun, huzursuz hissediyor. Nefret söylemi yükselecek mi? Savunuculuğumuz için alan bulabilecek miyiz? Ve en önemlisi, bu alanı yaratmamıza izin verilecek mi? Çekinmeden konuşabilecek miyiz? Oyun bozmaya gücümüz kaldı mı?

Bu soruları biz de kendimize soruyoruz. Hepsinin cevabı bizde yok. Yapılacak çok şey var, ama bir yandan çok yorgunuz. Peki bu yorgunluğa ne mi iyi geldi? Basit bir farkına varış.

Oyun bozmak, durup dinlenmeden, derin bir nefes almaya izin vermeden öfkeyle işe sarılmak anlamına gelmiyor. Öfkemiz, yasımız, endişelerimiz var, olmalı da. Ama bunların hemen yanıbaşında sarıldığımız feminist neşe var. Başımızı döndüren politik gündemin arasında, seçimlerin gölgesinde kalmasına rağmen kutladığımız 28 Mayıs Dünya Menstrüel Hijyen Günü var örneğin. Ortalama 28 günlük döngülerden, ortalama 5 gün süren regl dönemlerinden ilhamla, her 28 Mayıs’ta mis gibi yaz havası başlarken menstrüel adalet mücadelesini kıpkırmızı kutladığımız bir gün. Her seneki kutlamalarda, aldığımız yolu görüyoruz. Eskiden ufak bir gazete haberinde yer alabilmek bizi çok heyecanlandırırdı. Emekle büyüttüğümüz mücadele yayılıyor. Bugün Türkiye’de ve dünyada döngüsel bedenlerimiz, regl deneyimlerimiz daha çok konuşuluyor. Menstrüel ürünlere erişimin artması için çalışan, bu konuyu parlemento kürsülerine, göçmen kamplarına, üniversitelere taşıyanların sayısı gün geçtikçe artıyor. Kendi sırtımızı sıvazlıyoruz. Kendimize iyi bakıyoruz.

Audre Lorde’nin "Kendine bakmak, kendini beğenmişlik veya rahatına düşkünlük değildir, kendini korumadır; dolayısıyla politik mücadelenin bir eylemidir" sözlerini hatırlıyoruz. Özbakıma, kendimize iyi bakmaya, bazen biraz nefeslenmeye, dayanışma çemberleri oluşturmaya çalışıyoruz. Dinlenelim ki daha verimli şekilde çalışabilelim diye değil. Ürettiğimiz, verdiğimiz, çalıştığımız müddetçe değerli değiliz. Kendimize iyi bakmak mücadelenin ön şartı değil, ta kendisi.

Bültenin bu sayısında dönüp dolaşıp sığındığımız Audre Lorde, Hayatta Kalmak İçin Bir Ayin şiirini şöyle bitiriyor:

Ve güneş doğduğunda korkarız

durmazsa diye

güneş battığında korkarız

sabah yükselmezse diye

karnımız doyduğunda korkarız

hazmedememekten

karnımız boşken de korkarız

bir daha yemek yiyememekten

korkarız sevildiğimizde

aşk uçup gider diye

korkarız yalnızken yine

ya aşk geri dönmezse

ve konuştuğumuzda korkarız

sözlerimiz duyulmazsa diye

ya da hoş karşılanmazsa

ama sustuğumuzda

hâlâ korkarız

Bu yüzden konuşmak en iyisi

ama şunu hatırlayarak

asla hayatta kalmak için yaratılmadık.”


Hayatta kalmayı ve mücadelemizi, dayanışmamızı kutluyoruz. Biz birbirimize tutunarak, dayanışarak kendi yolumuzdan yürümeye, regl yoksulluğu ve tabusuyla mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu arada kendimize iyi gelen şeyleri bulup onlara sıkı sıkı sarılmayı ihmal etmemeli. Mesela bana bu aralar çiçeklerimi sulamak, balkonda saksıda yetiştirdiğim, kızarmış küçük domateslerimden koparıp yemek ve ara ara Merve Dizdar’ın Cannes Film Festivali’ndeki ödül konuşmasını dinlemek çok iyi geliyor.

"Bu ödülü kendine layık görülenlere boyun eğmeyip eyleme geçen, bu uğurda her şeyi göze alan ve ne olursa olsun umut etmekten vazgeçmeyen tüm kız kardeşlerime ve Türkiye’de hak ettiği güzel günleri yaşamayı bekleyen tüm mücadeleci ruhlara armağan ediyorum."

Biz o mücadeleci ruhlardanız. Oyun bozma gücünün sırrı bu galiba. Belki dünyayı toptan değiştiremeyiz, ama hey hey, ayağa kalkıp keyif törpüleyen feministler olmaya devam etme zamanı. Kendi bildiğimiz yoldan. Bazen yorgun hissediyoruz. Yorgunsak biraz ara verip dinleniyoruz, birbirimize tutunuyor, dayanışıyoruz. Çiçekleri ve domatesleri suluyoruz. Büyüyorlar. Arada yine duruyoruz. Ama sonra yeniden, daima konuşuyoruz. Galiba gerçekten konuşmak en iyisi.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

menstrüel adalet

İlayda Eskitaşçıoğlu

Norveç

Utøya

Breivik

İstanbul

øya

Türkiye

NEREDE YAYIMLANDI?

OyunbozanOyunbozan

BÜLTEN SAYISI

Hey hey, ya oyun bozmaya gücümüz kalmadıysa?

Oyun bozmaya gücümüzün kalmadığını hissettiğimiz zamanlar ve bu dönemlerde nelerden güç bulduğumuz üzerine

08 Haz 2023

YAZARLAR

Konuşmamız Gerek Derneği

Konuşmamız Gerek Derneği olarak ülkemizde regl tabusunu yıkmayı ve regl yoksulluğunu bitirmeyi hedefliyoruz. Bunun da önemli bir ölçüde açıkça konuşarak mümkün olabileceğine inanıyoruz. Bu yüzden “Konuşmamız Gerek!” diyoruz.

Oyunbozan

Toplumsal cinsiyet eşitliği. Keşke bunun için oyunbozan olmamız gerekmeseydi. Biz, oyun bozmak için konuşmayı tercih eden iki feminist doktora öğrencisiyiz. Regl yoksulluğu ve tabusu başta olmak üzere, konuşulmayan konuları konuşmaya karar verdik. Sen de Konuşmamız Gerek’tiğine inanıyorsan, artık buradayız.

İLGİLİ OKUMALAR

;