
Yazan: Merve Öner
Giriş
Hukuk ve ahlak arasındaki ilişki, her zaman tartışılan bir konu olmakla birlikte beraberinde getirdiği sorular ve sorunlar bizleri hem düşünmeye hem de daha fazla sorgulamaya itiyor. İşte bu noktada Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi profesörlerinden Michael Sandel’ın 'Justice' (Adalet) adlı derslerinde bu irdelemenin zirve noktasına ulaşılıyor.
Bir traktörü sürdüğünüzü düşünün ve bir süre sonra yolunuzun üzerinde duran beş işçiyi fark ediyorsunuz, durmanız imkan dahilinde değil ve beş işçi de ölecek. Fakat, eğer yan yola saparsanız, yine duramayacak olsanız da, yolda bir işçi olduğu için, sadece onu öldürmüş olacaksınız. Ne yapardınız? Yan yola sapmadan beş işçinin ölümüne mi neden olurdunuz yoksa yan yola saparak bir işçinin ölümüne mi? Yan yola sapmayı tercih ederdiniz, öyle değil mi? Çünkü: Beş kişinin hayatı bir kişinin hayatına üstün gelir.
O zaman işi biraz daha karmaşık hale getirelim. Bu sefer traktör sürücüsü olduğunuzu değil de köprünün üzerinden traktörü izlediğinizi düşünelim. Traktör son süratle ilerlerken beş işçiye çarpacağını fark ediyorsunuz, tam o sırada yanınızda duran oldukça kilolu bir adam var. Eğer adamı köprüden aşağı iterseniz o beş kişi kurtulacak, fakat ittiğiniz adam ölecek. Ne yapardınız? O şişman adamı köprüden aşağı iter miydiniz? İtmezdiniz, öyle değil mi? Çünkü: Eğer iterseniz kasıtlı olarak bu eylemi gerçekleştirerek bir kişiyi kasten öldürmüş olacaksınız. Peki öyleyse, neden “beş kişinin hayatı bir kişinin hayatından üstündür.” kuralını burada uygulamadınız? İki olay arasındaki fark neydi?
Bu kuralın yansımasının ciddiyetini gözlemek için Michael Sandel, bir örnek daha veriyor. Hastanenin acil servisinde görevli bir doktorsunuz ve aynı anda altı hasta geliyor, beşi hafif biri ise ağır yaralı. Eğer ağır yaralı olan hastaya müdahale ederseniz diğer beş hasta ölecek; eğer beş hastanın müdahalelerini gerçekleştirirseniz ağır yaralı olan hasta ölecek. Ne yapardınız? Beş kişiyi kurtarmak mı yoksa bir kişiyi kurtarmak mı? Beş hastayı kurtarırdınız, öyle değil mi? Çünkü: Beş kişinin hayatı bir kişinin hayatından üstündür.
Bu örneğimizi de biraz daha değiştirelim ve aklımızdaki soruları cevaplandırmadan önce biraz daha sorgulayalım. Yine bir has- tanenin doktoru olduğunuzu düşünün. Bu sefer aynı anda beş hastanın farklı organ yetmezliklerinin olduğunu tespit ediyorsu- nuz. Tam o sırada genel muayene için gelen sağlıklı bir kişi var. Önünüzde iki seçenek var: Sağlıklı kişinin organlarını beş hastanın organ yetmezliklerini tedavisinde, o kişiyi öldürerek gerçekleştirebilirsiniz. Diğer taraftan herhangi bir eylemde bulunmayarak beş kişinin ölümüne de tanıklık edebilirsiniz. Siz ne yapardınız? Sağlıklı olan kişiyi öldürmezdiniz, öyle değil mi? Traktör olayındaki gibi aynı soru aklımıza geliyor, “beş kişinin hayatı bir kişinin hayatından üstün değil miydi?” Neden sağlıklı olan kişiyi öldürmeyi tercih etmedik?
Tüm bu sorulara verilen cevaplar, hukuk felsefesinde “Ahlak İlkeleri” başlığı altında ya ‘sonuçsal yaklaşım’a (moral principles of consequentialist) veyahut ‘kategorik yaklaşım’a (moral principles of categorical) karşılık geliyor.
Sonuçsal Yaklaşım Nedir?
Sonuçsal yaklaşım, kişinin davranışının doğru veya yanlış yargıya sahip olmasının bir önemi olmadığını; söz konusu davranışın sonucunun ahlaken doğruluğu veya yanlışlığı hakkındaki yargının temel alındığını savunan görüştür. Diğer bir ifadeyle, kişinin davranışlarının sonuçları tercihin doğru veya yanlış olmasından daha büyük bir öneme sahip. Örnek vermek gerekirse, yalan söylemek ahlaken doğru değildir fakat eğer bu davranış sonucunda masum bir kişinin kurtulması söz konusu ise davranışın ahlaki yargısının göz ardı edilebileceği anlamına gelir.
Bentham’a göre, hayatımıza egemen olan iki efendi vardır: zevk ve acı. İnsan olarak hayatımızda üst seviyede zevk, mutluluk; olabildiğince düşük seviyede ise acı ve ıstırap isteriz. Gerek bireysel gerekse toplumsal yaşamımızda ahlaken doğru olanı yapmalıyız, bu da toplumsal refahı, ortak mutluluğu en üst seviyeye çıkarmaktan geçer.
Kategorik Yaklaşım Nedir?
Ahlaki ilkelerin bir başka görünümünü oluşturan kategorik yaklaşımda ele alınması gereken temel nokta davranışların ahlaken doğru olmasıdır. Eğer tercihlerimizin getirisi olan eylemlerimiz evrensel anlamda ve mutlak olarak doğru ise o zaman davranışlarımız da aynı yönde ahlaken doğru sayılacaktır.
Kurgusal olaylarımıza baktığımızda, beş kişiyi kurtarmak amacıyla bir kişiyi öldürmenin tercih edilmesi veyahut beş kişiyi kurtarmak için bir kişiyi köprüden iterek kullanmak Kant’ın ahlak anlayışına ters düşecektir.
Kant, kategoriksel zorunluluk kuramında kısaca ifade etmek gerekirse, koşullar ne olursa olsun isteklerimizin evrensel yasalara uymak durumunda olduğunu belirtir. Örneğin, yalan söylememek her türlü koşulda evrensel bir görevdir, aksi durumda ahlaki açıdan doğru olanı yapmamış oluruz.
Tüm bu kuramlara rağmen, her ne kadar başlangıçta bahsedilen kurgusal olayların getirdiği sorulara verilen cevaplar bizleri ‘Ahlak İlkeleri’ adı altında birkaç kurama götürüyor olsa da, günün sonunda herkesin ‘hukuk ahlakının’ kendine göre olduğunu; bununla birlikte, içinde bulunulan zorlu ikili yollar her zaman beş kişi veya bir kişiyi öldürmek kadar çetrefilli olmasa da günün sonunda, vicdanımızı göz önünde bulundurarak hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Peki, yönelttiğim onca soruya karşılık ben ne yapardım?
Bildiğim tek şey; cinayet, cinayettir.
Kaynakça:
Michael J.SANDEL, JUSTICE, What Is The Right Thing To Do?, Lecture 1https://labfilhikmah.wordpress. com/2018/03/28/moral-principle-con- sequentialist-and-categorical/
https://en.wikipedia.org/wiki/Kanti- an_ethics
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Üstad Dergi'nin ikinci sayısı yayımda.
31 Mar 2023

YAZARLAR

Üstad Dergi
Herkes için avukatlık dergisi.
İLGİLİ OKUMALAR


